"Endişe" ne demektir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

His dünyasını yerinde kullanmak, insan için büyük bir terakki ve tekâmül vesilesidir.

Sevgi, korku, şefkat, endişe, merak gibi hisler, eğer yaratılış gayeleri istikametinde kullanılırsa, insanı hem bu dünyada hem de öte âlemde mesut ederler.

İnsanda bir “endişe” hissi vardır. İnsan bu hissini sadece istikbâl endişesinde kullanarak “yarın ne kazanıp ne kaybedeceğine” sarf ederse, bu kıymetli hissi sadece dünya menfaatlerinde kullanmış olur. Hâlbuki asıl endişe edilecek şey, insanın bu fâni dünyadan ebediyet ülkesine imanla göçüp göçmeyeceğidir. Ruhu bu endişe ile dolu olan bir mümin, elinden geldiğince güzel ameller işler ve yine büyük bir hassasiyetle günahlardan, isyanlardan uzak durur.

Bu hissin bir başka kullanma sahası, insanların dinsiz ve ahlaksız olma tehlikesine maruz kalmalarını dert edinmek ve bu konuda neler yapmak gerektiğine kafa yormaktır. Böyle bir endişe, sahibini manen terakki ettirir, bir şeyler yapabildiği takdirde ise onun sevabını ayrıca kazandırır.

  • Akıbetinden Endişe Etmek

“Madem ölüm öldürülmüyor ve kabir kapısı kapanmıyor; elbette bu ecel celladının elinden ve kabir haps-i münferidinden kurtulmak çaresi varsa, insanın en büyük ve her şeyin fevkinde bir endişesi, bir mes'elesidir.” (Asa-yı Musa)

Her insanın önünde; mevtin şiddeti, kabrin dehşeti, mahşerin azameti, mizanın ince hesabı, celali isimlerin tecellisi olan cehennem üzerini konulmuş sıratın vahşeti, mizanın ince hesabı gibi önünde büyük imtihanlar, korkunç menziller ve çetin yollar var. Akıllı insan, bugünden yarınını, yazdan kışını, dünyada iken ahretini düşünür, akıbetinden endişe eder ve ona göre hazırlık yapar. Zira bu çetin imtihanlarda herkes iman, ubudiyet ve takvalarına göre başarılı olacaklardır Aynı şekilde, Yunus’un ifadesiyle; “Kıldan ince ve kılıçtan keskin” olan Sırat Köprüsü’nden de ameline, takvasına, ihlas ve sadakatine göre kimi berk gibi, kimi şimşek gibi, kimi de hayal suretinde ve bazıları da rüya gibi geçecek. Cenab-ı Hakk’ın emirlerini yerine getirmeyip ömrünü isyan ve günahlarla geçirenler, istikamet dairesinde yaşamayanlar ise sıratı geçemeyecek veya geçerken perişan olacaklardır.

Evet, imanı muhafaza için yasak edilen şeylerden ve günahlardan kaçınıp emir dairesinde hareket etmek gerekir. Kâmil bir müminin, akıbeti hakkında havf ve endişe içinde olması, ubudiyet vazifelerini layıkıyla ifa edememe tehlikesine karşı titremesi gerekir. Sahabeler, hatta cennetle müjdelenen aşere-i mübeşşire ve bütün kâmil insanlar, akıbetlerinden daima endişe edip, hüsn-ü akıbet için her an Allah’a sığınmış ve O’na niyazda bulunmuşlardır. Onların bu hassasiyetleri ve davranışları bize örnek olmalıdır.

Kûfe’de dünyaya gelen (Hicri 97) ve Basra’da vefat eden, (Hicri 161) tefsir, hadis ve fıkıh sahasında büyük bir âlim ve müçtehid olan, zühd ve takvada örnek gösterilen ve bir çok talebe yetiştiren Süfyân-ı Servî Hazretleri, vefatı esnasında sürekli ağlamakta imiş. Etrafında bulunan talebeleri: Efendi Hazretleri siz hep takva dairesinde yaşadınız ve her hangi bir günahınıza da kimse şahit olmuş değildir. Acaba sizi sürekli ağlatan bu durum nedendir? deyip üzüntülerini bildirmişler. Bunun üzerine Süfyân-ı Servî Hazretleri talebelerine şu ibretli cevabı vermiş: “Benim ağlamam ve endişem, bu emanet-i güzel bir şekilde teslim edip, bu ölüm gediğini iman ile aşıp aşamayacağımdan dolayıdır.”

Bir ayette mealen şöyle buyrulur: “Ey iman edenler! Allah’tan O’na yaraşır şekilde korkun ve ancak Müslümanlar olarak can verin.” (Al-i İmran Suresi, 3/102)

Bu ayet, Müslümanların Allah’tan gereği gibi korkmalarını, dünyevî ve uhrevî felaketlerden korunup, hidayet ve saadete nail olmalarını emretmektedir. Allah korkusu, insanı her türlü kötülükten, dalaletlerden, afetlerden, tehlikelerden, zararlı şeylerden ve günahlardan muhafaza ederi sırat-ı müstakime isal eder ve onu ebedi saadetlere mazhar kılar. Günahlardan kaçınıp, dinin emirlerini yerine getiren bir insan, imanını tehlikelerden koruduğu gibi, Allah katında da insanların en çok ikram edileni ve en sevgilisi olur. Allah korkusu insanın aklına nur ve rehber olur. Bir insanın Allah’tan korkması ve akıbetinden endişe etmesi yaratılışın ve aklın gereğidir. Gökyüzüne siyah bir bulut geldiğinde; “Acaba Allah bize bir afat mı verecek” diye Peygamber Efendimiz (sav.)’in benzi sararırdı.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...