Bediüzzamana; "Said-i Nursi" değil, "Said Nursi" veya "Said-i Nurs" denilmesini ifade ediliyor. Arapça mantığa göre doğrusu nedir?
Değerli Kardeşimiz;
Bu düşünceler temelden yanlıştır. Said-i Nursi veya Said-i Kürdi terkipleri Arapça bir terkip değil, Osmanlıcada yaygın olarak kullanılan Farsça bir terkiptir. Meselâ; “Kelam-ı Kadim” terkibi de kelimeler Arapça fakat terkip şekli Farsçadır. Bunu Arapça olarak düşünüp “Kadim’in kelamı” demek yanlıştır. Doğru manası: “Kadim olan Kelam” şeklindedir.
Bunun gibi, “Said-i Nursi” terkibi, "Nursî / Nurslu olan Said" manasına gelir.
İmam-ı Gazali, İmam-ı Rabbanî, İmam-ı Azam terkipleri de böyledir. Gazalî-Rabbani-Azam (unvanlarıyla meşhur olan) imamlar demektir.
“Said Nursi” de Arapça bir terkip değildir. İsim ve soy addan meydana gelen ve mürekkep bir isim olmayan, ayrı iki kelimelik (Akif Ersoy gibi) Türkçe bir ifadedir. Eğer Arapça bir terkip kabul edilse, bu takdirde bu bir sıfat tamlaması olur. Sıfat ile mevsuf arasında ma’rife ve nekre (belirlilik veya belirsizlik) bakımından aynı olması gerekir. Oysa, burada Said kelimesi âlem (özel isim) olduğundan marifedir, Nursi kelimesi ise nekredir.
Demek ki, Arapça’da böyle tasavvur, Arapça dil kaidesine aykırıdır. Doğrusu: “Said en-Nursi” şeklinde olur. Nitekim Araplar da “Said en-Nevresi” şeklinde -Nursi kelimesini, belirliliği ifade eden el takısıyla- kullanırlar.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü