"Evet, cennet, bütün lezâiz-i mâneviyeye medar olduğu gibi, bütün lezâiz-i cismaniyeye de medardır." Lezzetlerin ruhanî olduğunu beyan eden âlimler de var. Üstad'ın bilhassa cismanî lezzetlere dikkat çekmesinin hikmeti ne olabilir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Cennetteki cismanî lezzetleri inkâr etmek; Ehl-i sünnetin yolunu terk etmek demektir. Üstadımızın cismanî lezzet ve elemlere bilhassa dikkat çekmesindeki gayesi; Ehl-i sünneti te’yid etmek ve bu görüşü müdafaa etmektir.

Cennetteki cismanî lezzetleri ruhanî olarak anlamak ya da tevil etmek; cennetle alâkalı ayet ve hadislerin açık, kesin ve sarih mânâları ile asla bağdaşmaz. Bu yüzden cenneteki bütün lezzetler ve cehennemdeki bütün azaplar; hem ruhanî hem de cismanî olacaktır. Cennet ve cehennemin cismanî olduğu ifade eden yüzlerce ayet ve hadis vardır. Bunu aksini iddia etmek sapkınlık ve dalalettir.

Bu ayet ve hadislerden birkaç tanesini takdim edelim:

"Altlarından ırmaklar akan, birbiri üzerine bina edilmiş yüksek köşkler..." (Zümer, 39/20),

"... güzel meskenler..." (Tevbe, 9/72)

"Türlü ağaç ve meyvelere, akar kaynaklara, görünüş ve kokusu güzel, isteyenlerin yanına kadar sarktığından koparılması kolay, türlü bol meyvelere sahip..." (Rahmân, 55/58-54)

"Onlara canlarının çekeceğinden (her) meyve ve eti bol bol vermişizdir!.." (Tûr, 52/22).

"Etraflarında altın tepsiler ve bardaklarla dolaşılır. Ve orada canların kendisini çektiği ve gözlerin hoşlandığı her şey vardır. (Ve yine denir ki:) Artık siz orada, ebedî olarak kalacaksınız. İşte yapmakta olduklarınıza karşılık, kendisine vâris kılındığınız cennet, budur! Sizin için orada birçok meyveler vardır; onlardan yersiniz." (Zuhruf, 43/71-73)

"İman eden ve güzel işler yapanları müjdele: Altlarından ırmaklar akan cennetler onlarındır. O cennetlerden rızık olarak bir meyve yediklerinde, 'Bu daha önce yediğimiz rızıktandır.' derler. Rızıkları, dünyadakine benzer şekilde kendilerine sunulur. Orada onlar için tertemiz kadınlar vardır. Onlar orada ebedî olarak kalacaklardır." (Bakara, 2/25)

"Dirilten de öldüren de O'dur. Gece ile gündüzün birbiri ardından gitmesi de O'nun emrine bağlıdır. Düşünmez misiniz." (Mü'minûn, 23/80).

"Kendi yaratılışını unutur da 'Çürümüş kemikleri kim diriltecek?' diyerek bize misal vermeye kalkar. De ki; onları ilk defa yaratan diriltecektir. O, her türlü yaratmayı bilendir." (Yâsîn, 36/78, 79).

Rivâyete göre Übeyy b. Halef, bir gün Hz. Muhammed (asm)'e elinde çürümüş bir kemikle gelerek parmaklarıyla onu ufalamış ve: "Muhammed! Allah'ın bu çürümüş dağılmış kemiği tekrar dirilteceğini mi sanıyorsun?" deyince Peygamberimiz (asm); "Evet, Allah bunu diriltecek, seni de öldürdükten sonra diriltip cehenneme sokacaktır." demiş, yukarıdaki âyet de bunun üzerine nazil olmuştur. (1)

Risale-i Nurların hemen her yerinde cennet ve cehennemin cismanî olduğu ifade ediliyor. Bunlardan bir tanesi açık ve net bir şekilde, neden cismanî olması gerektiğini şöyle izah ediyor:

"Sual: Kusurlu, noksaniyetli, mütegayyir, kararsız, elemli cismaniyetin ebediyetle ve Cennetle ne alâkası var? Madem ruhun âli lezâizi vardır; ona kâfidir. Lezâiz-i cismaniye için bir haşr-i cismanî neden icab ediyor?"

