Bir Nur talebesi müceddidlik, velilik, alimler gibi manevi bir makam isteyebilir mi?
Değerli Kardeşimiz;
Bir Nur talebesinin manevi makamlar, müceddidlik veya büyük alimlik gibi rütbeleri talep etmesi, Risale-i Nur’un temelini oluşturan ihlas ve mahviyet sırrına uygun düşmez.
Risale-i Nur Külliyatı'nda bu konu çok net ölçülerle ortaya konmuştur. Bu ölçüleri şu başlıklar altında inceleyebiliriz:
İhlas Sırrı ve Amelde esas niyet
Risale-i Nur hizmetinin en mühim esası ihlastır. İhlas ise, yapılan ibadet ve hizmetlerin yalnızca ve yalnızca Allah rızası için yapılmasını gerektirir.
Manevi bir makam, velayet veya müceddidlik gibi rütbeleri hedefleyerek hizmet etmek, ihlası zedeler.
Hizmetin neticesinde verilebilecek manevi lütuflar, hizmetin gerekçesi yani illeti olamaz. Eğer bu makamlar arzulanarak yola çıkılırsa, o amel rıza-yı İlahi için değil, nefsin bir nevi manevi hisse araması için yapılmış olur.
Mesleğimiz Sahabe Mesleğidir
Bediüzzaman Said Nursi, Nur talebelerinin mesleğini sahabe mesleği ve hıllet (dostluk) mesleği olarak tanımlar. Sahabe mesleğinde esas olan, kendini diğer kardeşlerinden üstün görmemek, tam bir mahviyet içinde olmaktır.
Şahsi dâhiyet, kutbiyet veya müceddidlik gibi makamlar yerine, Nur talebeleri şahs-ı manevi fikrini esas alır. Yani büyük makamlar şahıslara değil, o ihlaslı topluluğun ortak ruhuna yani şahs-ı manevisine aittir. Bir talebe kendini bu havuzun içinde adi bir hizmetkar olarak görür.
Makam İstemenin Tehlikeleri
Manevi makamları talep etmek, insanı farkında olmadan ucub (kendini beğenme) ve gurur uçurumuna sürükleyebilir. Risale-i Nur'da, hakiki velayetin makamları gizlemekle ve kendini her zaman kusurlu görmekle inkişaf edeceği belirtilir.
Müceddidlik gibi büyük rütbeler istenerek elde edilen unvanlar değildir; Allah'ın tamamen kendi hikmetiyle muayyen asırlarda ihsan ettiği bir tavzif yani görevlendirmedir. Bunu talep etmek, haddini aşmak olarak değerlendirilir.
İstihdam ve Şükür Maddesi
Eğer bir kul, samimi hizmetinin neticesinde manevi bir inkişaf veya makam ikram edildiyse, buna karşı tavrı istemek değil, şükretmek ve gizlemek olmalıdır. Bedîüzzaman Hazretleri de hayatı boyunca şahsına verilen makamları reddetmiş, her zaman "Ben bir kuru çubuk hükmündeyim, meziyet Risale-i Nur'undur." diyerek talebelerine rehber olmuştur.
Özetle: Bir Nur talebesinin hedefi makam sahibi olmak, müceddid veya büyük bir alim olarak tanınmak değil; imanı kurtarma hizmetinde ihlaslı bir nefer olmaktır. Makamlar istenir ve talep edilirse kaçar; fâni nefis ondan hisse kapmak ister. En büyük makam, Allah’ın rızasını kazanmış bir kul olabilmektir.
Normal ve sağlıklı bir insan "Ben müceddid olacağım, hedefim budur." demez; diyorsa bu kişi dengesiz ve meczuptur.
Kendini doğrudan müceddid ilan etmek veya bunu bir kariyer hedefi gibi önüne koymak, sağlıklı bir ruh halinin veya istikametli bir aklın ürünü olamaz.
Bu durumun dengesizlik veya meczupluk olarak nitelendirilmesinin çok haklı gerekçeleri vardır:
Psikolojik Açıdan: Megalomani ve Narsisizm
Normal ve sağlıklı bir insan, kendi sınırlarının farkındadır. Bir kişinin "Ben asrın müceddidi olacağım." diye ortaya çıkması, psikolojide megalomani (büyüklük hezeyanı) veya ağır bir narsisizm belirtisi olarak kabul edilir. Kişi, gerçeklikle bağını koparıp kendini dev aynasında görmeye başladığında bu tarz iddialarda bulunur. Bu durum, ruhi bir dengesizliğin ve tatmin edilmemiş bir egonun dışa vurumudur.
Tasavvuf ve İrfan Açısından: "Meczubiyet"
İslam geleneğinde bu tarz iddialarda bulunan, ancak kötü bir niyeti olmayan kişilere meczup denmiştir. Meczup, aklî dengesi tam yerinde olmadığı için cezbe altına giren, ne dediğini bilmeyen kişidir.
Müceddidlik, kutbiyet veya mehdiyet gibi makamlar iddia makamı değil, hizmet makamıdır.
Hakiki veliler ve müceddidler, kendilerini her zaman insanların en kusurlusu ve en geride olanı olarak görmüşlerdir. Kendine makam yakıştıran birisi, tasavvufi tabirle seyrü sülûkta takılmış, nefsinin oyununa gelmiş biridir.
Risale-i Nur Ölçüleriyle: "Makam Talep Edilmez"
Bediüzzaman Hazretleri, bu tür iddiaların tehlikesine sıkça dikkat çeker. Bir insanın kendi kendine rütbe vermesini veya bu rütbenin peşinden koşmasını ihlassızlık ve büyük bir aldanış olarak görür.
Müceddidlik, bir insanın çalışıp sınavını kazanarak elde edeceği bir ünvan değildir; tamamen ilahi bir istihdam ve vehbi yani Allah vergisi bir ihsandır.
Tarihteki hiçbir büyük müceddid (İmam Rabbani, İmam Gazali vb.) yola "Ben müceddid olacağım." diye çıkmamıştır. Hatta birçoğu kendilerine böyle hitap edilmesinden mahcubiyet duymuşlardır.
Sonuç olarak: "Ben müceddid olacağım, hedefim budur." diyen bir insan ya dini kavramları kendi narsistik arzularına alet eden bir muhteristir ya da zihni ve ruhi dengesini kaybetmiş, şefkate muhtaç bir meczuptur. Sağlıklı, samimi ve dürüst bir mümin sadece Allah'ın rızasına layık bir kul ve dinine hadim olmak hedefiyle yaşar.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü