"Belki hikmet-i İlâhiye, nihayetsiz makamâtı katedecek olan insanın istidadına muvafık bir dâr-ı teklifi iktiza ettiği için, melâikelerin aksine olarak, muktezâ-yı fıtratları olan malûm günahla Cennetten ihraç edildi." cümlesini açıklar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İnsan, yaratılış itibarıyla gelişmeye ve değişmeye müsait bir mahiyette yaratılmıştır. İnsanların melekler ve hayvanlar gibi makamları sabit değildir.

İnsan, ahsen-i takvîmde yaratıldığı ve ona gayet câmi’ bir istidad verildiği için, esfel-i sâfilînden tâ âlâ-yı illiyyîne, ferşten tâ Arşa, zerreden tâ şemse kadar dizilmiş olan makamâta, merâtibe, derecâta, derekâta girebilir ve düşebilir bir meydan-ı imtihana atılmış, nihayetsiz sukut ve suûda giden iki yol onun önünde açılmış bir mu’cize-i Kudret ve netice-i hilkat ve acûbe-i san’at olarak şu dünyaya gönderilmiştir.” (23. Söz)

İşte insanın bu üstün yaratılışı onun önüne iki yol açmıştır. Birinde iman ve salih amel ile manen çok yüksek dereceler kazanmak, diğerinde ise küfür ve isyan yolunu tutarak çok aşağılara düşmek.

En büyük sermayemiz akıl... Onu doğru kullananlar hidâyet yolunu seçmekle Allah’ın razı olduğu ve sevdiği üstün kullar zümresine dâhil olmuşlardır. Yanlış kullananlar ise batıl inançlara, yanlış felsefî cereyanlara, ahlâksızlığın her çeşidine sapmakla o yüksek insanlık mahiyetini hayvanlıktan çok aşağılara düşürmüşlerdir.

İnsanın istidadının câmi’ olması, kalbinden aklına, hafızasından vicdanına, merakından korkusuna kadar bütün latîfelerini, duygularını, his dünyasını ifade eder.

İşte insan, kendisine ihsan edilen bu çift yönlü irade sıfatıyla, yine kendisine ihsan edilen bütün maddî ve manevî sermayesini doğru kullanmayı tercih ettiği takdirde âlâ-yı illiyîne çıkar, aksi halde esfel-i safilîne düşer.

İnsanın bu terakki ve tedennisi için bir imtihan yeri lazımdır. Kuş olmaya namzet olan yumurta ile ağaç olmaya namzet bir tohumun her yerde neşvü nema bulması mümkün olmuyor. Belirli şartların olması lazım. Bir çekirdeğin ağaç olması için münbit bir toprağın altına girmesi ve belli merhalelerden geçmesi gerekiyor. Aksi takdirde çürüyüp zayi olur.

Aynen bunun gibi, insanın da mahiyetindeki cevherleri inkişaf ettirebilmesi için dünya imtihanına tâbi tutulması lazımdır. Bunun için "mukteza-yı fıtratları olan malum günah" ifadesi kullanılmaktadır. Yani yaratılışlarının icabı olarak ayağı sürçtü ve yasaklanan meyveden yedi. Bunun üzerine Cenab-ı Hak da onu yeryüzüne gönderdi.

Günahlar, büyük ve küçük olmak üzere iki kısımdır. Büyük günahların başlıcaları şunlardır: Adam öldürme, zina, içki içme, ana babaya karşı gelme, kumar, yalancı şahitlik, dine zarar verecek bid'atlara taraftar olmak.

Bütün peygamberler, nübüvvetlerinden önce de sonra da hiçbir şekilde büyük günah işlememişlerdir. Zaten peygamberlerin beş sıfatından biri de ismettir. İsmet sıfatı, onların günahlardan muhafaza edildiği, gizli veya açık hiçbir günah işlemediklerini ifade eder.

Ancak, bazı peygamberler hata yoluyla, unutmak veya daha iyiyi terk etmek suretiyle bizim bildiğimiz mânada "zelle" denen bazı hatalar işlemişlerdir. Hz. Âdem (a.s.)'in cennette iken yasak ağacın meyvelerinden yemesi de, zelle’ye misal olarak verilebilir.

Hz. Âdem (as), yasak meyvelerden yemekle bizim bildiğimiz mânâda bir günah işlememiş, daha iyi olanı terk etmiştir. Neticede de, bu hatalarından dolayı cennet nimetlerinden mahrum kaldılar. Cennette günah ve sevap mefhumunun olmaması bu günahın, bilinenden başka bir şeklinin olduğu da anlaşılır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

k.toprak
Muhterem ağabeyler birşey öğrenmek istiyorum hani Adem babamız Ve havva annemiz malum zelleyle dünyaya gönderilmişler ya eğer o malum hatayı işlemeselerdi yine dünyaya hatasız olarak imtihan yurdu olan dünyaya gönderilirdi diyebilirmiyiz o malum zelle bizlere günahlardan sonra tövbe etmenin metodunu öğretmek için olabilirmi bu konuda kısa bir aydınlanma istiyorum?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (editor)

Malum zelle vesile edilerek dünyaya gönderilmeleri şüphesiz ki, bizim için bir çok ders ve ibret vesilesidir. Nitekim İslam alimleri, eserlerinde bu konuda bir çok ders çıkarıp istifademize sunmuşlardır. Ancak şayet malum zelle işlenmese idi, sonuç ne olurdr şeklindeki bir suale kesin cevap vermek mümkün değildir. Bü tür konularda Mutezile, Cebriye ve Ehli sünnetin farklı bakışları vardır. Kısacası Ehli sünnet bu konuda susmayı tercih ediyor ve bilemeyiz diyorlar. Bizim de vereceğimiz cevap bundan ibarettir.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
ecram-ı semaviyye
aslında hz.adem (as)'ın malum günahla cenetten çıkarılması,mevcut programın işlemesi açısından bir basamaktı..insan fıtratının;hata,kusur,nisyan vb.noksanlıklara düçar olabilmesi hilkatinin bir parçasıydı..Allah'ın tevvab,settar,ğafur,rahman,rahim isimlerinin tecellisi ancak bu şekilde tezahür edebilirdi..rızık,aç olanlara verildiği gibi,af ve mağfiret,günahların örtülmesi için hata ve günah filleri mevcut olmalı..burada aslolan hz,adem(as)'in pişmanlığı,tevbesi ve allah'ın rahmetinden ümidini kesmemesidir..ve evet,o hatayı işlemeselerdi ne olurdu?orası meçhuldur..bizim için önemli olan o günah işlenmiş ve af,mağfiret,şefkat mekanizması işlemeye başlamıştır..ve kainatın yaradılış sebebi,alemlerin nuru hz.muhammed mustafa(asm)'ın teşrifleri için,geriye sayım başlamıştır..
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR