"Bir hâdisede hem insan eli, hem kader müdahalesi olduğundan, insan, zâhirî sebebe bakıp, bazen haksız hükmedip zulmeder." Kaderin o musibette adalet etmesini izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Aynı hâdise içinde beşer zulmederken, kader adalet edebilir.

Mesela, bir adam geçmişte bir cinayet işler ve bunu saklar, ceza almaktan da kurtulur. İnsanlar onun katil olduğunu bilmez. Bir zaman sonra bu adam hiç karışmadığı ve tamamen suçsuz olduğu bir hâdise yüzünden, mesela işlemediği hırsızlıktan hapse atılır. Halbuki adamın bu hâdise ile hiçbir alakası yoktur.

"Hem nasıl kader-i İlâhî, netice ve meyveler itibarıyla şerden ve çirkinlikten münezzehtir. Öyle de illet ve sebep itibarıyla dahi, zulümden ve kubuhtan mukaddestir. Çünkü, kader hakikî illetlere bakar, adalet eder. İnsanlar zâhirî gördükleri illetlere hükümlerini bina eder, kaderin ayn-ı adaletinde zulme düşerler. Meselâ, hâkim seni sirkatle mahkûm edip hapsetti. Halbuki sen sârık değilsin. Fakat kimse bilmez gizli bir katlin var. İşte, kader-i İlâhî dahi seni o hapisle mahkûm etmiş. Fakat kader, o gizli katlin için mahkûm edip adalet etmiş. Hâkim ise, sen ondan masum olduğun sirkate binaen mahkûm ettiği için zulmetmiştir. İşte, şey-i vâhidde iki cihetle kader ve icad-ı İlâhînin adaleti ve insan kisbinin zulmü göründüğü gibi, başka şeyleri buna kıyas et. Demek, kader ve icad-ı İlâhî, mebde ve müntehâ, asıl ve fer', illet ve neticeler itibarıyla şerden ve kubuhtan ve zulümden münezzehtir."(Sözler, 26. Söz)

İşte kader bu adamın geçmişte işlediği cinayetine ceza olarak, bu işlemediği bir suçtan dolayı onu mahkûm eder, bu da adalet olur. Aynı hâdisede ona iftira atıp hapse girmesine sebep olanlar ise, ona zulmetmiş olurlar. Yani kader onu eski ve gizli kusurundan dolayı mahkûm ederken, insanlar ise haksız ve iftira ile onu hapse attırıyorlar. Öyle ise bu adamın hapse düşmesinde kader adil iken, beşer ise zalim oluyor. Hayatımızda başımıza gelen musibet ve sıkıntılara bu nazarla bakabiliriz.

İnsan, başına bir bela, bir sıkıntı, bir hastalık geldiği zaman, isyan etmek yerine, kusuru kendinden bilip tövbe ve istiğfar etmeli. "Acaba nerede bir hata işledim de bu başıma geldi?" diye kendi nefsini muhasebe ve murakabe etmelidir.

Hâdiselerin zahirî sebepleri üzerinde fazla durmayıp, kader cihetini düşünmeliyiz. O zaman isyan yerine sabretme kuvvetini kendimizde bulabiliriz. Dikkatini zahirî sebeplere hasredenler, isyankâr olmakla beraber uyanmamaya ve ders almamaya da mahkûmdurlar.

Kader bir şeye hükmetmiş ise, bu hüküm her bakımdan adildir, zulümden münezzehtir ve çirkinlikten aridir. İnsan bu hükmün güzelliğini tam ihata edip göremediği için, bazı noktalarını çirkin telakki edebilir. İnsanın idrak edememesi o hükmün temizliğine ve güzelliğine halel vermez.

İnsanoğlu bazen çok zahir bir güzelliğin bile farkına varamıyor. Hal böyle iken, kaderin gizli sırlarını, adil hükümlerini bütün cihetleri ile anlaması mümkün değildir. Mesela virüs, hastalığı bulaştıran zahirî bir sebeptir, günah ve gaflet de o hastalığı insana musallat eden hakikî bir sebeptir. Fay hattının kırılması zelzeleye bir sebeptir ama o fayı kıran Allah’tır.

Başımıza gelen yahut dış dünyada vuku bulan üzücü hâdiseleri tevil ederken, İlâhî takdir hakkında tahminlerde bulunmamız çoğu zaman aldatıcı olabilir.

Başa gelen musibetler İlâhî bir ikaz yahut bir kahır tecellisi olabileceği gibi, insanların derecelerini artıran bir imtihan da olabilir. Kaderin ince hikmetlerini bilemeyeceğimiz için, en selâmetli yol şöyle düşünmektir: Kendi başımıza gelen hâdiselerde nefsimizi ittiham ile kusurumuzu araştırıp tövbe etmeli; başkalarının başına gelen musibetlerin ise İlâhî bir lütuf da olabileceğine hüsn-ü zan etmeliyiz.

İnsan, başına bir bela, bir sıkıntı bir hastalık geldiği zaman, isyan etmek yerine, kusuru kendinden bilip tövbe ve istiğfar etmeli. "Acaba nerede bir hata işledim de bu başıma geldi?" diye, kendi nefsini muhasebe ve murakabe etmelidir. Hâdiselerin zahirî sebepleri üzerinde fazla durulmamalı, kader ciheti düşünülmelidir.

Aşağıdaki linkten bu konu ile ilgili videomuzu da seyredebilirsiniz:

- “Beşer zulmeder, kader adalet eder” ne demektir?

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

SORULARLARİSALE 2024 ANKETİ
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Muhammed sukru

İnsan, başına bir bela, bir sıkıntı, bir hastalık geldiği zaman, isyan etmek yerine, kusuru kendinden bilip tövbe ve istiğfar etmeli. "Acaba nerede bir hata işledim de bu başıma geldi?" diye kendi nefsini muhasebe ve murakabe etmelidir.

 

Kusuru devamlı kendimizdemi bilmemiz  gerek nefsin ıslahı için muhim ama  din düşmanları bunu bize karşı kullanmaz mı... mesela bir adam gelip bana tokat atsa... ben desem  kardeşim neden tokat attın... o adam da dese kardeşim biz kusurluyuz, günahkarız, ben senin günahına karşılık tokat  attım dese, yani bu tokatımın karşılığı senin kusurunun yüzündendir... derse...

Mesela müslümanları bir ülke sömürse Allah muhafaza burdada müslüman kusuru kendinde bilse olurmu...

Bizim günahlarımız yüzünden ülkemiz sömürülüyor derse olurmu...

Yani devamlı batını düşünmek, zahirde olan olayı terk etmek...doğrumu

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Bu insanın kendi iç meselesidir dışarıda işler sebepler tahtında ele alınır. Sana haksız yere  tokat atan adama elbette hesap sorman gerekir. Kadere teslim olmak gavura zalime teslim olmak anlamına gelmiyor. 
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...