En’am 59'da “Yaş ve kuru her şey kitab-ı mübinde vardır.” deniyor; ayeti nasıl anlamalıyız, hakikaten her şey Kur’an’da var mı?
Değerli Kardeşimiz;
“Yaş ve kuru her şey Kitab-ı Mübin’de vardır.” (En’am, 6/59)
Kitab-ı Mübin “her şeyin kendisinde yazıldığı kitap” manasına gelir. Allah şu kâinat kitabında her şeyi yazmıştır. Mesela, Arşimet, suyun kaldırma kuvvetini bulmadan önce, su yine kaldırıyordu. Newton, çekim kanununu bulmadan önce bu kanun yine vardı. Arşimet ve Newton gibiler kanun koyucu değil, kanun buluculardır. Bu kanunları koyan Allah’tır, bulanlar ise böyle âlimlerdir.
Kur'anda geçen "Kitab-ı Mübin" ifadesi, bazı alimlere göre Kur'andır. İşte bu gibi alimlerin görüşüne göre, her şey Kur’anda yer alır, ama herkes her şeyi hemen kolayca göremez. İşin ehli olan âlimler, araştırmaları neticesinde başkalarının göremediklerini görürler, bulamadıklarını bulurlar. Mesela, büyük Kur’an Müfessiri Fahreddin Razi, cennet ve cehennemdekilerin birbirleriyle konuşmalarının anlatıldığı A’raf suresini tefsir ederken şöyle der:
“Cennet ve cehennem birbirinden çok uzak olmakla beraber, bunlarda yaşayanların birbirleriyle konuşabilmeleri bize şunu gösteriyor: Demek ki mesafenin uzaklığı, sesin nakline engel değildir.” (Râzi, XIV, 83)
Bundan sekiz yüz yıl önce bunu Kur’ana dayanarak söylemek, gerçekten çok ilgi çekici bir durumdur. Günümüzde hem ses, hem görüntü nakledilebilmektedir. Aslında aynı ayetlerde görüntünün nakline de işaretler vardır. Çünkü onlar konuşurken birbirlerini de görebilmektedirler. Kur’an-ı Kerim'de Hz Süleyman’ın, Yemendeki Belkıs’ın tahtını bir anda Şam’a getirdiği anlatılır.(bk. Neml, 27/38-40) Demek ki, maddeyi ve eşyayı da ses ve görüntü gibi nakletmek mümkündür...
Bununla birlikte bu meselede, şu noktaları nazara almakta fayda olacaktır:
1. Kur’an; bir tarih, coğrafya, fizik kitabı değildir.
2. Ayet, her şeyin ayrıntılarıyla Kur’an’da yer aldığını göstermez. Ancak, genel çerçevede her şeyden bahisler Kur’an’da bulunmaktadır. (Taberî, XIV, 161; Zemahşerî, II, 628; Merâğî, XIV, 128)
3. Kur’an’da var olan bir şeyi inkâr etmek küfür olduğu gibi, onda olmayan bir şeyi varmış gibi göstermek de büyük bir hatadır.
4. Her yeni bulunan ilmî keşîf veya revaçta olan teorilere “İşte, Kur’an’da bu da var.” diye İslâm vahyinin mührünü vurmak ilerde birtakım mahzurları netice verebilir. Allah’ın ilminden gelen Kur’an’ın birtakım “bilimsel payandalarla” desteğe ihtiyacı yoktur. Böyle bir destek bulmaya çalışmak bilimi asıl, Kur’an’ı ise ikinci derecede kabul etmek demektir. Hâlbuki asıl olan Kur’an’ın ezelî ve ebedî değişmez hükümleridir. Fennin ve ilmin hiçbir kat’i hakîkatı Kur’an’a aykırı değildir ve olamaz. Kâinatı yaratan Zât’ın kelâmı olan Kur’an, kâinattaki kanunlara nasıl aykırı olabilir? Müslümana düşen görev, Kur’an’daki talimat doğrultusunda, aklıyla kâinattaki kanunları bulmaya çalışmak, bu kanunlardan yararlanmaktır.
5. Kur’an, bir fizik, kimya kitabı olmamakla beraber, âyetlerinin derin hakikatleriyle, ilerde meydana gelecek ilmî gelişmelerden, fennî keşiflerden de işârî bir şekilde bahsetmektedir. Bu işârî yönlerin gösterilmesi Kur’ân’ın i’caz parıltılarından birinin gösterilmesi demek olacaktır.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü