"Her vakit hastalığın ihtarıyla gözü önüne gelen ölüm" ne demektir? Mesela baş ağrısı ölümü hatırlatmaz. Burada kastedilen ölüme kapı açan hastalıklar mı?
Değerli Kardeşimiz;
"Hem nev-i beşerin ehemmiyetli bir kısmı, hastalar ve mazlumlar ve bizim gibi musibetzedeler ve fakirler ve ağır ceza alan mahpuslar, eğer iman-ı âhiret onların imdadına yetişmezse, her vakit hastalığın ihtarıyla gözü önüne gelen ölüm..." (Şualar, On Birinci Şuâ, Sekizinci Mes'elenin bir Hülâsası)
Buradaki "hastalığın ihtarıyla gözü önüne gelen ölüm" ifadesini sadece biyolojik bir son yaklaşması olarak değil, insanın aczini ve faniliğini hissetmesi penceresinden de okumak gerekir.
Hastalığın "İhtar" Vazifesi
Metinde geçen ihtar kelimesi önemlidir. En basit bir baş ağrısı bile insana vücudunun mükemmel işleyen çarklarının her an aksayabileceğini fısıldar. Sağlıklı bir insan, her şeye gücünün yettiğini ve kendini adeta ölümsüz zannetme yanılgısına düşebilir. Hastalık ise bu illüzyonu kırar.
Küçük bir ağrı: "Sen bu vücudun mutlak sahibi değilsin, emanetçisin." der.
Hastalığın cinsi: Belki her hastalık doğrudan ölüme kapı açmaz; ancak her hastalık, bedendeki o yenilmezlik hissini sarsarak insana sonlu bir varlık olduğunu hatırlatır. Yani hastalıkların tamamı ister hafif olsun ister ağır olsun fark etmez ölümün habercisi ve keşif kollarıdırlar.
Ölümün "Yüzünü" Görmek
Burada kastedilen sadece kanser veya ağır travmalar gibi ölümcül hastalıklar değildir. Hastalık, insanın dış dünya ile bağını zayıflatıp onu kendi iç dünyasına ve zayıflığına döndürür. İnsan hastayken, dünyanın o ışıltılı ve oyalayıcı yüzü solar.
Eğer kişinin ahiret inancı yoksa, en küçük bir sarsıntı bile ona "Yok olmaya gidiyorum" veya "Vücudum çürüyor" dedirtir; bu da büyük bir manevi azaba dönüşür.
Bu metin, bu durumda olan birinin (musibetzede, mahpus, fakir) sığınacak bir limanı kalmadığını, dolayısıyla hastalığın ona sürekli yolun sonunu hatırlatan bir uyarıcı olduğunu anlatır.
İmtihan ve Teselli Dengesi
Metindeki vurgu, hastalığın kendisinden ziyade hastanın ruh halidir. Ağır cezalı bir mahpusu veya her şeyini kaybetmiş bir musibetzedeyi düşünün. Bu kişi için hafif bir hastalık bile, zaten yaralı olan ruhunda "Yalnızım, güçsüzüm ve bir gün tamamen yok olacağım." düşüncesini tetikler.
İşte burada ahiret inancı devreye girer. Eğer kişi ahirete inanıyorsa, o hastalık onun için ölüme açılan karanlık bir kapı değil, ebedi saadete gitmek için bir terhis tezkeresi ve günahların kefareti hükmüne geçer.
Özetle; burada kastedilen sadece ölümcül hastalıklar değildir. Hastalık bir semboldür; insanın acizliğini, dünyanın geçiciliğini ve ölümün her an gelebileceği gerçeğini insanın kalbine hatırlatan bir elçidir. Metin, bu hatırlatmanın getirdiği dehşetin ancak ebedi bir hayatın varlığı ile yatıştırılabileceğini vurgulamaktadır.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü