"İşte, şey-i vâhidde iki cihetle kader ve icad-ı İlâhînin adaleti ve insan kisbinin zulmü göründüğü gibi, başka şeyleri buna kıyas et…" devamıyla izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Hem nasıl kader-i İlâhî, netice ve meyveler itibarıyla şerden ve çirkinlikten münezzehtir. Öyle de illet ve sebep itibarıyla dahi, zulümden ve kubuhtan mukaddestir. Çünkü, kader hakikî illetlere bakar, adalet eder. İnsanlar zâhirî gördükleri illetlere hükümlerini bina eder, kaderin ayn-ı adaletinde zulme düşerler. Meselâ, hâkim seni sirkatle mahkûm edip hapsetti. Halbuki sen sârık değilsin. Fakat kimse bilmez gizli bir katlin var. İşte, kader-i İlâhî dahi seni o hapisle mahkûm etmiş. Fakat kader, o gizli katlin için mahkûm edip adalet etmiş. Hâkim ise, sen ondan masum olduğun sirkate binaen mahkûm ettiği için zulmetmiştir. İşte, şey-i vâhidde iki cihetle kader ve icad-ı İlâhînin adaleti ve insan kisbinin zulmü göründüğü gibi, başka şeyleri buna kıyas et. Demek, kader ve icad-ı İlâhî, mebde ve müntehâ, asıl ve fer', illet ve neticeler itibarıyla şerden ve kubuhtan ve zulümden münezzehtir."(1)

Yani kader bir şeye hükmetmiş ise bu hüküm her bakımdan adildir, zulümden münezzehtir ve çirkinlikten aridir. İnsan bu hükmün güzelliğini tam ihata edip göremediği için, bazı noktalarını çirkin telakki edebilir. İnsanın idrak edememesi o hükmün temizliğine ve güzelliğine halel vermez.

İnsanoğlu bazen çok zahir bir güzelliğin bile farkına varamıyor. Hal böyle iken, kaderin gizli sırlarını, adil hükümlerini bütün cihetleri ile anlaması mümkün değildir.

Mesela virüs, hastalığı bulaştıran zahiri bir sebeptir, günah ve gaflet de o hastalığı insana musallat eden hakiki bir sebeptir. Fay hattının kırılması zelzeleye bir sebeptir ama o fayı kıran Allah’tır.

Başımıza gelen yahut dış dünyada vuku bulan üzücü olayları yorumlarken, İlâhî takdir hakkında tahminlerde bulunmamız çoğu zaman yanıltıcı olabilir.

Başa gelen musibetler İlâhî bir ikaz yahut bir kahır tecellisi olabileceği gibi, insanların derecelerini artıran bir imtihan da olabilir.

Kaderin ince hikmetlerini bilemeyeceğimiz için, en selâmetli yol şöyle düşünmektir: Kendi başımıza gelen olaylarda nefsimizi itham ile kusurumuzu araştırıp tövbe etmeli; başkalarının başına gelen musibetlerin ise İlâhî bir lütuf da olabileceğine hüsn-ü zan etmeliyiz.

İnsan, başına bir bela, bir sıkıntı bir hastalık geldiği zaman, isyan etmek yerine, kusuru kendinden bilip tövbe ve istiğfar etmeli. "Acaba nerede bir hata işledim de bu başıma geldi?" diye, kendi nefsini muhasebe ve murakabe etmelidir. Hâdiselerin zahiri sebepleri üzerinde fazla durulmamalı, kader ciheti düşünülmelidir.

(1) bk. Sözler, Yirmi Altıncı Söz (Kader Risalesi).

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...