"Dört kıyas-ı fâsit ile hâsıl olan safsatanın zulmünden muhakeme-i zihniyeyi halâs etmek..." Devamıyla izah eder misiniz? Bu kıyasları yapanlar aşiretler mi, İttihatçılar mı?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"S - Şu mezcde ne hikmet var ki, o kadar taraftarsın, daima söylüyorsun?"

"C - Dört kıyas-ı fâsit ile hâsıl olan safsatanın zulmünden muhakeme-i zihniyeyi halâs etmek, meleke-i feylesofanenin taklid-i tufeylâneye ettiği mugalâtayı izâle etmek."(1)

Üstad Hazretleri fen ilimleri ile din ilimlerinin beraber okutulduğu bir eğitim sistemini savunuyor. Lakin bazı ham softalar, din ilimleri ile fen ilimlerinin imtizacının imkansız olduğunu vehmediyorlar. Onların batıl vehmine göre din ile akıl bağdaşmaz; din esastır, akıl yani fen reddedilir.

Bir de İslam filozoflarında ya da İslam felsefe geleneğinde şöyle bir meleke ve teamül oluşmuş: Onlara göre akıl, yani felsefe asıl, din ona tabidir. Akıl ile din çeliştiği zaman, din akla göre uyarlanır. Yani din akla tabidir. Bu da bir cihetle tufeyli bir taklittir. Yani alim ve olgun bir kimsenin ham ve cahil birisini taklit etmesi misullü, İslam gibi mahz-ı hakikat olan bir dinin, emeklemekte olan felsefeyi taklit edip ona tabi olması hakikaten bir hamakat bir hezeyandır, bir mugalatadır.

Üstad Hazretleri haşiyede bu tarz vehim ve hezeyanları güzelce özetlemiştir. Fen ilimlerinde uzman birisinin sözü dinde nasıl delil teşkil etmez ise, din ilimlerinde uzman birisinin sözü de fen ilimlerinde delil teşkil etmez.

Hem fen ilimlerini bilmeyen bir din aliminin dindeki otoritesi yara almaz. Çünkü herkes kendi sahasında söz sahibidir. Mesela, tıp ilmini bilmiyor diye İmam Gazali’nin dindeki otoritesi sarsılmaz. Fen ilimlerini bilen birisi din ilimlerinde gurur yapamaz, zira alanı değildir

Birinci bozuk kıyas:

"Mâneviyatı maddiyata kıyas edip Avrupa sözünü onda dahi hüccet tutmak."

Bunlar imanı zayıf, kafası şek ve şüphe ile hastalıklı birtakım ahalidir. Avrupa’nın maddi üstünlüğüne bakarak manevi alanda da söz sahibi olabileceği ihtimaline veya şüphesine düşüyorlar. Halbuki maddiyatta ilerleyen maneviyatta gabileşebilir. Maddede uzman olan birisinin sözü maneviyatta hüccet olmaz. Bir kimse tıp sahasında dünya çapında kariyer sahibi olabilir, ama kimya ilminde bir kıymet-i harbiyesi olmaz. Aynı şekilde maddi ilimlerde çok derin ve üstün olan bin bilim adamı, manevi sahada uzman olan bir İmam Gazali kadar kıymet ifade etmezler. Yani herkes sahasında hüccettir.

İkinci bozuk kıyas:

"Hem de bazı fünûn-u cedideyi bilmeyen ulemanın sözünü ulûm-u diniyede dahi kabul etmemek."

Bu bakış açısı da bazı ham ve cahil bilim çevrelerinin bakış açısıdır ki tıpkı, kimyada ilmi olmayan bir doktorun doktorluğuna itibar etmemek gibi bir yanlışlıktır...

Üçüncü bozuk kıyas:

"Hem de fünun-u cedidede mahareti için gurura gelip, dinde de nefsine itimad etmek."

Bu bakış açısı bilim adamlarının narsist ruh halini yansıtıyor. Fen ilimlerindeki derinliğini ve maharetini her alana tatbik etmeye çalışıyor. Yani ben saygı duyulan bir doktorsam her alanda bana aynı saygıyı duymalısınız havasına giriyor. İyi bir doktor olmak iyi bir din alimi olmayı gerektirmiyor.

Dördüncü bozuk kıyas:

"Hem de selefi halefe, maziyi hale kıyas edip haksız itirazda bulunmak gibi fasit kıyaslardır."

Bugünün düşünce ve duyguları ile geçmiş tartılamaz; geçmişi kendi ölçü ve değer yargıları içinde değerlendirmek gerekir. Maalesef bu yanılgı, düşünce adamları arasında yaygın bir yanılgıdır. Günümüzdeki kafası ve kalbi yaralı bir alime bakarak İmam Azam’ın o muazzam ilmi kariyeri anlaşılamaz.

(1) bk. Münazarat.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...