"Elcevap: Çünkü, nasıl toprak suya, havaya, ziyaya nisbeten kesafetli, karanlıklıdır, fakat masnuât-ı İlâhiyenin bütün envâına menşe ve medar olduğundan bütün anâsır-ı sairenin mânen fevkine çıktığı gibi; hem kesafetli olan nefs-i insaniye, sırr-ı câmiiyet itibarıyla, tezekkî etmek şartıyla bütün letâif-i insaniyenin fevkine çıktığı gibi; öyle de, cismaniyet en câmi, en muhit, en zengin bir âyine-i tecelliyât-ı esmâ-i İlâhiyedir. Bütün hazâin-i rahmetin müddeharâtını tartacak ve mizana çekecek âletler cismaniyettedir. Meselâ, dildeki kuvve-i zâika, rızık zevkinde, envâ-ı mat'umat adedince mizanlara menşe olmasaydı, herbirini ayrı ayrı hissedip tanımazdı, tadıp tartamazdı."

"Hem ekser esmâ-i İlâhiyenin tecelliyâtını hissedip bilmek, zevk edip tanımak cihâzâtı yine cismaniyettedir. Hem gayet mütenevvi ve nihayet derecede ayrı ayrı lezzetleri hissedecek istidatlar yine cismaniyettedir." (2)

Yüzlerce ayet; cennetin cismanî lezzetlerine dikkat çekmektedir. Hem bu ayetlerde zikredilen nimetler ruha değil, bedene ait lezzetlerdir.

Cennetteki cismaniyet ile dünyadaki cismaniyet arasında çok fark vardır. Cennetteki cisimler idrakli ve şuurlu olup, aynı zamanda latif ve nuranî olacaklardır. Dünyadaki cisimler, hem idraksiz ve şuursuz, hem de kesif ve katıdırlar. Bu da birçok kayıt ve sınırlamayı beraberinde getiriyor.

Yani cennetin cisimleri ruh gibi latif ve nuranî olacaklar. Ceset ile ruh birbirine yakın, bir halette bulunacak, ama asla cismaniyetini kaybetmeyecek.

Mesela, dünyada cesedimiz maddî ve kesif olduğu için bir anda iki işi göremez, aynı anda birkaç mekânda bulunamaz, ama cennette cesedimiz yine ceset olarak nuranî ve latif olacağı için bir anda binlerce işi görecek, aynı anda milyonlar mekânda dolaşabilecektir. Bu sebeple ruh olmakla, ruh gibi olmayı iyi ayırmak lazım gelir.

Cennette her şey ruh değil, ruh gibi nuranî ve latif olacaklardır. Zaten nuraniyet ve letafet ruhun bir vasfıdır, onun aynısı ve cevheri değildir; bu sebeple aynı vasıf maddede de olabilir. Nitekim röntgen şuaı, ışık hüzmeleri maddî olmasına rağmen, aynı ruh gibi birçok hususiyete sahiptirler. Dünyada bile bunun misalleri varken ebed âlemi olan cennette neden olmasın.

Bilindiği gibi cennette, namaz, oruç, hac, zekât gibi ibadetler yok. Ama marifette terakki, orada, çok daha ileri seviyesiyle, yine hükmünü icra edecek. Burada, bir bardak suda Allah’ın rahmetini okuyan, O’nu Rezzak olarak tanıyan bir mü’min, orada cennet ırmaklarından içecek, Rabbinin rezzakiyetini çok daha güzel anlayacak, daha geniş dairelerde tefekkür edecek.

