Block title
Block content

Dünyamız, gezegenler, galaksiler, evren,.. bütün bunlar sadece insan için mi yaratıldı?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Ve o hadsiz faaliyet dahi, hadsiz bir tebdil ve tağyir ve tahvil ve tahribi dahi iktiza ediyor. Ve o hadsiz tağyir ve tebdil dahi mevt ve ademi, zeval ve firakı iktiza ediyor."

"Bir zaman, hikmet-i beşeriyenin, masnuatın gayelerine dair gösterdiği faydalar, nazarımda çok ehemmiyetsiz göründü. Ve ondan bildim ki, o hikmet abesiyete gider. Onun için, filozofların ileri gidenleri, ya tabiat dalâletine düşer veya sofestaî olur veya ihtiyar ve ilm-i Sânii inkâr eder veya Hâlıka 'mucib-i bizzat' der."(1)

İnsanlığın ortak aklı olan felsefe ve fennin, eşyaya ait gösterdikleri faydalar, kainatın kuruluş ve yaratılış gayesinin altından kalkamıyor. Yani bu koca kainat, fen ve hikmetin gösterdiği cüzi faydalar için yaratılmış olamazlar. Bu kainattaki muazzam döngü ve değişim, böyle adi ve basit bahaneler için çevrilemezler deyip, bir kısım filozoflar bu orantısızlığa binaen, her şey boş ve abestir diyerek inkara sapmışlar. Bu filozoflardan bazıları tabiat fikrine, bazıları septik felsefeye yani şüphecilik fikrine, bazıları Allah’ı sadece ilk bir sebep olarak kabul edip, sonsuz ilim ve iradesini inkar etmişler. "Kainat -haşa- Allah’tan zorunlu sadır olur." diye safsatalara sapmışlar. Bütün bu hezeyanların temelinde, hikmeti beşerin kainatın kuruluşuna yeterli gelememesinden kaynaklanmıştır.

"İşte, o zaman, rahmet-i İlâhiye Hakîm ismini imdadıma gönderdi; bana da masnuatın büyük gayelerini gösterdi. Yani, herbir masnu öyle bir mektub-u Rabbânîdir ki, umum zîşuur onu mütalâa eder."

"Şu gaye bir sene bana kâfi geldi. Sonra san'attaki harikalar inkişaf etti; o gaye kâfi gelmemeye başladı. Daha çok büyük diğer bir gaye gösterildi. Yani, herbir masnuun en mühim gayeleri Sâniine bakar; Onun kemâlât-ı san'atını ve nukuş-u esmâsını ve murassaât-ı hikmetini ve hedâyâ-yı rahmetini Onun nazarına arz etmek ve cemal ve kemâline bir ayna olmaktır, bildim."

"Şu gaye hayli zaman bana kâfi geldi. Sonra, san'at ve icad-ı eşyadaki hayret-engiz faaliyet içinde, gayet derecede sür'atli tağyir ve tebdildeki mucizât-ı kudret ve şuûnât-ı rububiyet göründü. O vakit bu gaye dahi kâfi gelmemeye başladı. Belki şu gaye kadar büyük bir muktazî ve dâi dahi lâzımdır, bildim."

"İşte, o vakit, şu İkinci Remizdeki muktazîler ve gelecek işaretlerdeki gayeler gösterildi. Ve yakînen bana bildirildi ki, kâinattaki kudretin faaliyeti ve seyir ve seyelân-ı eşya o kadar mânidardır ki, o faaliyetle Sâni-i Hakîm envâ-ı kâinatı konuşturuyor. Güya göklerin ve zeminin müteharrik mevcutları ve hareketleri, onların o konuşmalarındaki kelimelerdir; ve taharrük ise, bir tekellümdür. Demek, faaliyetten gelen harekât ve zeval, bir tekellümât-ı tesbihiyedir. Ve kâinattaki faaliyet dahi, kâinatın ve envâının sessizce bir konuşması ve konuşturmasıdır."(2) 

Üstad Hazretlerinin şu ifadesi -İmam-ı Rabbani'den nakil ile- meselemizi gayet güzel özetliyor:

“Melikin atiyyelerini ancak matiyyeleri taşıyabilir.”(3)

Atiye: Kelime olarak hediye, bahşiş, lütuf ve ihsan anlamlarına geliyor. Bu cümledeki manası, maksat ve gayelerdir. Yani kainatta hedef ve maksat tutulan şeylerin geneline verilen bir isimdir. Allah’ın kainatta takip ettiği hikmet ve maksatların tamamına atiye denilir. 

