Bediüzzaman Said Nursi'ye beslediğimiz muhabbeti; kudsiyet verdiğimiz zannıyla eleştiriyorlar. Nasıl cevap verilebilir?
Değerli Kardeşimiz;
- Peygamberlere karşı hürmet ve muhabbet etmek İslam’ın emridir.
- Âlimlere ve salihlere karşı hürmet ve muhabbet etmek İslam’ın emridir.
- Anne ve babaya karşı hürmet ve muhabbet etmek İslam’ın emridir.
- Yaşlılara karşı hürmet ve muhabbet etmek İslam’ın emridir.
- Din için mücadele edenlere karşı hürmet ve muhabbet etmek İslam’ın emridir.
- Hoca, öğretmen, usta, abla, ağabey vesairelere karşı hürmet ve muhabbet etmek İslam ahlakının bir gereğidir.
Bunlarla ilgili ayet ve hadislerden bazıları şöyledir:
“De ki bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Bu gerçeği ancak akıl sahipleri düşünüp öğüt alır.” (Zümer Suresi, 39/9)
Ebû Mes’ûd Ukbe İbni Amr el–Bedrî el–Ensârî radıyallahuanh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Cemaata Kur’an’ı en iyi bilen ve okuyanları imam olsun. Kur’an bilgisinde eşit iseler, sünneti en iyi bilen; eğer sünnet bilgisinde de denk olurlarsa, önce hicret etmiş olan; hicret etmekte de aynı iseler, yaşca en büyükleri imam olsun. Hâkim ve yetkili olduğu yerde kişiye, izni olmadıkça bir başkası imam olmaya kalkmasın. Hiç kimse, başkasının evinde, izni olmadıkça ev sahibinin hususi yerine oturmasın.”(1)
Kur’anı iyi okuyup iyi anlamak, sünnet bilgisi, hicret ve yaşça büyük olmak gibi ölçüler imamlıktaki tercih sebepleridir. Demek ilim ve fazilet sahibi yaşlılara saygılı davranmak da bir fazilettir.
Ebû Yahyâ (veya Ebû Muhammed) Sehl İbni Ebû Hasme el–Ensârîradıyallahuanh şöyle dedi:
"Abdullah İbni Sehl ve Muhayyısa İbni Mes’ûd, sulh günlerinde Hayber’e gitmişlerdi. (İşlerini görmek için birbirlerinden) ayrıldılar. Neticede Muhayyısa, (buluşma yerine geldiğinde) Abdullah İbni Sehl’i kanlar içinde can çekişirken buldu. Onu defnetti ve sonra Medine’ye döndü."
"(Abdullah’ın kardeşi) Abdurrahman İbni Sehl (durumu öğrenince yanına) Mes’ûd’un oğulları Muhayyısa ve Huvayyısa’yı da alarak Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e gitti. Oradakilerin yaşça en küçüğü olan Abdurrahman, hâdiseyi anlatmaya başladı. Bunun üzerine Hz. Peygamber:
“Sözü büyüğünüze bırak, sözü büyüğünüze bırak!”
buyurdu. Abdurrahman sustu ve hâdiseyi ötekiler anlattı."(2)
"Câbir radıyallahuanh’den rivayet edildiğine göre, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem, Uhud Gazvesi’nde şehid düşenleri her mezara iki kişi konacak şekilde toplattı ve sonra:
“Bunların hangisi daha çok Kur’an bilirdi?”
diye sordu. Şehidlerden hangisi gösterilirse, önce onu kıbleden yana koydu."(3)
Görüldüğü gibi ilim her yerde öncelik ve saygı sebebidir. Kabre definde bile...
Ebû Mûsâ radıyallahuanh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Saçı–sakalı ağarmış Müslümana, aşırı gitmeyip ahkâmıyla amel etmekten kaçınmayan Kur’an hâfızına ve âdil hükümdara saygı göstermek, Allah Teâlâ’ya duyulan saygı ve ta’zimden ileri gelir.”(4)
Amr İbni Şuayb’ın, babası vasıtası ile dedesinden rivâyet ettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu.
“Küçüklerimize acımayan, büyüklerimizin (büyüklük) şerefini tanımayan bizden değildir.”(5)
İnsanların durumlarına göre tavır almak bir ayrımcılık ve iltimas değil; insanları seviyelerine göre değerlendirmektir.
İslam hukuku karşısında insanlar eşittirler. Beşeri ilişkilerde insanların içtimaî durumlarına göre muamele görmesi normal karşılanır. Bir âlime cahil gibi, bir çocuğa büyük gibi, bir idareciye sıradan bir şahıs gibi davranmak doğru olmadığı gibi, hakaret bile sayılabilir.
Peygamber Efendimiz (asm)'in elçilere, kavim ve kabilesi arasında mevki sahibi olanlara hususi ikramlarda bulunduğu bilinmektedir. Kapımıza gelen bir dilenciye yaptığımız yardımla yakinen bildiğimiz bir fakire yaptığımız yardımın değişik olması da bu sebeptendir.
Bu gibi inceliklerden haberi olmayan bazı cahil takımının âlim ve evliyalara karşı gösterilen saygı ve sevgiyi kudsiyet veyamasumiyet vermek olarak görüyor. Oysa masumiyet ve ismet sıfatı sadece peygamberlere aittir. Onun dışındaki bütün insanlar hata edebilirler. "Said-i Nursi masum ve ismet sahibidir" diyen ya ahmaktır ya da yolunu şaşırmış bir sapkındır. Ama onu büyük bir mürşit, âlim ve veli görüp ona saygı ve sevgi gösterenlere tan etmek de ayrı bir ahmaklık ve sapkınlık alametidir.
Enbiya ve evliya Cenab-ı Hakk’ın en sevdiği kulları olduğuna göre, onları sevmek ancak Allah sevgisinden gelir, başka olamaz. O müstesna zatları Allah namına sevmek hem bu dünyada ruha büyük bir sürur verir, hem de ahirette onlarla ebedî bir beraberliğe vesile olur.
Cenab-ı Hak, büyük - küçük bilmez, âlim - evliya tanımaz, bilenle - bilmeyeni bir tutan, hatır - gönül tanımaz sapkınların yolundan bizi muhafaza eylesin. Âmin!
Dipnotlar:
(1) bk. Müslim, Mesâcid, 290.
(2) bk. Buhârî, Cizye 12, Edeb 89, Diyât 22; Müslim, Kasâme 1, 3, 6. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Diyât 8; Tirmizî, Diyât 4, 22; Nesâî, Kasâme 3, 4, 5; İbni Mâce, Diyet 28.
(3) bk. Buhâri, Cenâiz 72, 75, 78, Meğâzî 26. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Cenâiz 27; Nesâî, Cenâiz 62; İbni Mâce, Cenâiz 28; Tirmizî, Cenâiz 31.
(4) bk. Ebû Dâvûd, Edeb 20.
(5) bk. Ebû Dâvûd, Edeb 58; Tirmizî, Birr 15.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü