Buradaki nimetler ahirettekilerin numuneleri ve gölgeleridir. Halbuki buradakilerin de asılları ve hakikatleri vardır. Dolayısıyla değerlendirmeyi ve muvazeneyi izah edebilir misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Üstadımız, “Vahdetü’l-vücud” bahsinde Allah’ın vacib, ezelî ve ebedî varlığına nisbeten, mümkinatın varlığının zayıf bir gölge olduğunu ve Muhyiddin-i Arabî gibi zatların bu varlıkların “vücud” ismine layık olmadıklarını ifade etmek manasında “La mevcude illa hû”, yani “O’ndan başka mevcut yoktur.” dediklerini kaydeder.

Elbette ki mümkin varlıkların da hakikatleri Esmâ-i İlâhîyeye dayanmaktadır. Onların varlıkları inkâr edilemez, ama Allah’ın vacib, ezelî ve ebedî olan varlığına nisbet edildiklerinde zayıf gölgeler gibi kalırlar.

Aynı mâna dünya ile âhiret arasında da geçerlidir. Dünyadaki nimetlerin varlıkları münakaşa götürmez, herkesçe bilinir ve kabul edilirler. Ancak âhiret nimetleri yanında bunlar gölge kadar zayıf, nümûne kadar azdırlar.

Bu mânayı ders veren bir hadis-i şerif: “İnsanlar uykudadırlar, ölünce uyanırlar.”

Bu hadisi, “Kabir cennet bahçelerinden bir bahçe yahut cehennem çukurlarından bir çukurdur” hadisiyle birlikte düşündüğümüzde zihnimizde şu mâna canlanır: Bir mü’min öldüğünde, kendini cennet bahçesi gibi güzel bir âlemde bulacaktır. Dünyadaki bahçeler o cennet bahçeleri yanında uykuda dolaşılan bahçeler kadar geri kalacaktır.

Rüyada gördüğümüz bahçeler de o âlemde bir çeşit varlığa sahiptirler. Uyanıncaya kadar o bahçelerden istifade ederiz. Ama o bahçeler dünyadaki gerçek bahçeler yanında birer gölge gibidirler; o kadar zayıftırlar. Dünya bahçeleri ile cennet bahçeleri arasındaki fark da böylesine büyük, böylesine azimdir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...