"Dikkat" ve "Tefekkür" ne demektir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Dikkat; incelik, dakik olmak, ehemmiyet ve kıymet vermek manalarına gelmektedir. Tefekkür ve dikkat adeta birbirinin mütemmimidir. Yani her ikisi birbirlerini itmam eden, tamamlayan iki unsurdur diyebiliriz. Bütün başarısızlıkların mebdeinde dikkatsizlik mühim bir sebeptir.

Tefekkür; herhangi bir mesele hakkında düşünmek, zihni yormak, derin düşünmek ve işin şuuruna varmaktır. Tefekkürün zıddı, fikirsizlik ve düşüncesizlik demektir.

Tefekkür, insana mahsus bir vasıftıt. İnsan, tefekkür sayesinde diğer varlıklardan ayrılır ve üstün olur. Tefekkür ancak kalpte tasavvuru mümkün olan şeyler hakkında yapılabilir. Onun için, Allah'ın yarattığı varlıklar hakkında tefekkür mümkündür, fakat Allah'ın zatı hakkındaki tefekkür mümkün değildir. Çünkü Allah hiç bir şekilde suret olarak vasıflandırılamaz ve şekil olarak hayal edilemez.

Resul-i Ekrem Efendimize en çok tesir eden ayetlerden biri, tefekkürle alakalıdır.

İki kişi Hz. Âîşe (r.a)'ı ziyaret etmişler. Onlardan biri, "Hz. Muhammed'de gördüğünüz etkileyici bir şeyi bize anlatır mısınız?" deyince, Hz. Âîşe şöyle demiştir:

"Resulullah (asm) bir gece kalktı, abdest alıp namaz kıldı ve çok ağladı. Gözlerinden akan yaşlar sakallarını ve secde esnasında yerleri ıslattı. Sabah ezanı için gelen Hz. Bilâl;

"Ya Resulullah, geçmiş ve gelecek bütün günahlarınız affedildiği halde, sizi ağlatan nedir?" deyince, O: "Bu gece Yüce Allah bir ayet indirdi. Beni bu ayet ağlatmaktadır" dedi ve ayeti okudu: "Göklerin ve yerin yaratılışında, gecenin ve gündüzün gidip gelişinde elbette aklıselim sahipleri için ibret verici deliller vardır.” (Âl-i İmrân Suresi, 3/190).

Resulullah (asm) sonra şöyle buyurdu:

"Bu ayeti okuyup da üzerinde tefekkürde bulunmayan, düşünmeyen kişilere yazıklar olsun."

Bu ayette, tefekküre davet edilen akıl sahiplerinin durumunu açıklayan bir sonraki ayetin meâli de şöyledir:

"Onlar ayakta, oturarak ve yanları üzerine yatarken Allah'ı anarlar, gözlerin ve yerin yaratılışı üzerinde tefekkür ederler. 'Rabbimiz, bunu boş yere yaratmadın, sen yücesin, bizi ateş azabından koru!..' derler." (Âl-i İmrân Suresi, 3/191).

İbn Abbas'ın naklettiğine göre, bazı insanlar Allah'ın zatı hakkında düşünmek istediler. Bunun üzerine Hz. Muhammed bu hususta şu açıklamada bulundu:

"Allah'ın yarattıkları hakkında düşünün. Allah'ın zatını düşünmeyin. Allah'ın zatı hakkında düşünmeye güç yetiremezsiniz."

Lokman (a.s) yalnız başına tenha bir yerde oturup tefekkürde bulunurdu. Kendisine: "Niye yalnız oturuyorsun? İnsanlarla oturup sohbette bulunsan, daha iyi olmaz mı?" diye sormuşlar. Lokman (a.s) şu cevabı vermiştir:

"Uzun süre yalnız kalmak, tefekküre daha müsaittir. Uzun süre tefekkürde bulunmak da, insanı cennetin yoluna sevkeder."

Ömer b. Abdülaziz tefekkür hakkında şöyle demiştir:

"Yüce Allah'ın nimetlerini düşünmek, en faziletli ibadetlerdendir."

İmâm Şafiî de:

"Herhangi bir konuda hüküm çıkarırken, tefekkürden faydalanın" diyerek, tefekkürün usûl ilmindeki ehemmiyetine işâret buyurmuştur.

Yüce Allah Kur'an'da çeşitli hususları dile getirdikten sonra şöyle buyurmaktadır: "... Şüphesiz bunda tefekkür eden (düşünen) insanlar için ibretler vardır."(Nahl Suresi, 16/11)

İnsanları tefekküre davet eden bu ifade Kur'an'da beş yerde daha geçmektedir.(1)

Tefekkürle aynı kökten gelen kelimeler, Kur'an'da on sekiz yerde geçmektedir.

Kur'an'da tefekkürü emreden; "akıl erdiren, düşünen, bilen insanlar için ibretler vardır" gibi birçok ayet vardır.

Tefekkürün neticesinde insan derin bir ilme sahip olur. İnsanın ilmi artınca da, kalbinin hali değişir. Onun neticesinde de, insanın hali ve hareketleri değişir.

(1) bk. Ra'd, 13/3; Nahl, 16/69; Rûm, 30/21; Zumer, 39/42; Casiye, 45/13.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
D
Okunma sayısı : 5.414
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...