"Ben gizli bir hazine idim. Bilinmek istedim, mahlukatı yarattım." Hadisinin kaynağı nedir, Samed ismiyle izah eder misiniz?

"Ben gizli bir hazine idim. Bilinmek istedim, mahlukatı yarattım." Hadisinin kaynağı nedir, Samed ismiyle izah eder misiniz?
Soru Detayı

- Kâinatın yaratılmasındaki en mühim sebep nedir? Rabbimizin, “Ben gizli bir hazineydim bilinmek istedim”, ifadesi mi? “Habibim! Sen olmasaydın, Ben kâinatı yaratmazdım” ifadesi mi?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

“Ben gizli bir hazine idim. Bilinmek istedim, mahlûkatı yarattım.”

Bu hadis-i kudsinin kaynakları şöyledir:

1. Ed-Dürerü’l-Müntesire, Celalettin-i Suyuti, 125.
2. El-Esraru’l-Merfua, Aliyyu’l-Kâri, 273.
3. Keşfu’l-Hafa, Aclunî, 2/133.
4. El-Fetevâ, El-Halîlî, 1/72.
5. Mesnevi, Celâleddin-i Rumî, 5/104.
6. Divan-ı Mevlânâ Câmî, 37.
7. Divân-ı Niyaz-i Mısrî, 2.
8. Divân-ı Şeyh Ahmet Cezerî, 1/190.
9. İşârâtü’l-İ’câz, Bediüzzaman Said Nursi, 23.

Bazıları bu ve buna benzer meşhur olmuş bazı hadislerin Kütüb-ü Sitte’de olmadığından dolayı şüpheye düşüp itiraz edebiliyorlar. Şunu özellikle ifade etmek gerekir ki, bu en sahih altı hadis kitapları en makbulleri olmakla birlikte, tek kaynak olan hadis kitapları değildir. Bunlardan başka yine güvenilir hadis kitapları elbette mevcuttur. Bunlar da cumhur-u ulema denilen güvenilir âlimlerin saygısını kazanmış ve makbul olmuş eserlerdir. Yukarıda bu hadisin kaynakları olarak verilen eserleri incelediğimizde, yalancı ve aldatan kişiler olmadığını ve alimlerimizin müracaat ettikleri temel güvenilir kaynak eserler olduklarını görürüz. Bediüzzaman hazretleri gibi çok güvenilir müceddidler bile bu kaynaklara güvenerek hadis alıyorsa, bizim de itimad edip hürmet etmemiz gerekir.

Risale-i Nurlarda geçen yeri de burasıdır:

"Eğer insan, maddi ve manevi her bir uzvunu Allah'ın emrettiği yere sarf etmekle hamdin şubelerinden olan şükr-ü örfîyi îfa ve şeriate imtisal ederse, insanın cevherinde vedîa bırakılan o örneklerin her birisi, kendi âlemine bir pencere olur. İnsan, o pencereden, o âleme bakar ve o âleme tecelli eden sıfatla o âlemden tezahür eden isme bir mir'at ve bir ayna olur."

"O vakit insan, ruhuyla, cismiyle âlem-i şehadet ve âlem-i gayba bir hülasa olur ve her iki âleme tecelli eden, insana da tecelli eder. İşte bu cihetle, insan, sıfat-ı kemaliye-i İlahiyeye hem mazhar olur, hem muzhir olur. Nitekim Muhyiddin-i Arabî, كُنْتُ كَنْزًا مَخْفِيًّا فَخَلَقْتُ الْخَلْقَ لِيَعْرِفُونِى ["Ben gizli bir hazine idim. Bilinmek istedim, mahlukatı yarattım." (Süyûti, ed-Dürerü'l-Müntesire, s. 125; Ali el-Kàrî, el-Esrârü'l-Merfûa', s. 273).] hadis-i şerifinin beyanında, 'Mahlukatı yarattım ki, bana bir ayna olsun ve o aynada cemalimi göreyim.' demiştir." (İşârâtü'l-İ'câz, Fâtiha Suresi)

Bu gibi kudsi hadisleri ekseriyetle, ilimde râsih olmayan ve manasını anlamakta aciz bidat fırkalar inkâr ediyor. Böyle bidat fırkalarının inkârları ilim açısından bir değer taşımaz. Bizim kıstas ve mihengimiz İslam’ın en esaslı ve istikametli yolu olan Ehl-i sünnetin yoludur. Ehl-i sünnet dairesinde olan âlimlerin kolektif aklı ve sezgisi ümmeti yanıltmaz. Lakin bidat ehli olan bazı muhalif âlimlerin itiraz ve inkârları insanları çok yanıltır.

  • Samed, her şeyin kendine muhtaç olup, kendisi hiç kimseye ve hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah demektir. Allah’ın güzel isimlerindendir.

