"Dünya öyle bir metâ değil ki bir nizâya değsin." cümlesini izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

دُنْيَا نَه مَتَاعِيسْتِى كِه اَرْزَدْبَنِزَاعِى

“Dünya öyle bir metâ değil ki bir nizâya değsin.” (1)

Şu gelip geçici dünya, öyle kavga edilecek bir kıymete sahip değildir.

"Meta", kelime olarak fayda, menfaat, kıymetli eşya, tüccar malı gibi mânalara gelmektedir.

İnsanlar ekseriyet itibariyle mal ve servet yüzünden kavga ederler. Halbuki gölge gibi kıymetsiz ve gelip geçici şeyler için dövüşmeye, kavga etmeye değmez. Dünya hayatı da ahirete nisbeten böyle kıymetsiz ve adi bir meta’dır, üzerinde durmaya ve boğuşmaya değmez.

"Dünyanın, Cenâb-ı Hakk'ın yanında bir sinek kanadı kadar kıymeti olsaydı, kâfirler bir yudum suyu ondan içmeyecek idiler."

Nitekim bu hadis-i şerif birçok muhaddis tarafından şöyle izah edilmiştir:

Eğer Allah katında dünya hayatının bir kıymeti olmuş olsaydı, kâfire bir yudum su bile verilmezdi. Çünkü kâfir, Allah'ın düşmanıdır. Düşmana kıymetli sayılan hiçbir şey verilmez. Dünya Allah katında hiçbir değer taşımadığı için Allah’ın veli kullarının ekserisi dünyada hep meşakkat çekmiş, yokluk içerisinde ömür sürmüşlerdir.

Evet, dünyanın üç yüzü vardır: Birisi Allah’ın isim ve sıfatlarına âyine olmasıdır. Dünyanın ikinci yüzü mezradır; yani âhiret hayatının tarlası hükmündedir. Bu yüzde insan, âhiret âlemi için gerekli olan mahsulü temin eder. Burada eker, orada biçer. Dünyanın bu yüzünü de terk edip küsmek olmaz. Üçüncü yüzü ise mel’abegâhtır. Yani dünyanın bu yüzü nefis ve hevanın bir oyun yeridir. Bu yüz tehlikeli ve küsülmesi gereken bir yüzdür. Zira insanları gaflet ve dalâlete atan hep bu yüzüdür. Allah’ı ve âhireti unutturan yüz bu yüzdür.

Allah’ın sinek kanadı kadar kıymet vermediği dünya, bu üçüncü ve fani olan dünyadır. Yoksa Allah, dünyanın evvelki iki yüzüne ehemmiyet vermiyor demek hakikate zıttır. Yani insafsız din düşmanları, bu tasnifi görmezden gelip, "Allah bütünü ile dünyaya değer vermiyor" mânâsını ifşa ederek, Müslümanları dünyanın meşru nimetlerinden soğutuyorlar, hem onları tembelliğe sevk ediyor hem de İslâm’ı lekelemek istiyorlar.

Dikkat et ey nefs-i nâdan. Su geminin altında olursa gemiyi yüzdürür, içinde olursa batırır. Aynı şekilde dünya malı kalbin içinde olursa insanı batırır, ayaklarının altında olursa onu yükseltir. Dünyayı kendine oyuncak yapmazsan, dünya seni kendine oyuncak yapar. Zühd denilen şey Hazret-i Üstad'ın ifadesi ile "dünyayı kesben değil kalben terk etmektir."

Hazret-i Ebu Bekir (ra) Hazret-i Osman (ra) Hazret-i Abdurrahman bin Avf gibi güzide sahabeler, çok zengin insanlardı ama bu dünya malı kalplerinde değil, ayaklarının altında idi.

Çünkü onlar şu âyetlerin mânasını anlamış ve hayatlarını ona göre tanzim etmişlerdi:

Dünya hayatı, ancak oyun ve boş şeyle meşgul olmaktır. Ahiret ve nimetleri daimi olduğundan daha hayırlıdır. Bunların farkını anlamaz mısınız?" (En'âm, 6/32)

"Yanınızdaki dünyalıklar geçici, Allah katındaki hazine ve rahmetler ise daimidir." (Nahl, 16/96)

"Dünyayı ahirete tercih edersiniz, halbuki ahiret hayırlı olup nimetleri daimidir." (A'lâ, 87/16, 17)

Onlar, bu mânadaki âyet ve hadisleri bütün ağırlığını ve bütün caydırıcılığını yüreklerinde hissediyor, o nisbette kalplerine dünyayı sokmama adına kilit vuruyorlardı. Dünya bütün haşmeti ve cazibesi ile onların üstüne çullansa da onların kalbine ulaşamıyordu. Onların kalbinde Allah aşkı öyle bir kökleşmişti ki, hiçbir fani o aşka dokunamıyordu.

Ama bu asırda kalplerde İlahî aşk değil mecazî aşklar hükmediyor. Hazret-i Peygamber (asv)'in ulvî ve müteal nasihatleri değil, kapitalist ve komünist felsefenin çirkin ve batıl düsturları şırınga ediliyor. Bu beşerî mefkûreler paraya, güce, makama, iktidara taptırıyor ve teşvik ediyor. Zamanın materyalist ruhundan beslenen insan tipleri meknî/potansiyel bir hırsız, rüşvetçi, kul hakkı tanımayan bir canavara inkılab ediyor.

Evet, bu zamanın en tehlikeli düşmanı maddeci felsefenin kalb ve gönüllerdeki tahribatıdır.

Hatta bu menhus ruhu mefkure haline getirip, bu uğurda gençleri etrafında pervane yapıyor. Ladinî olan dünyaperest bu hayat tarzını beşeriyete bir kurtuluş gibi takdim ediyorlar. Hodbinliğin, hırsızlığın, kibir ve sömürülerin temelinde bu hastalık bulunuyor, diyebiliriz.

(1) bk. Mektubat, Yirmi İkinci Mektup.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...