"Elifba okumayan çocuğa felsefe-i tabiiye dersi verilmez." Bunun sebebi nedir? Neden objektif olmuyoruz. Büyüyünce kendisi düşünemez mi?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Ey gazeteciler! Edipler edepli olmalı; hem de edeb-i İslâmiye ile müteeddib olmalı. Ve onların sözleri, kalb-i umumî-i müşterek-i milletten bîtarafane çıkmalı. Ve matbuat nizamnamesini, vicdanınızdaki hiss-i diyanet ve niyet-i hâlisa tanzim etmeli. Halbuki, siz iki kıyâs-ı fâsidle, yani taşrayı İstanbul'a ve İstanbul'u Avrupa'ya kıyas ederek efkâr-ı umumiyeyi bataklığa düşürdünüz. Ve şahsî garazları ve fikr-i intikamı uyandırdınız. Zira, elifba okumayan çocuğa felsefe-i tabiiye dersi verilmez. Ve erkeğe tiyatrocu karı libası yakışmaz. Ve Avrupa'nın hissiyatı, İstanbul'da tatbik olunmaz."

"Akvâmın ihtilâfı, mekânların ve aktârın tehâlüfü, zamanların ve asırların ihtilâfı gibidir. Birisinin libası, ötekinin endamına gelmez. Demek Fransız büyük ihtilâli, bize tamamen hareket düsturu olamaz. Yanlışlık, tatbik-i nazariyat ve muktezâ-yı hali düşünmemekten çıkar."(1)

Bu cümlenin yorumunu ve izahını yapabilmek için, içinde bulunduğu paragrafı güzelce anlamak ve hazmetmek gerekir. Zira burada ediplere yani gazetecilere bir ders var. Ediplerin İslami edeple edeplenmesi gerektiğinden bahseden bu parçada, Avrupa'dan yapılan ve işlenen her şeyin bizim buradaki insanların ruhuna uyamayabileceğinin dersi verilmektedir. Ciddi bir hikmet süzgecinden geçmesi lazım ki, buradaki insanlara fayda getirebilsin. Maalesef gazeteciler, ya daha çok satış yapıp kâr kapma gayretkeşliğinden veya ideolojik yaklaşımlarla bu ülkenin saf vatandaşlarının ruh cevherini ciddi anlamda bozmaya vesile oldular.

Bediüzzaman'ın "Zira, elifba okumayan çocuğa felsefe-i tabiiye dersi verilmez." ifadesinde de gazetecilerin muhakemesiz ve hikmetsiz olanlarının, büyük bir yanlış yaptıklarını ortaya konmaktadır. Çünkü, daha alfabeye geçmemiş ve okuma yazma bilmeyen bir çocuğa kafayı karıştıran felsefe derslerinin verilmesini hiçbir uzman öğretmen tasvip etmez. Hiçbir pedagojik sisteme de uygun değildir.

İşte burada Anadolu halkının saf ve temiz akıllarının, Avrupa'daki aklını felsefe ile bozmuş insanlarının düşünceleriyle kirletilmemesi gerektiğinin altı çiziliyor. Gazetecilere hitaben söylediği "Halbuki, siz iki kıyâs-ı fâsidle, yani taşrayı İstanbul'a ve İstanbul'u Avrupa'ya kıyas ederek efkâr-ı umumiyeyi bataklığa düşürdünüz." cümlesiyle bu yanlışın nasıl yapıldığı da açıkça ortaya konmuştur. Taşra dediğimiz Anadolu insanının İstanbul'a kıyas edilmesiyle bir yanlış yapılmakta, sonra İstanbul insanının da Avrupa insanıyla kıyas edilerek ikinci bir yanlış yapıldığı ifade edilmektedir.

(1) bk. Divan-ı Harb-i Örfî, İki Mekteb-i Musibetin Şehadetnamesi.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Yükleniyor...