Samed ismi ışığında bu kudsi hadise baktığımız zaman; "Bilinmeye ve kendimi teşhir etmeye muhabbet ettim" ifadesi ise, Allah’ın kudsi şuûnatına bir işarettir. Yani Allah’ın kendi güzelliklerini kâinat ve varlık vasıtası ile teşhir ve ilan etmesi bir ihtiyaçtan dolayı değil, Zat-ı Akdesine münasip ve ulvi olan şuunatının bir tecellisidir.

Şuunat-ı İlahiye: Şuunat, şe’nin çoğulu. Şe’n için Türkçemizde tam bir karşılık bulamıyoruz. En yakın mânâ olarak “şan, hal, tavır, kabiliyet” deniliyor.

Hâlık (yaratıcı) Allah’ın bir ismidir. Hâlıkiyet ise şe’nidir. Yâni, yaratıcı olmak Allah’ın şânındandır. Bu hâlıkiyetini icra etmek diledi mi bu dilemeyi, yâni bu iradeyi, ilim, kudret gibi sıfatlar takip ediyor ve halk (yaratma) fiili icra ediliyor. Böylece yaratılan o mahlûkta Hâlık ismi tecelli ediyor.

Rab da Cenâb-ı Hakk’ın bir başka ismi. Rab, yâni terbiye edici. Rububiyet (terbiye edici olmak) ise Allah’ın bir şe’ni.

Bütün İlâhî isimler böylece düşünüldüğünde her birinin şuunât-ı İlâhiyeden bir şe’n’e dayandığı anlaşılır.

Sevmek, lezzet almak, hoşlanmak insan için birer şe’ndir. Allah da mahlûkatını sever ama bizim bir eserimizi sevmemiz gibi değil. İşte bu İlâhî muhabbeti, mahlûkatın sevgilerinden ayırmak için “mukaddes” kelimesi kullanılır.

Allah da kulunun ibadetinden memnun olur. Ama bu memnuniyet bir padişahın kendisine itaat eden bir askerinden memnuniyeti cinsinden değildir. İşte bunu zihinlere yerleştirmek için “memnuniyet-i mukaddese” tabiri kullanılıyor. Bunlar da şuunat-ı İlâhiye’dendirler. Allah’ın bütün mahlûkatının ihtiyaçlarını görmekte bir lezzet-i mukaddesesi vardır. Ama bu lezzet, bizim bir fakiri giydirmekten yahut doyurmaktan aldığımız lezzet gibi değildir.

“Her bir faaliyette bir lezzet nev’i vardır.” hakikatinden hareket ederek kâinata nazar ettiğimizde, Cenâb-ı Hakk’ın her bir fiilini icra etmekte, her bir ismini tecelli ettirmekte bir lezzet-i mukaddesesi olduğu aklımıza görünür. Bu lezzetin keyfiyetini ise akıl idrak edemez. Zira akıl ancak mahlûkat sahasında düşünebilir.

Şuûnattaki bu yüksek ve ulvi keyfiyetler asla ve kata bir insanın ihtiyaç ve düşkünlüğü gibi bir halet değildir. Allah’ın muhabbeti, lezzeti, memnuniyeti, tebessümü, öfke ve gadabı Samed ve İlahlık vasfına münasip hallerdir, bizim mana-yı örfümüzdeki gibi bir ihtiyaçtan hâsıl olan haller değildirler.

  • Kâinatın yaratılmasındaki en mühim sebep konusuna gelince;

"Madem şu kâinatın Hâlıkı, her nevide bir ferd-i mümtaz ve mükemmel ve câmi halk edip, o nev'in medar-ı fahri ve kemâli yapar. Elbette, esmâsındaki İsm-i Âzam tecellîsiyle, bütün kâinata nisbeten mümtaz ve mükemmel bir ferdi halk edecek. Esmâsında bir İsm-i Âzam olduğu gibi, masnuatında da bir ferd-i ekmel bulunacak ve kâinata münteşir kemâlâtı o fertte cem edip kendine medar-ı nazar edecek."

"O fert, herhalde zîhayattan olacaktır. Çünkü envâ-ı kâinatın en mükemmeli zîhayattır. Ve herhalde, zîhayat içinde o fert zîşuurdan olacaktır. Çünkü, zîhayatın envâı içinde en mükemmeli zîşuurdur. Ve herhalde, o ferd-i ferid, insandan olacaktır. Çünkü, zîşuur içinde hadsiz terakkiyâta müstaid, insandır.