Matiyye: Kelime olarak binek ve yük taşıyan vasıta ve araç demektir. Bu cümledeki ıstılahı manası; maksat ve gayelerin altından kalkan, onları anlamlı hale sokan gerekçe ve vasıtar anlamındadır. Yani Allah’ın kainatta takip ettiği hikmet ve maksatları; ancak yine onun külli nazarı ve külli istifadesi kaldırabilir. Yoksa insanların ve cinlerin cüzi nazarları kainatın umumunda tecelli eden maksat ve hikmetlere kifayet etmez. O külli gayeler, insanların cüzi istifadesi için değildir.

Kainatta insanın idrak ve ihata edemeyeceği kadar sınırsız hikmet ve gayeler vardır. Bu gaye ve hikmetlerin hepsi de sanatkar ve ustasını gösterip ona işaret ediyor. Bir sanat ve eser, kendi nefsine bir bakıyor ise, sanatkar ve ustasına binler yönle bakıyor.

Mesela; bir resim tablosunda, resim tablosunu oluşturan tahta ve tuval, tablonun nefsi ve kendisi hükmündedir. Bu resim tablosunun boş tuvali ve önemsiz tahtasına bakıp da kimse sergiye gelmez. İnsanları resim sergisine çeken şey; tablonun tuval ve tahtası değildir, üzerindeki resim sanatıdır. Resim sanatındaki bütün incelik ve çizimler de ressama işaret eden levhalar hükmündedir. Demek bir resim tablosu nefsini, yani tuval ve tahtasını bir gösterirken, üzerindeki resim sanatı ile ressamını binler vasfı ile tanıtır.

Aynı şekilde bir çiçeğin maddesi ve dünyaya bakan faydası birkaç iken, sanatkarı olan Allah’a bakan yüzbinlerce yönü ve işareti vardır. Yani; çiçek üstündeki herbir nakış ve işleme, sanatkarını bize tanıtıyor. Mesela; çiçeğin o güzel ve tatlı tebessümünde Allah’ın Muhsin, Cemal, Müzeyyin gibi çok isimleri tecelli ile kendini ilan ediyor. Çiçeğin maddesi değil, üstündeki nakış ve sanatları daha çoktur. Bu da nakış ve sanatlar adedince isimleri akla gösteriyor, zira her nakış ve sanat arkasında bir isim tecelli ediyor.

Bundan daha da ötesi; çiçeğin üzerindeki nakışlar ve sanatlar faraza bin ise, insanın bu nakış ve sanatlardan istifadesi bir ikiye tesadüf ediyor, öyle ise geri kalan kısmı Allah’ın külli nazarına bakıp ona hitap ediyor. Burada çiçeklerin üstündeki sayısız tecelli ve nakışlar; Allah’ın atiyeleridir, bunları bütünü ile ihata edip istifade etmek ise; ancak Allah’ın külli nazarıdır ki, Allah’ın bu sonsuz nazarı bu atiyyelere matiyye oluyor. Zira sonsuz tecelli yükünü, yine sonsuz bir nazar kaldırabilir.

Bu noktadan baktığımız zaman, kainatın bütünü ile sadece insana tahsis edildiğini ifade etmek yanlış olur. Kainat bir sofra ise bu sofradan tabiri caiz ise en büyük payı İlahi nazar alıyor, ondan sonra cami bir fıtrata sahip olan insan, daha sonra melekler, ruhaniler ve cinler gibi mahlukat istifade ediyor. İnsan tür olarak kainatın yaratılışına asıl bir sebeptir; ama sadece tek bir sebep değildir.

Dipnotlar:

(1) bk. Mektubat, Yirmi Dördüncü Mektup, Birinci Makam.

(2) bk. a.g.e.

(3) bk. Mesnevi-i Nuriye, Katrenin Zeyli.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Birinci Makam, İkinci Remiz | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 4847 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...