"Bir şey sabit olursa levazımıyla sabittir." kaidesini ve geçtiği yeri izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bu kâide, umumi olup her yerde ve her zamanda geçerlidir. Üstadımız, bu kâideyi itikat ve İslamiyet'le alâkalı mevzular için de kullanmıştır. Bir şeyin kâmil manada tahâkkuk edebilmesi için, o şeye lazım olan her şeyin bulunması icâp eder.

Mesela; Ev denildi mi, salonuyla, odalarıyla, mutfağıyla ve diğer müştemilâtıyla bütün özellikleri akla gelir. Câmi denilince de; câmi ile alakalı bütün lüzumlu kısımlarla beraber düşünülmelidir.

Yukarıdaki iki misalde olduğu gibi, dini mes'elelerde de bir şeyin mükemmel olarak bilinmesi ve anlaşılması için, kendisiyle alakalı bütün malumatın bilinmesi ve anlaşılması icâp eder. İman eden bir insan; iman ile alakalı bütün lüzumlu bilgileri de kabul etmiş olur. Yani imanın altı esası vardır. İnanan kimse burada ayrım yapmaksızın, imanın altı şartının tamamını, akılla kabul edep, kalp ile tasdik etme mecburiyetindedir. Dolayısıyla hem inanmak, hem de imanın bazı esasını kabul etmemek, yukarıdaki kaideye zıt olacağından, bu makbul bir iman olamaz. Çünkü iman etmenin sabit olabilmesi için, altı şartının da kabul edilmesi icap eder. İşte bu altı şart, iman etmenin levâzımatıdır. Levâzımat kabilinden olan meseleler sütun ve temel hükmündeki kaidelerdir. Bunlardaki arıza, bunlara bağlı olan şeylerin helaki ve yıkımı anlamına gelir.

Dinimizde, gerek itikat ve gerekse de muâmelat açısından, sütunlar ve temeller manasında, farz dediğimiz levazımat kabilinden hükümler ve kaideler mevcuttur. Bunlardan birinin zarara girmesi veya inkarı, diğerlerine de mahiyeti itibarıyla zarar verir. İtikâdi mes'elelerde bu levazımat daha önemli ve daha hassastır.

Mesela; imanın ve İslam'ın şartlarından birini inkâr eden, diğerlerini de inkâr etmiş olur. Birini kabul eden de, tamamını kabul etme mecburiyetindedir. Çünkü biri diğerinin levazımı ve icabıdır. Âdeta kubbedeki taşlar gibi; bir taşın yerinden çıkması, kubbenin yıkılması anlamına gelir. Kubbenin ayakta durması, bütün taşların birbiri ile irtibatına bağlıdır. İşte burada taşlar, kubbenin levâzımatındandır. İman, inanç ve İslâmiyet kubbesinin ayakta durabilmesi ve muhâfazası için, bunların levâzımatı olan şartların tamamını kabul etmek gerekir. Birinin inkârı, tamamının yıkılması demektir...

***
Bir şey ispat ediliyorsa, ispat edilen şeyin lazımları ve kendine özgü sıfatları da onunla beraber ispat edilmiş demektir. Ayrıca onları ispata gerek yoktur.

Mesela, "Allah vardır ve birdir." önermesi sabit oldu mu, Allah’a lazım olan kıdem, beka, kıyam, vücut, vahdaniyet gibi sıfatlar da onunla beraber sabit olur. Zira bu sıfatlar Allah’ın zatının aynısı ve kopmaz bir vasfıdır, birisi sabit oldu mu, diğerleri de sabit olur.

Mesela, birisi "Ahmet’i bul getir." dese, biz Ahmet’i getiririz. Ahmet’in lazımı olan sesini, gözünü, kulağını, bacağını, kolunu ayrıca aramayız. Zira sayılan şeyler zaten Ahmet’den farklı düşünülmeyecek lazım ve zaruri aza ve sıfatlardır. Ahmet sabit oldu mu, onun lazımı olan sıfatları da onunla beraber sabit olmuş demektir, ayrıca onları aramaya lüzum yoktur.

***

"Üslûptan muradım, kelâmın kalıbıdır ve suretidir. Başkalar başka diyorlar. Ve belâğatça faydası, kıssatın tefârıkını ve perişan olan parçalarını iltiham ve bitiştirmektir. Tâ kaide-i 'Bir şey sabit olursa, levazımıyla sabittir.' sırrıyla bir cüz'ü tahrik etmekle kıssatın küllünü ihtizaza getirmektir. Güya mütekellim, üslûbun bir köşesini muhataba gösterse, muhatap kendi kendine velev bir derece karanlık olsa da tamamını görebilir."(1)

Kelamın güzelliği ve övünülecek tarafı; üslup ve nazımın, yani lafzi kalıpların güzel tercih ve tanzim edilmesidir. Zira kelamın kalıpları manaları toplayan ve derleyen en önemli bir şemsiyedir. Birçok mana bir kelamın kalıbında sıkıştırılabilir ve kelamın kuvveti buna göre düşer.

Kelamın kalıbı içine mana esasının bir cüzü ya da parçası yerleştirilirse, zihni bütününe intikal ettirir. Zira bir şey sabit olursa, gerekleri de onunla beraber zihinde sabitleşir.

Mesela; elma denildiği zaman, elma ile ilgili ne kadar mana ve levazım varsa, hepsi zihinde uyanıp belirir. Böyle olunca mükemmel bir lafız kalıbı, mükemmel bir mana haritasını bünyesinde cem edip muhatabın zihnine boşaltabilir. Demek gerçek belagat ustalığı, mana esaslarının cüzlerini geniş ve kuşatıcı kelamlar içinde dizayn etmekle oluyor.

“Bak, nerede olursa olsun, 'mübareze' lâfzı, pencere gibi, meydan-ı harbi, içinde harp olarak sana gösterir. Evet, çok böyle kelimeler vardır. Hayalin sinematografisi denilse câizdir.”(2)

Burada Üstad Hazretleri “mübareze” lafzını misal olarak veriyor. Bu kelime bir pencere olup, bütün kainattaki çarpışma ve ikilem kuramını yani hayır şer, güzel çirkin rekabetini akla ihsas ettiriyor.

Dipnotlar:

(1) bk. Muhakemat, İkinci Makale (Unsuru'l-Belagat), Üçüncü Mesele.
(2) bk. age.

İlgili ders videosu için tıklayınız:
- Prof. Dr. Şadi Eren, Muhakemat Dersleri (27. Bölüm).

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...