"Dünya madem fanidir, değmiyor alaka-i kalbe." Bu ifadeye göre, dünyayı terk edip sadece ahirete mi çalışmak gerekir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Dünya fani olduğundan, ehemmiyeti yoktur; alakaya ve meraka değmez. Fakat dünyanın üç yüzü vardır.

Resul-i Ekrem Efendimiz (asm) şöyle buyurur:

"Dünyanın, Cenâb-ı Hakk'ın yanında bir sinek kanadı kadar kıymeti olsaydı, kâfirler bir yudum suyu ondan içmeyecek idiler."(1)

Üstad Hazretleri bu hadis-i şerifi şöyle izah etmektedir:

"Ezcümle, en ziyade insafsızların zihnini kurcalayan şu hadistir ki:

لَوْوَزِنَتِالدُّنْياَعِنْدَاللهِجَناَحَبَعُوضَةٍمَاشَرِبَالْكَافِرُمِنْهَاجُرْعَةَمَاۤءٍ ev kemâkàl. Meâl-i şerifi: 'Dünyanın, Cenâb-ı Hakkın yanında bir sinek kanadı kadar kıymeti olsaydı, kâfirler bir yudum suyu ondan içmeyecek idiler.' Hakikati şudur ki: عِنْدَاللهِ tabiri, 'âlem-i bekàdan' demektir. Evet, âlem-i bekàdan bir sinek kanadı kadar bir nur, madem ebedîdir, yeryüzünü dolduracak muvakkat bir nurdan daha çoktur. Demek koca dünyayı bir sinek kanadıyla muvazene değil; belki herkesin kısacık ömrüne yerleşen hususî dünyasını, âlem-i bekàdan bir sinek kanadı kadar daimî bir feyz-i İlâhîye ve bir ihsan-ı İlâhîye muvazeneye gelmediği demektir."(2)

Nitekim bu hadis-i şerif birçok muhaddis tarafından şöyle izah edilmiştir:

Eğer Allah katında dünya hayatının bir kıymeti olmuş olsaydı, kâfire bir yudum su bile verilmezdi. Çünkü kâfir, Allah'ın düşmanıdır. Düşmana kıymetli sayılan hiçbir şey verilmez. Dünya Allah katında hiçbir değer taşımadığı için Allah’ın veli kullarının ekserisi dünyada hep meşakkat çekmiş, yokluk içerisinde ömür sürmüşlerdir.

Bu hadisten hareketle din düşmanları; “Sizin dininiz olan İslâm, dünyaya önem vermiyor, dünyayı bütünü ile kıymetsiz görüp terk edilmesi gerektiğini söylüyor.” gibi menfi propagandalar yapıyorlar. Hâlbuki İslâm’a göre; dünya ahiretin tarlası, ilahi isimlerin tâlim edildiği bir mekteptir ve bu cihetle Allah katında çok kıymetlidir.

Üstad Hazretleri dünyanın üç yüzü olduğunu ifade eder:

Birisi Allah’ın isim ve sıfatlarına ayna olmasıdır.

Dünyanın ikinci yüzü mezradır; yani âhiret hayatının tarlası hükmündedir. Bu yüzde insan, ahiret âlemi için gerekli olan mahsulü temin eder. Burada eker, orada biçer. Dünyanın bu yüzünü de terk edip küsmek olmaz.

Üçüncü yüzü ise melabegâhtır. Yani dünyanın bu yüzü nefis ve hevanın bir oyun yeridir. Bu yüz tehlikeli ve küsülmesi gereken bir yüzdür. Zira insanları gaflet ve dalâlete atan hep bu yüzüdür. Allah’ı ve âhireti unutturan yüz bu yüzdür.

Allah’ın sinek kanadı kadar kıymet vermediği dünya, bu üçüncü ve fani olan dünyadır. Yoksa Allah, dünyanın evvelki iki yüzüne ehemmiyet vermiyor demek hakikate zıttır. Yani insafsız din düşmanları, bu tasnifi görmezden gelip, "Allah bütünü ile dünyaya kıymet vermiyor." manasını ifşa ederek, Müslümanları dünyanın meşru nimetlerinden soğutuyorlar, hem onları tembelliğe sevk ediyor hem de İslâm’ı lekelemek istiyorlar.

İslâm dini her zaman çalışıp terakki etmeyi emreder. Ona hakkıyla intisab eden ve onun ulviyet ve kudsiyetini idrak edenler her türlü terakkinin ve kemalatın zirvesine çıkarlar.

Cenâb-ı Hak “İnsana çalıştığından başkası yoktur.” (Necm, 53/39) buyurarak çalışmanın vacib olduğuna işaret etmiştir. Peygamber Efendimiz (asm) de

“Çalışan Allah’ın dostu ve sevgilisidir.”(3)

“İki günü eşit olan ziyandadır.”(4)

buyurarak, çalışmaya teşvik etmiştir. Bu bakımdan, Müslümanların büyük bir gayret, azim ve şevkle ilim, fen ve teknik sahasında terakki etmeleri gerekir.

İslâm’ın ulvî hakikatlerini ve nurlu esaslarını hayatına tatbik eden fert ve milletler, her zaman tekemmül ve terakki ederler ve etmişlerdir de. Asr-ı saadet, Endülüs, Selçuklu ve Osmanlı tarihleri bunun en büyük delilidir.

Bunun içindir ki, Bağdat, Semerkant, Şam, Endülüs, Kudüs, Mısır ve İstanbul gibi dünyanın gözbebeği olan şehirlerde binlerce mabed, kervansaray ve medreseler inşa edilmiş, zamanın bile tahrip edip eskitemediği binlerce sanat harikası olan eserler ve nurlu medreseler vücuda gelmiştir.

Müslümanların bugün düşmüş oldukları bu perişan vaziyeti İslâm dinine bağlamak büyük bir hatadır. Bunun mes’ulü, İslâm dininin ulvi hakikatlerini hayatlarına tatbik etmeyen ve onun güzelliklerinden istifade edemeyenlerdir.

Mümin dünyanın üçüncü yüzüne bakmamalı ve ona aldanmamalıdır. Yoksa diğer iki yüzüne ne kadar bakılsa iyidir. Burada mühim olan nokta, dünyanın lüzumsuz, malayani işlerinin iman hizmetine set çekmemesidir. Yoksa zühd ve takva bütün bütün dünyayı ve sebepleri terk etmek demek değildir.

Hülasa, dünyayı kesben değil, kalben terk etmeliyiz. Gönlümüz Allah’ta iken, elimiz dünyada olabilir. Sahabeler dünyanın ilk iki yüzünde çok ileri gidip terakki etmişler. Dünyayı ahiretin mezrası gibi çok güzel işleyip öbür dünya için büyük mahsulâtlar hazırlamışlar. Dünyanın ehemmiyetsiz ve kıymetsiz oluşu üçüncü yüzü itibariyledir. Yoksa İslam "dünyayı bütünü ile terk edin mağarada sürekli zikir çekin", demiyor.

Dipnotlar:

1) bk. İbni Mace, Zühd 3; Tirmizi, Zühd 13.
2) bk. Sözler, Yirmi Dördüncü Söz, Üçüncü Dal.
3) bk. Taberani, Evsat, 8/80; Beyhaki, Şuabu’l-İman, 2/88; Tenbihu’l-Ğafilin, 1/428.
4) bk. Aclûnî, Keşfu'l-Hafa, II, 233.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...