"Cennet" ve "Cehennem" ne demektir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

  • RIZA BELDESİ

Cennet; rıza beldesi, Darü’s-selâm. Rabb-ı Rahîm’imizin rahmetine erenlerin karargâhı...

Her türlü noksan ve kusurdan münezzeh olan Rabbimiz, bizlere de elimizden geldiğince günahlardan kaçınmamızı, kötülüklerden temizlenmemizi emrediyor. Tâ ki, bizi bütün kötülüklerden ve kötülerden arı olan Darü’s-selâmına erdirsin...

Kötü inançların orada yeri yok; küfür, şirk, dalâlet gibi...

Oraya kötü huylar da giremiyor; yalan, gıybet, iftira gibi...

Orada noksanlık da bulamazsınız; hastalık, yorgunluk, ıstırap gibi...

Resulûllah Efendimiz (asm.) “Dünya âhiretin tarlasıdır.” hadis-i şerifleriyle bizlere bu dünya hayatından en güzel, en verimli biçimde istifade etmemizi tavsiye ediyor.

Ve yine, ekeceğimiz şeylerin burada bir çekirdek iken ötede sümbülleneceğini, bire bin ve daha fazla meyveler vereceğini müjdeliyor bize...

Mü’minin yemesi, içmesi, konuşması, dinlemesi, tefekkür etmesi, hepsi birer çekirdek gibi. Bunlar helâl dairesinde işlenirlerse birer Cennet ağacı olacaklar...

Rabbimiz bize o beldeyi şöyle müjde veriyor:

“Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara, altlarından ırmaklar akan Cennetler vaad buyurdu... Orada ebedî olarak kalacaklar. Hem de Adn Cennetlerinde hoş meskenler var... Allah’ın rızası ise hepsinden büyüktür... İşte asıl büyük saadet de budur.” (Tevbe Sûresi, 72)

Bizi o saadet yurduna hazırlanmaya teşvik buyuran Rabbimiz, âyet-i kerîmenin sonunda şu ulvî ders ile kalbimizi rızasına çeviriyor; bütün amellerimizi ihlâsla yapmamızı ders veriyor:

“Allah’ın rızası ise hepsinden büyüktür. İşte asıl büyük saadet de budur.”

Bu İlâhî haberin bir de şu yönü var:

O saadet yurdunun bahtiyar misafirleri bir nimete mazhar olduklarında: “Bu, Rabbimin benden razı olduğunun bir nişanı, bir alâmetidir” diye düşünerek, ulvî bir haz duyarlar. Üstad Bediüzzaman Hazretleri, Mektubatında bu mânayı ne güzel dile getirir:

“Bir padişah-ı zîşânın sana hediye ettiği bir elma lezzeti içinde yüz belki bin elmanın lezzetinin fevkinde bir iltifat-ı şahane lezzetini sana ihsas ve ihsan eder...”

Demek ki Cennette hem maddî nimetlerden istifade edilecek, hem de onların çok üstünde manevî hazlar tadılacak...

  • AZAP DİYARI

“Nev-i beşerin en büyük mes'elesi Cehennem'den kurtulmaktır.” (Şualar)

Cehennem: Azap diyarı, kahır ülkesi, elem ve ıstırap yurdu, hıçkırık ve pişmanlık beldesi...

Cennette rıza ile lezzet birlikte zevk edildiği gibi, Cehennemde de azapla gazap beraber tadılacak...

Allah’ın rızasına mazhar olmanın ruha verdiği haz, Cennet nimetlerinin lezzetinden çok ileri olduğu gibi, O’nun kahrettiği ve Cennetinden uzaklaştırdığı bir âsi kul olmanın manevî elemi de, ateş azabından kat kat fazla...

Şeytanla birlikte yanmanın elemine, bir de Peygamberlerden (as.), velilerden ayrı kalmanın elemi katılacak ve ruh bu manevî ıstırapla kıvranıp duracak...

Cehenneme karşı kayıtsız kalmak, vurdumduymaz olmak ve ona bir ateş parçası kadar önem vermemek insana çok pahalıya mal olur.

Resulullah Efendimiz (asm.), Cehennemin etrafının nefsin hoşuna gidecek şeylerle sarılı olduğunu bize haber veriyor. Öyle ise, nefsimize uyarak bir günah işlediğimizde hemen Cehennemin sıcağını hissetmeli ve tövbe ile ondan derhal uzaklaşmalıyız...

Kayıtsız yaşamak, dilediğini işlemek, edep-hayâ bilmemek, birer Cehennem öncüsü, birer azap habercisidir.

Haram sahalarda endişesiz, fütursuz ve daha kötüsü övünerek dolaşan insan, kendi Cehennemini kendisi ısmarlıyor, ateşini kendi eliyle hazırlıyor demektir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...