Burada semayı seyreden gözler, orada Arşı seyredecekler.

Ba’s hâdisesiyle insanlar yeniden yaratılırken, cennetin bütün lezzetlerinden faydalanabilecek ve cehennemin o hayallere sığmaz acılarını çekebilecek bir mahiyete kavuşacaklar.

İşte, mü’min, bu yeni yaratılışıyla, cennette dünyadakinden çok daha fazla lezzet alacak; tefekkürü, hayreti, şükrü ve marifeti de o nisbette artacaktır.

Bu dünyadaki nimetler, cennettekilerin yanında gölge gibi. O halde, oradaki marifet de bu dünyadakinden o derece ileri olmalı.

Dipnotlar:

(1) bk. Vâhidî, "Esbâbü'n-Nüzûl", Tefsîr Sûre-i Yâsîn.

(2) bk. Sözler, Yirmi Sekizinci Söz

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

nurcu56

Lezzetleri alan ruh mu, yoksa ceset mi? Cennetteki lezzetlerin cismanî olmasını nasıl anlayacağız?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (m.ali)

"Hem ekser esmâ-i İlâhiyenin tecelliyâtını hissedip bilmek, zevk edip tanımak cihâzâtı yine cismaniyettedir. Hem gayet mütenevvi ve nihayet derecede ayrı ayrı lezzetleri hissedecek istidatlar yine cismaniyettedir."

...

"Elbette, şu seyl-i kâinatın bir havz-ı ekberi ve bu kâinat tezgâhının işlediği mahsulâtın bir meşher-i âzamı ve şu mezraa-i dünyanın bir mahzen-i ebedîsi olan dâr-ı saadet, şu kâinata bir derece benzeyecektir. Hem cismanî, hem ruhanî bütün esâsâtını muhafaza edecektir. Ve o Sâni-i Hakîm ve o Âdil-i Rahîm, elbette cismanî âletlerin vezâifine ücret olarak ve hidemâtına mükâfat olarak ve ibâdât-ı mahsusalarına sevap olarak, onlara lâyık lezâizi verecektir." (1)

Üstad'ımızın bu mükemmel izahlarından da anlaşıldığı gibi, cesedimiz Allah’ın birçok isim ve sıfatlarını tartıp tadacak bir mahiyettedir. Ruh beden vasıtası ile o lezzetleri tartıp tadabilir. Yani ceset, bir nevi cismanî lezzetleri ruha ulaştıran bir vasıtadır.  Ruhsuz ceset olmayacağı gibi cesetsiz de ruh da eksik ve noksan olur. Bu sebeple ceset ruha ebedî olarak arkadaş tayin edilmiştir.

Ruh beden hanesinde misafirdir. Bu hanede gözlere “pencere olma” vazifesi düşmüştür. Gören pencere değildir, ruh o pencereden bakar.

“Göz bir hassedir ki ruh bu âlemi o pencere ile seyreder” ifadesinde “bu âlem” kaydı vardır. Demek ki ruh, başka âlemleri göz olmadan da seyredebilir. Bunun en açık misali “rüya” hâdisesidir. Uykuda bu dünyaya bakan pencerelerin kapanmasıyla ruh için başka âleme pencereler açılır. Uyanık halinde karşısındaki duvarın arkasını göremeyen insan, uykuya geçtiğinde geçmiş asırlardaki dostlarıyla görüşür, binlerce kilometre ötedeki mekânları rahatlıkla seyreder.

Dünyaki beden ile ahiretteki beden arasında şöyle bir fark olacaktır; Dünyadaki beden çok kayıtlar ile mukayyed iken, ahirette ruh gibi hafif ve kayıtlardan azade olacaktır. Buradaki sıkıntı ve elemler orada bulunmayacaktır.

(1) bk. Sözler, Yirmi Sekizinci Söz.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...