"Devir" ve "Teselsül" ne demektir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Devir ve teselsül; "Kelâm ilminde," Allah’ın varlığını ispat için başvurulan iki ayrı metod…

Devir; "dönmek, aktarma ve birbirini icat etmek" gibi mânalara gelir.

Teselsül ise; "birbirine bağlı olma, bir silsile meydana getirme ve zincirleme," demektir.

Bir varlık bir başka varlıktan olmuş, o da bir önceki varlıktan, o da daha önceki varlıktan olmuş diyerek sonsuza kadar uzanan bir sebep-netice zinciri kabul ediyorlar. Silsile hâlinde tâ ilk atasına kadar götürülür ve o ilk atanın mutlaka bir yaratıcısı olması gerektiği ve onu yaratan kim ise, bütün torunların da yine O’nun mahlûku olacakları ifade edilir.

Bu görüşü çürütmek üzere deniliyor ki, eşya madem değişime uğramaktadır, o halde ezelî olamaz. Bu sebepler zincirinin ilk halkası mutlaka olacaktır. O halkayı yapan kim ise ondan teselsül eden bütün varlıkları da o yaratmıştır.

Devirde; bir şeyin bir başka şeyi yaptığı, o yapılan şeyin de dönüp kendisini yapan şeyi yaptığı iddia edilir. Kelâm âlimleri bunun muhal olduğunu, bir şeyin ancak Allah’ın irade ve kudretiyle vücud bulduğu izah ve ispat etmişlerdir.

Devrin muhal olduğuna şu meşhur misal veriliyor.

"Yumurtayı kim yaptı?" diye sorulduğunda, farazî olarak, "tavuk" diye cevap veriliyor.

Peki, “Tavuğu kim yaptı?” diye sorulduğunda, “Onu da yumurta yaptı, zira tavuk yumurtadan çıkıyor” deniliyor. Buna göre, tavuğu devreden çıkardığınızda yumurta yumurtayı yapmış oluyor. Bu ise bir şeyin kendi kendini yapması demek olur. Bu muhaldir ve manasızdır.

Aynı şey tavuk için de söylenebilir. Yumurtalar devre dışı bırakıldığında tavuk tavuğu yapmış olur.

Teselsülde ise, "Tavuğu kim yaptı?" denildiğinde, yine farazî olarak, bu işi yumurtanın yaptığı söylenir. Sonra, "Yumurtayı kim yaptı?" denildiğinde, onu da önceki tavuğun yaptığı ifade edilir. O tavuğu bir önceki yumurtanın, onu da daha önceki tavuğun yaptığı farz edilerek, böylece bir silsile hâlinde tâ ilk tavuğa yahut ilk yumurtaya kadar varılır. Mahlûkat, ezelî olmadığına göre, bu iş sonsuza kadar uzayamaz; bir noktada durulacaktır. İşte o noktada, bir yaratıcının varlığını kabul etmek vacip olur.

Mümkün olan bir varlığı yine mümkün olan bir başka varlık yaratmış olamaz. Mümkünü ancak Vacib olan Allah yaratabilir.

Bir makale düşünelim. “Bunu kim yazdı?” diye sorduğumuzda yazı cinsinden olmayan bir varlık arayacağız ki o da insandır. Yani yazıyı insan yazmıştır. Yazının bir kelimesi diğerini yazmış olamaz, zira ikisi de aynı cinstendirler. Bir insanı anne ve babasının yaptığını söylemek, bir kelimeyi kendinden önce gelen kelimelerin yazdığını söylemek demektir.

Devir için şöyle bir misal verelim:

“A okuluna kayıt yaptıracaksın ve müracaat ettin. A okulu dedi ki, ‘Kayıt şartımız, B okuluna kayıt belgesidir.’ Sen hemen B okuluna gittin. Onlar da dedi ki; ‘Kayıt şartımız A okuluna kayıt olmanızdır.’ Böyle bir durumda senin, her iki okula da kayıt olman ebediyen imkânsız hale gelir. İşte devir, yani, kısır döngü denilen şey budur.”

