"Ben ki bir hamalın oğluyum. Bu kadar dünya bana müyesser iken kendi nefsimi hamal oğulluğundan ve fakr-ı halden çıkarmadım." ifadesini açıklar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bu ibarede Üstat Hazretleri bir teşbih ve telmihde bulunuyor. Meşrutiyet döneminde, şarklılar yani Kürtler, İstanbul'da ekseriyetle hamallık gibi, basit görevler ve vazifeleri ifa ederlermiş. Hatta rivayetlere göre o zaman 40 bin civarında Kürt ve şarklı hamal İstanbul'da yaşıyor ve çalışıyorlarmış. Üstadımız meşrutiyeti doğru anlayabilmeleri için, hamallara hamal lisanıyla ve onların psikolojilerine ve anlayışlarına uygun bir şekilde anlatarak, meşrutiyet taraftarı olmalarını istemiştir.

Kendisi de şarklı v eve kürt olduğundan, onların temsilcisi veya içlerinden bir fert olarak düşünüp, onların vaziyetlerini, kendi vaziyeti gibi telakki ederek, kendine konuşuyor gibi yapıp, esasında ekradın ve Şark'ın o zamanki hal-i perişaniyetini ve meşrutiyet nimeti ile kazanacakları imkanı mukayese ediyor. Özetle diyor ki:

"Ey bağlı aslan gibi efrad-ı ekrad!" hitabesi ile onların cesaret ve şevklerini tahrik edip, meşrutiyetle bağlarının çözüleceğini, bu perişaniyetten kurtulup, ülkede imkan ve makam sahibi olarak, sevk ve idare mekanizmalarına kadar geleceklerini müjdeliyor.

"Bizim millet olarak mizacımız ve fıtratımızda olan bu yetenek ve kabiliyetler ile dünya bizlere müyesser olması icab ederken, hürriyet nimetlerinden hakkıyla istifade edemeyip ihmale uğradığımızdan, perişaniyetten ve fakr-u halden çıkamadık." demek istiyor. O kırk bin hamalın temsilcilerine, İstanbul'da bir nutuk irâd ediyor. Bu nutukta; hangi bağlarla bağlı olduklarını ifade ederek, o bağlardan nasıl kurtulacaklarını da izah ederek, yaralarına merhem sürüyor. Hitabe şöyledir:

"Bizim düşmanımız; cehalet, zaruret, ihtilaftır. Bu üç düşmana karşı san’at, marifet, ittifak silâhıyla cihad edeceğiz..."(1)

Cehalet: İstanbul'da kırk binden ziyadesiniz. Cehaletiniz öyle ileriki; kırk binde belki kırk kişi, ancak naşir-i efkar olan gazeteleri okuyabilir.

Zaruret: kırk bin insan İstanbul'da hademelik, hizmetkarlık yapıyorsunuz. Fakr-u zaruretten bu hamallıkla kurtulamazsınız. Mesleğiniz bunun delilidir.

İhtilaf: İhtilaf diyorum! Zira bir mevzuyu mütalaa etmeye kalksanız, münakaşa suretine çevirir. Her kafadan bir ses çıkmak ile, ittifak ve tevhidi mizaç olarak koruyamazsınız. Tarih bunun şahididir.

Bu üç düşmanımıza karşı; sanat, marifet ve ittifak silahıyla cihad edip, bağlarımızdan kurtulacağız inşallah.

Sanat: Zaruretin ilacı olup ilcaat-ı zamana göre, meslek sahibi olmaya gayret gösteriniz. Bunun kapısı neşrutiyettedir.

Marifet: Doğru bir eğitimle, ilim ve irfan sahibi olmalıyız. Bu marifet ilacı, hastalığınız olan cehaleti tedavi edecektir. Bunun için de meşrutiyete itibar etmelisiniz.

İttifak: Bir araya geleceğiz. Meşveret edeceğiz. Güçlerimizi ve fikirlerimizi tevhid edeceğiz. Bu da ihtilafınızı engelleyecektir. Bu nimetin yeri ve makamı ise meşrutiyettir.

İşte Üstad Hazretleri; o zamanki ekradı ve onların atalarını ve yaptığı işleri nazara alarak, bu maziyi, kendisinden evvel olmasından, öne çıkan vasıfları itibarıyla hamallık kabul edip, kendisi de fakr-u zaruret halinde olduğundan o mahiyet, evlat olarak kendisine geçtiğini ifade sadedinde, "hamalın oğluyum" tabiriyle mezkur hakikata telmihte bulunuyor.

Halbuki, Üstadımızın şahsen ve ferden Eski Said döneminde; kabına sığmayan maharet sahibi bir insan, yeri gelir bir komutan, yerinde bir müderris ve ders-i âmm ve yeri gelir ubudiyet ve maneviyatta hürmet edilen adam ve bazen de paşalara ve beylere akıl ve fikir veren bir diplomat... Bazen şarkın meselelerini Payitaht'a kadar götürme cesaretinde bulunan bir fedai... Tahir Paşa Konakları'nda, Selanik meydanlarında ve Çamlıca tepelerinde hayat sürmüş bir güngören... Kimseye tenezzül etmeyen ve dinlenmeyen, veren el konumundaki bir cömert insan olmakla beraber, zahiri hali mensup olduğu kavminin haline benzeterek ve onların alemlerine girip öyle görünerek onlara nasihat ediyor.

Kendisinin, yukarıda saymış olduğumuz müstesna vasıf ve özelliklerin, her bir Kürt efradında dahi olabilme imkan ve ihtimalini nazara vererek, ekradı meşrutiyet için teşvik ediyor. Bu şekildeki perişan vaziyetimiz bizim kaderimiz olmamalı diyerek ye'si kırıp ümidi şahlandırıyor.

(1) bk. Divan-ı Harb-i Örfi, Üçüncü Cinayet.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...