"Evet, Nemrutları, Firavunları yetiştiren ve dâyelik edip emziren, eski Mısır ve Babil'in, ya sihir derecesine çıkmış veyahut hususî olduğu için etrafında sihir telâkki edilen eski felsefeleri olduğu gibi, âliheleri eski Yunan kafasında..." İzah?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

“Evet, Nemrutları, Firavunları yetiştiren ve dâyelik edip emziren, eski Mısır ve Babil'in, ya sihir derecesine çıkmış veyahut hususî olduğu için etrafında sihir telâkki edilen eski felsefeleri olduğu gibi, âliheleri eski Yunan kafasında yerleştiren ve asnâmı tevlid eden felsefe-i tabiiye bataklığıdır. Evet, tabiatın perdesiyle Allah’ın nurunu görmeyen insan, herşeye bir ulûhiyet verip kendi başına musallat eder.”(1)

Eski Mısır’ın hermetik (mesaj getiren) felsefesi teorik olduğu kadar pratikte de uygulanan bir felsefe idi. Bu felsefe Mısır’ın tanrılarından Osiris’ten insanlara haber ve bilgi getiren Thoth ya da Hermes’e dayandırılır.

Bu felsefe insanın dünyadaki hayatı ile ölüm ötesi hayatı arasında tenasüh inancına dayalı kesintisiz bir bağ kurar. Buna göre mutlak hükümdarlar olarak Firavunlar sahip oldukları güç ve kudretin de gösterdiği gibi aynı zamanda görece bir tanrıdırlar. Ölümlü olma sorunu da onları mumyalayarak ve mumyalarını koruyan piramitler yapılarak giderilmeye çalışılmıştır.

Tüm bu felsefeyi şahsında temsil eden tarihi kişilik İmhotep (MÖ 2667- MÖ 2648) adlı bilgedir.

Piramit mimarisini de ilk olarak tasarlayan (Saqqara) bu kişi, eski Mısırlılarca ve Yunanlılarca bilgi tanrısı olarak da kabul edilmiştir.

Eski Babil ve mezapotamya felsefeleri ve inançları da astroloji ile yoğun ilişkilidir. Hz. İbrahim peygamberin Kur'an-ı Kerim’de anlatılan kıssalarında görüldüğü gibi, güneş, ay ve yıldızlar gibi gök cisimlerinin tanrılıklarına inanan ve bu inanca göre bir mimari, tıp ve ziraat teknikleri geliştiren toplumlar söz konusudur. Bu antik dönemlerde dünya genelinde benzeri bir anlayış hakimdir.

Tevhid inancının söz konusu olmadığı bu eski dünya, uluhiyeti çeşitlendirerek doğaya ve doğal güçlere dağıttığı için insanlardan güç ve zenginliğe erişenlerin egosunu geliştirerek tanrılık idiasına sahip olmalarına neden olmuştur. Teknik ve bilimsel alanda bulunan bilgiler ise bu tanrısallık gizemine büründürülerek ve gizlenerek hususileştirilmiş ve cahil halk karşısında onları etkilemek maksadıyla kullanılmıştır.

Antik Yunanlılar da felsefi bilgilerini büyük ölçüde Mısır’dan almışlardır. Dolayısıyla orada geçerli olan doğadaki her olayın arkasında gizli bir tanrının ya da tanrıların bulunduğu yaklaşımı antik Yunan’da tabiatın kendi tanrılığına ve tanrılıklarına sahip müstakil bir güç olduğu anlayışına evrilmiştir.

Böylece doğal güçler insan hayatına uyarlı bir biçimde tanrılaştırılmış ve bu tanrılar heykelleri aracılığı ile var edilmiştir.

Sonuç olarak, bir Vahid-i Ehad’in zaman ve mekândan bağımsız olan nihayetsiz tecelliyatını birlemek yerine bu tecelliyatları kendi hevalarına göre ayırmış, kendi benlik ve nefislerine, zalimane hakimiyetlerine meşruiyet kazandırmak çabasına girmişlerdir.

(1) bk. Sözler, Otuzuncu Söz, Birinci Maksat, Haşiye.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...