Kendimizden bir misal verelim: “İnsanı kim yapmıştır?” sualine anne ve babası diye cevap veriyorlar. “Onları kim yaptı?” denildiğinde “onları da kendi anne ve babaları yaptı” deniliyor. İnsanlık ezelî olmadığına göre bu silsile ilk insana kadar gidecektir. İşte o ilk insanı kim yaratmışsa ondan doğan bütün torunlarını da O yaratmıştır. Biz ilk atamızı Âdem aleyhisselâm olarak biliyoruz. Ondan ve zevcesinden Habil ve Kabil’i yaratan Allah, bu insanlık silsilesini günümüze kadar getirmiş ve bütün insanlık âlemini de O yaratmıştır. Dünyanın ömrü oldukça gelecek yeni insanları da yine O yaratacaktır.

Nur Külliyatı’nda, iman hakikatlerine ait deliller, böyle bir tasnife girilmeksizin, hem aklı hem kalbi tatmin edecek şekilde, çok risalelerde değişik yönleriyle tafsilatlı olarak izah ve ispat edilmişlerdir.

Üstad Hazretleri, kelâm âlimlerinin takip ettikleri bu yolların, doğru olmakla birlikte, çok uzun olduğuna, bazı arızalarla yolda kalma tehlikesinin söz konusu olabileceğine işaret ederek şöyle buyurur:

“... mümkinat, birbirini icad edip teselsül edemez. Yahut o onu, o da onu icad edip devir suretinde dahi olamaz. Öyle ise bir Vâcib-ül Vücud vardır ki, bunları icad ediyor. ...

“....Esbab, teselsülün berahini ile âlemin nihayetinde kesilmesinden ise, her şeyde Hâlık-ı Külli Şey’e has sikkeyi göstermek daha kat’î, daha kolaydır.”(1)

Bu yol, Kur’an yoludur. Hiçbir varlığın yaratılışını ne devir, ne de teselsül yoluyla bir başka varlığa vermez; “Her şeyi yaratan ve terbiye eden ancak Allah’tır” der.

"Meyveyi kim yarattı?" denildiğinde cevap, “Allah yarattı” şeklinde gelir. Ve ağacın meyve yapamayacağı, onun ancak bir sebep olduğu nazara verilir.

Bilindiği gibi, bir şeyin var edilmesinde ilk şart, iradedir. İlim ve kudret yerinde olsa bile, irade edilmedikçe bir şey ortaya çıkmaz. Ağacın, meyve vermeyi irade edemeyeceği açıktır. O hâlde o meyveler ağacın malı değildir, ağacın meyve vermesini irade eden ve onu “bir meyve fabrikası” olarak terbiye eden ancak Allah’tır. Nitekim biz de başımızdaki saçların teşekkülüne sahip çıkmıyor ve “Saçım uzamış!..” demekle bunu çok güzel ifade etmiş oluyoruz.

İradeyi kudret takip eder ve kudretin bu icraatı, başta ilim ve hikmet olmak üzere, nice ilâhî hakikatlerle desteklenir. Meyveyi yapan, öncelikle meyve yapmayı bilecek, sonra insanları ve onların meyveye olan ihtiyaçlarını bilecek ve onlara merhamet edecektir. Bütün bunların kuru, şuursuz bir ağaca isnat edilmesi mümkün olmadığından, ne devir, ne de teselsül yoluna girmeksizin doğrudan doğruya meyveyi Allah’ın yaptığı, yarattığı söylenir.

Misalimize dönecek olursak, “Yumurtayı kim yarattı?” sorusunun da “Tavuğu kim yarattı?” sorusunun da cevabı aynıdır: Allah. Tavuğun iç âleminde, mükemmel bir fabrika çalıştırılmış ve bu ilâhî tezgâhta yumurta dokunmuştur. Öte yandan tavuğun bütün plân ve programı o yumurtaya yerleştirilmiş ve belli bir ısı seviyesi ve yine belli bir zaman sebep kılınarak ondan tavuk yaratılmıştır. Bu kudret mucizesinin yaratılışı, ne o yumurtaya, ne de sözünü ettiğimiz ısıya ve zamana verilebilir.

(1) bk. Sözler, Otuz Üçüncü Söz, Otuzuncu Pencere.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

dipnur
soruyu sorandan da cevaplayandan da allah razı olsun
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...