Risale okumada zamanımızı nasıl kullanmalıyız, sürekli okumak mı gerekir? Bazen okumak isteyip de muvaffak olamıyorum!

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Her insanın kaldırabileceği bir kapasitesi vardır. Üstad'ın kapasitesi ve kaldıracağı yükün, küçük bir modelini biz de hayatımıza tatbik edebiliriz. Gerçekçi olan da budur. Bir insanın günlük okuma ve Risale-i Nurlar ile meşgul olma miktarı bellidir. Biz bu miktarı suni ve zorlama bir yol ile yaymaya çalışır isek, bu yükü zamanla taşıyamama tehlikesi ile karşı karşıya kalabiliriz. Başlangıçta yüz sayfa okuyup da sonraları dersi ve cemaati terk edenler çoktur. Bu yüzden, makul ve fıtri olanı yapmalıyız.

Hissi bir coşku ile bazen olur yüz sayfa okuruz, bazen de o coşku gider bir sayfa ancak okunur. Bu yüzden, en altı ve en üstü baz almak yerine, devamlı ve makul bir miktarı tespit etmeliyiz, onu tatbike çalışmalıyız.

Bu standart insanların mesaisine, içtimaî ve ekonomik durumuna göre değişebilir. İnşaatta çalışan bir insan akşam eve vardığı zaman iki sayfa okusa bu onun için muazzam bir feragat sayılır. Vakti ve idraki müsait olan birisinin de; iki sayfa ile yetinmesi tembellik ve gaflet sayılır.

Hayatımızı düzenli bir şekilde planlamamız gerekir. Öğrenci dersini, memur vazifesini, işçi işini aksatmadan, Risale-i Nurlar ile meşgul olmalıdır. İş ve dünya içinde meşguliyeti terk etmemelidir. İkisi arasında herkes kendisine bir program yapmalıdır. Bu program hususi ve gerçekçi olmalıdır. Yani her insan, başkalarının programını taklit etmek yerine, kendisinin yapabileceği bir program oluşturmalıdır.

İnsan hayat serüveninde muhtelif engeller ile karşılaşır, üstelik bu engeller zorlaşarak devam eder. Lakin her engeli geçtikçe de bir kemal kazanır. Bu yüzden, karşılaştığımız engel ve zorluklar gayet tabbii bir imtihan sürecidir; her insan bu süreci yaşar ve yaşamak macburiyetindedir.

Şevk ile okumak kolay olanıdır, meşakkatle okumak ise zor olandır. Zor olan engel aşılana kadar sebat ve sabır gerekir, aşıldıktan sonra kemal mükâfatı kazanılır, ama yeni bir engel karşımıza çıkabilir...

Çok okumak elbette güzeldir ve faydalıdır, lakin okuduğumuzu anlamak ve onun üstünde müzakere ve mütalaa etmek daha güzel ve daha faydalıdır. İnsanı değiştiren ve kemale erdiren çok okumak değil, okuduğunu anlamak ve hazmetmektir. Değişim akıl midesinde manaların hazmedilmesi ile başlar. Yoksa Risale-i Nurları vird ve zikir makamında okumak, mütalaa ve müzakereden uzak bir sığlıkla meşgul olmak, fazla fayda vermez.

Üstad Hazretleri bu hususa şu şekilde işaret ediyor:

"Hem iman yalnız ilim ile değil; imanda çok letâifin hisseleri var. Nasıl ki, bir yemek mideye girse, o yemek muhtelif âsâba, muhtelif bir surette inkısam edip tevzi olunuyor. İlimle gelen mesâil-i imaniye dahi, akıl midesine girdikten sonra, derecâta göre ruh, kalb, sır, nefis ve hâkezâ, letâif kendine göre birer hisse alır, masseder. Eğer onların hissesi olmazsa noksandır." (Mektubat, Yirmi Altıncı Mektup, Dördüncü Mebhas)

Üstad Hazretlerinin yukarıdaki ifadelerinden anlaşılan, akıl midesi insanın manevî latifelerinin beslenmesinde ve gelişip büyümesinde tıpkı maddî bedendeki mide gibidir. Mide olmasa beden de olmaz, aynı şekilde akıl olmaz ise diğer hislerde bir işe yaramaz. Bu yüzden, insandaki manevî hislerin ve latifelerin terakki ve tekemmülünde akıl ve ilim esastır.

İnsanı manen terakki ettiren ve kemale erdiren anlamak ve tefekkürdür. Ama çok okuyup çok anlamak en güzel olanıdır. Yanlış anlaşılmasın, "anlamıyorsan okumayı terk et" demiyoruz, ama anlamak yolunda mücadele içinde olursanız daha faydalı ve daha hızlı yol kat edersiniz. Bazıları Risale-i Nurları vird ve Cevşen gibi görüyor ve mütalaa üstünde pek durmuyorlar. Bu da insanın anlamasında ve terakkisinde mühim bir engeldir.

Az da olsa devamlı okumayı hedef seçmeli ve alışkanlık haline getirmeliyiz. Bir günde elli sayfa okuyup, bir hafta okumamak yerine, her gün on sayfa okumak daha güzel ve daha makbuldür. Ya hep ya hiç gibi keskin bir hat çizmemeliyiz.

Diğer bir husus, insan kendini nefsinin rüzgârına bırakırsa, istikameti koruması çok zor olur. Yani canım isterse böyle yaparım, istemez ise şöyle yaparım demek, nefis ve hevaya teslim olmaktır. Nefse teslim olanı nefis perişan eder. Bu yüzden, çok dikkatli olmak gerekir. Nasıl namaz ve oruç gibi ibadetleri, nefis istemese de belli bir zaman, kaide ve disiplin dâhilinde yapmak gerekiyor ise, aynı şekilde imanımızın vesikası hükmünde olan Risale-i Nurları okumak hususunda da belli bir fedakârlık ve gayret göstermek iktiza eder. Canımızın istediğinin peşinde değil, hakkın peşinde olmalıyız.

İbadet, vazife, mesuliyet gibi işler belli disiplinler dâhilinde yapılmadıkça, başarı elde etme oranı çok düşük olur. Bir iş yerinde çalışan birisi, canını istediği zaman mesaiye gitmeyi gaye edinirse, sonunun ne olacağı izahtan varestedir. Onun nefsi istemese de her gün aynı saatte mesaiye gitmek mecburiyetindedir.

Risalelerin imanımıza verdiği kuvvet cihetiyle ne derece mühim olduğuna inandığımız nisbette kendimizi okumaya mecbur hissederiz. Ama iman ve marifet hazinesi olan Risaleleri bir roman gibi görenlere söylenecek bir sözümüz olmaz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Okunma sayısı : 12.193
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...