"Ve insanlar içinde, herhalde o fert Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm olacaktır."
(Yirmi Dördüncü Mektup İkinci Zeyl)

"Her cemal ve kemal sahibi kendi cemal ve kemâlini görmek ve göstermek istemesi sırrınca, o sultan-ı zîşan dahi istedi ki, bir meşher açsın, içinde sergiler dizsin, ta nâsın enzarında saltanatının haşmetini, hem servetinin şaşaasını, hem kendi san'atının harikalarını, hem kendi marifetinin garibelerini izhar edip göstersin. Ta, cemal ve kemâl-i mânevîsini iki vecihle müşahede etsin: Bir vechi, bizzat nazar-ı dekaik-âşinâsıyla görsün. Diğeri, gayrın nazarıyla baksın." (Sözler, On Birinci Söz)

Peygamber Efendimiz (asv)'in, Allah katındaki makam ve mevkii, O'nun isim ve sıfatlarına en büyük bir ayna olmasındandır. Yani Peygamber Efendimiz (asv), Allah’ın isim ve sıfatlarını en azam bir makamda, en azam bir derecede izhar ve ilan ettiği ve ona tam bir ayna olduğu için, habibiyet makamını elde etmiştir. Bu da gösterir ki kâinatı ve Peygamber Efendimiz (asv)'ı yaratması ve vesile kılmasının temelinde kendi cemal ve kemalini görmek ve göstermek istemesi yatmaktadır. Mevcudatı yaratmasındaki en mühim sebep budur.

Allah mevcudat sergisinde sergilediği sanatını, önce kendi İlahi nazarı ile seyredecek, sonra da diğer mahlûkatın nazarına takdim edecek. Allah’ın sanatını sevmesi ve sanatları içinde en büyük olan Hazreti Peygambere habibiyet payesini vermesinin ardında, kendi cemal ve kemaline olan muhabbeti yatıyor. Yani Allah kendi cemal ve kemalini sevdiği için âlemleri yarattı. Acîb bir şuunat-ı İlahi, tavr-ı aklın haricinde kudsi bir sevgi. Bunun bir lem’ası insanda tecelli ettiği için, insan kendini çok beğenir. Hatta felsefedeki istikametsiz Narsizm (Kendini tapacak kadar beğenmek) anlayışı, bu şuunat tecellisinin bir çarpıtılmasıdır denilebilir.

İnsanların çoğu ne yazık ki; "Ben sende kendimi gördüğüm için seni sevdim, yoksa seni hiç sevmedim; ben ancak kendimi sende sevdim." talihsizliğini yaşıyorlar.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Okunma sayısı : 47.370
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Ziyaretçi (doğrulanmadı)
Bu kudsî hadisin en güzel tefsiri: "Her cemâl ve kemâl sahibi, kendi cemâl ve kemâlini görmek ve göstermek istemesi sırrınca, o sultan-ı zîşan dahi istedi ki, bir meşher açsın, içinde sergiler dizsin; tâ nâsın enzârında saltanatının haşmetini, hem servetinin şâşaasını, hem kendi san'atının hârikalarını, hem kendi mârifetinin garîbelerini izhâr edip, göstersin. Tâ, cemâl ve kemâl-i mânevîsini iki vecihle müşâhede etsin: Bir vechi, bizzat nazar-ı dekâik âşinâsıyla görsün; diğeri, gayrın nazarıyla baksın. " ilâ âhir..11. sözdür..
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Emrah Kurt

ACLÛNÎ, Keşfu’l Hafâ, Cilt 3, s.312, Beka yay.

“Bir lafızda da şöyle geçmektedir: “... Onlara kendimi tanıttım; onlar da benim sayemde beni bilip tanımış oldular." İbn Teymiyye bu hadis hakkında şunları söyler: "Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in sözlerinden değildir. Ayrıca ne sahih ne de zayıf hiçbir bir isnadı bilinmemekte dir." Zerkeşî, Hafız İbn Hacer, Suyûtî ve daha başka âlimler de bu konuda İbn Teymiyye'nin görüşüne tâbi olmuşlardır.

Aliyyü'l-Kârî ise şöyle demiştir:”Ancak manası sahih olup şu âyete dayandırılmaktadır: "Ben cinleri de insanları da sadece bana kulluk etsinler diye yarattım. Nitekim ibn Abbas radiyallahu anhuma âyetteki “yar bana kulluk etsinler" kısmını " beni bilip tanısınlar” olarak tefsir etmektedir.

Bu sözün dillerde meşhur olan lafzı ise şöyledir: “Ben gizli bir hazineydim. Tanınmak istedim. Bunun için bir varlık yarattım. Onlar beni yine benim sayemde bilip tanımış oldular.”
Tasavvuf ehlinin sözlerinde çokça geçen bir cümledir. Bunu esas alırlar ve kendilerine ait ilke ve pren siplerini bunun üzerine bina ederler.”

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...