"Hem o mevcut, bütün müddet-i hayatında geçirdiği etvar ve ahvâli,.. Vücud-u ilmî dairelerinde vücud-u haricîsini temsil eden mufassal bir vücut dahi bırakıp öyle gider..." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İşte o şuûnat iktiza ettikleri hayretnümâ faaliyet içinde, mevcudat, tebdil ve tağyirle, zeval ve fenâ içinde sür'atle sevk ediliyor, mütemadiyen âlem-i şehadetten âlem-i gayba gönderiliyor."

"Ve o şuûnâtın cilveleri altında, mahlûkat, daimî bir seyir ve seyelân, bir hareket ve cevelân içinde çalkanmakta ve ehl-i gafletin kulaklarına vâveylâ-yı firak ve zevâli ve ehl-i hidayetin sem'ine velvele-i zikir ve tesbihi dağıtmaktadırlar."

"Bu sırra binaen, her bir mevcut, Vâcibü'l-Vücudun bâki şuûnâtının tezahürüne bâki birer medar olacak mânâları, keyfiyetleri, hâletleri vücutta bırakıp öyle gidiyorlar."

"Hem o mevcut, bütün müddet-i hayatında geçirdiği etvar ve ahvâli, ilm-i ezelînin ünvanları olan İmam-ı Mübîn, Kitab-ı Mübîn, Levh-i Mahfuz gibi vücud-u ilmî dairelerinde vücud-u haricîsini temsil eden mufassal bir vücut dahi bırakıp öyle giderler. Demek, her fâni, bir vücudu terk eder, binler bâki vücutları kazanır, kazandırır."(1)

Kâinattaki hareketlerin ve çalkalanmaların temelinde Allah’ın şuunatı hükmediyor. Sıfatları icraata sevk eden şuunattır. “Ben gizli bir hazine idim, bilinmeye muhabbet ettim de mahlûkatı yarattım.”(Acluni, Keşfü'l-Hafa, II, 132) hadis-i kudsîsinde Allah’ın bilinmek istemesi neticesi, İlâhî irade, kudret ve diğer sıfatların icraatıyla kâinat yaratılmıştır. Burada, 'bilinmeyi istemek' şuunattandır."

Şuunat ise Allah’ın Zât-ı Akdes’ine ait mukaddes hal ve keyfiyetlere deniliyor. Hadsiz bir lezzet-i mukaddese, bir ferah-ı münezzeh bunlardan sadece bazılarıdır.

"Aynı şekilde, lütuf ve kahır da, sıfatları icraata sevk eder ve layık olanlara lütufta bulunulur yahut ceza verilir. Bunlar da şuunattandırlar."

“Rahmaniyet, rahîmiyet, hakîmiyet, âdiliyet gibi tabirler, Cenab-ı Hakk'ın hem isim, hem fiil, hem sıfat, hem şe'nlerine işaret ederler.” (Şualar)

Kâinat yaratılmadan da Allah’ın rububiyeti yani terbiye ediciliği vardı, ancak henüz hiçbir varlığı yaratmamış ve terbiye etmemişti. İşte bu terbiye edicilik bir şe’ndir. Onu izhar etmek dilediğinde mahlûkatı terbiye etmiş ve onlarda Rab (terbiye edici) ismini tecelli ettirmiştir.

Tabiri yerinde ise, baharın getirilip milyonlarca canlıların hayat bulması ve rızıklandırılmasında, Allah, Zât-ı Ulûhiyetine uygun mukaddes bir lezzet alıyor. Kâinatın her bir hareketlenmesi ve faaliyeti içinde bu tarz şuunatlar hükmediyor.

İnsan yeni aldığı bir evi yeni eşya ve mobilyalarla donatmaktan haz duyar ve lezzet alır. Hatta evin içindeki küçük değişikler bile insana lezzet verir.

Hareket ve faaliyetten maksad, eski halin ve tablonun gidip, yerine yenilerinin gelmesidir ki, bu da insana ayrı bir haz ve ayrı lezzet veriyor.

Tabirde hata olmasın, kâinat da Allah’ın sürekli tanzim ve tağyir ettiği bir ev gibidir. Allah bu evin sürekli tanzim ve tağyirinden kendine mahsus aldığı lezzet-i münezzehesi ve memnuniyet-i mukaddesi vardır. Bu münezzeh ve mukaddes şuunatlar kâinatı sürekli çalkalayıp hareketlendiriyor.

İnsan nasıl Allah’ın isim ve sıfatlarına bir ayna ise, aynı şekilde şuunatlarına da bir aynadır. İnsanın evindeki tanzim ve faaliyetten aldığı keyif ve lezzeti, Allah, kâinatın tanzim ve faaliyetinden alıyor ama O’nun aldığı keyif ve lezzet mukaddes ve münezzehtir.

(1) bk. Mektubat, Yirmi Dördüncü Mektup, İkinci Makam.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...