"Kader-i İlâhî, netice ve meyveler itibarıyla şerden ve çirkinlikten münezzehtir. Öyle de illet ve sebep itibarıyla dahi, zulümden ve kubuhtan mukaddestir..." izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Hem nasıl kader-i İlâhî, netice ve meyveler itibarıyla şerden ve çirkinlikten münezzehtir. Öyle de illet ve sebep itibarıyla dahi, zulümden ve kubuhtan mukaddestir. Çünkü, kader hakikî illetlere bakar, adalet eder. İnsanlar zâhirî gördükleri illetlere hükümlerini bina eder, kaderin ayn-ı adaletinde zulme düşerler. Meselâ, hâkim seni sirkatle mahkûm edip hapsetti. Halbuki sen sârık değilsin. Fakat kimse bilmez gizli bir katlin var. İşte, kader-i İlâhî dahi seni o hapisle mahkûm etmiş. Fakat kader, o gizli katlin için mahkûm edip adalet etmiş. Hâkim ise, sen ondan masum olduğun sirkate binaen mahkûm ettiği için zulmetmiştir. İşte, şey-i vâhidde iki cihetle kader ve icad-ı İlâhînin adaleti ve insan kisbinin zulmü göründüğü gibi, başka şeyleri buna kıyas et."

"Demek, kader ve icad-ı İlâhî, mebde ve müntehâ, asıl ve fer', illet ve neticeler itibarıyla şerden ve kubuhtan ve zulümden münezzehtir."(1)

Cenab-ı Hakk'ın takdiri, neticeleri itibariyle şerden ve çirkinliklerden münezzeh olduğu gibi, bu neticelerin tahakkukuna vesile olan illet ve sebep itibariyle dahi zulümden, çirkinlikten münezzehtir. Hiçbir baba evladı hakkında kötü bir şey düşünmez, hiçbir öğretmen talebelerinin kifayetsizliğinden ve tembelliğinden memnun olmaz.

“Bütün vâlidelerin şefkatleri rahmet-i İlâhiyenin bir lem’asıdır.” Sözler

Dolayısıyla sonsuz şefkat, merhamet ve hikmet sahibi olan Allah, kulları hakkında hep hayır ve güzellik noktasında takdir ve tensiplerde bulunur. Netice itibariyle hakiki illet olan Cenab-ı Hakk'ın takdiri mutlaka kulun hayrınadır.

Sebep itibariyle de kader çirkinliklerden ve kusurlardan münezzehtir. Buradaki sebep, kulun zahiren müşahede ettiği ve nazara verdiği sebepler değildir. Bir meselede kulun hükmettiği sebepler ile kaderin tensip edip takdir buyurduğu sebepler arasında fark vardır. Bu konuda Üstadımızın verdiği misali hatırlayalım: Mesela, bir hâkim bir insanı hırsızlıkla suçlayıp hapse atar. Hâlbuki o adam hırsız değildir. Hâkim zahiri sebep açısından onun hırsız olduğuna hükmeder ve ceza verir. Çünkü şeriat zahire hükmeder. Hırsızlık suçundan mahkûm olan o insan, bu hususta zulüm görmüş olur. Bu karar da zahiren zulüm olur. Fakat o kişinin Allah’tan başka kimsenin bilmediği bir cinayeti vardı. Hâkimin o kişiye işlemediği bir suçtan dolayı ceza vermesi zulümdür, ama kader hakiki sebebe baktığından, işlemiş olduğu cinayetin bedelini sirkat suçundan ödetmiş olur. Yani insanlar zulmetmiş kader adalet etmiş olur.

Demek ki bütün hâdisatın insana bakan cihetleri ile kadere bakan veçheleri çok farklıdır. Kader cephesinden ve hakikat noktasından bakamayan insanlar birçok meselede yanılırlar.

Netice olarak; kader ve Allah’ın yarattığı her şey; hem başlangıç, hem netice itibariyle şerden, çirkinlikten ve zulümden münezzehtir.

(1) bk. Sözler, Yirmi Altıncı Söz (Kader Risalesi).

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...