Birinci Maksat

İçerikler


  1. Otuzun Söz’ün Birinci maksadına serlevha edilen âyetin kısa bir izahını yapar mısınız?

  2. Emanetin insana arz edilmesi hâdisesi ne zaman ve nasıl olmuş, izah eder misiniz?

  3. "Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik. Hepsi de onu yüklenmekten kaçındı ve ondan korktu. İnsan ise onu yüklendi." Emaneti isteyerek mi yüklendik?

  4. "Şu âyetin büyük hazinesinden tek bir cevherine işaret edeceğiz." Büyük hazineden maksat nelerdir? Bir tek cevheri olan enaniyet ne mânâya geliyor? Bu istihrac Üstadımıza mı aittir?

  5. Gök, zemin ve dağlar şuurlu mudur ki emanet onlara teklif edilsin de onlar yüklenmekten çekinsinler ve yüklenmesinler?

  6. Emaneti insanların yüklenmesi ve kabul etmesi nasıl olmuştur? Bu mesele iradî midir, yoksa ızdırarî midir?

  7. Emanetin bir vechinin ‘ene’ olduğu ifade ediliyor. Acaba başka hangi vecihleri var?

  8. Emanetin "bir ferdi, bir vechi ene’dir." deniliyor. Cinlerde ene var mı?

  9. Şecere-i tuba ve şecere-i zakkum nedir? Neyi temsil ediyorlar? Her iki ağacın çekirdeği ve nüvesi nasıl “ene” oluyor?

  10. "Ene, künûz-u mahfiye olan esmâ-i İlâhiyenin anahtarı olduğu gibi, kâinatın tılsım-ı muğlâkının dahi anahtarı olarak bir muammâ-yı müşkilküşâdır, bir tılsım-ı hayretfezâdır." İzah eder misiniz?

  11. "O ene, mahiyetinin bilinmesiyle, o garip muammâ, o acip tılsım olan ene açılır ve kâinat tılsımını ve âlem-i vücubun künûzunu dahi açar." İzah eder misiniz?

  12. "Şu meseleye dair, Şemme isminde bir risale-i Arabiyemde şöyle bahsetmişiz..." Şemme ismindeki Arabî Risale hakkında kısa bir malumat alabilir miyiz?

  13. "Âlemin miftahı insanın elindedir ve nefsine takılmıştır." cümlesini izah eder misiniz?

  14. "Kâinat kapıları zâhiren açık görünürken, hakikaten kapalıdır." cümlesini detaylı izah eder misiniz?

  15. "Cenâb-ı Hak, emanet cihetiyle, insana ‘ene’ namında öyle bir miftah vermiş ki, âlemin bütün kapılarını açar. Ve öyle tılsımlı bir enaniyet vermiş ki, Hallâk-ı Kâinatın künûz-u mahfiyesini onunla keşfeder." İzah eder misiniz?

  16. "Fakat ene, kendisi de gayet muğlâk bir muammâ ve açılması müşkül bir tılsımdır. Eğer onun hakikî mahiyeti ve sırr-ı hilkati bilinse, kendisi açıldığı gibi kâinat dahi açılır." İzah eder misiniz?

  17. Ene’nin sıfat ve şuunatın hakikatlerini göstermesi ne demektir? Burada sıfat ve şuunatın farkı ile hakikatlerinin gösterilmesi ne mânaya gelmektedir?

  18. Enenin Cenâb-ı Hakkın rububiyetinin, sıfatlarının ve şuunatının hakikatlerini gösteren işarat ve numuneleri cami olmasını açar mısınız? Yani buradaki camiiyetten maksat nedir; insandan insana değişir mi?

  19. Enenin vahid-i kıyasi olarak kullanılıp rububiyetin ve şuunat-ı İlâhîyenin o ene ile bilinmesi ne anlama gelmektedir?

  20. “Fakat vahid-i kıyasî, bir mevcud-u hakikî olmak lâzım değil.” Vahid-i kıyasîlerin, mevcud-u hakiki olmaları neden icap etmez? Eneyi nazara alarak açabilir misiniz?

  21. “Belki, hendesedeki farazî hatlar gibi, farz ve tevehhümle bir vahid-i kıyasî teşkil edilebilir; ilim ve tahakkukla hakikî vücudu lâzım değildir.” cümlesini açıklar mısınız?

  22. Marifet ikliminde merhale kat etmenin yolu sadece enaniyet midir? Yani burada akıl, ilham, delil ve burhan enaniyet olmazsa bir mâna ifade etmiyor mu? Meselâ enaniyeti olmayan melekler bu marifetten mahrum mu kalıyorlar?

  23. Mutlak ve muhit bir şeyin hududu ve nihayeti olmaması ve mahiyetinin anlaşılmamasını misallerle anlatır mısınız?

  24. “Meselâ, zulmetsiz, daimî bir ziya bilinmez ve hissedilmez. Ne vakit hakikî veya vehmî bir karanlıkla bir hat çekilse, o vakit bilinir.” Bunu bir örnekle açabilir misiniz?

  25. Cenâb-ı Hakkın sıfat ve esmâsının muhit ve hudutsuz olmaları ile ne olduklarının bilinememesi ne demektir?

  26. "Öyle ise, hakikî nihayet ve hadleri olmadığından, farazî ve vehmî bir haddi çizmek lâzım geliyor. Onu da enaniyet yapar. Kendinde bir rububiyet-i mevhume, bir mâlikiyet, bir kudret, bir ilim tasavvur eder, bir had…" Devamıyla detaylıca izah eder misiniz?

  27. "Bütün sıfât ve şuûnât-ı İlâhiyeyi bir derece bildirecek, gösterecek binler esrarlı ahval ve sıfât ve hissiyat, enede münderiçtir." Bu her insan için geçerli midir, yoksa Peygamberimize, Onun varisi olan büyük zatlara mı mahsustur?

  28. "Demek ene, âyine-misal ve vahid-i kıyasî ve âlet-i inkişaf ve mânâ-yı harfî gibi, mânâsı kendinde olmayan ve başkasının mânâsını gösteren …" Açıklar mısınız?

  29. Ene için kullanılan "Vücud-u insaniyetin kalın ipinden şuurlu bir tel ve mahiyet-i beşeriyenin hullesinden ince bir ip ve şahsiyet-i ademiyetin kitabından bir elif" teşbihlerini izah eder misiniz?

  30. "O elifin iki yüzü var. Biri hayra ve vücuda bakar. O yüz ile yalnız feyze kabildir. Vereni kabul eder; kendi icad edemez. O yüzde fâil değil; icaddan eli kısadır. Bir yüzü de şerre bakar ve ademe gider. Şu yüzde o fâildir, fiil sahibidir." İzahı?

  31. Kader Risalesi’nde hayrın ve şerrin tercihine cüz-i ihtiyarinin üssü’l esası olan meyelanın sebep olduğu ifade edilmişti. Bu derste ise hayrın da şerrin de işlenmesi enaniyete bağlanıyor. Enaniyet ile meyelanın farkı var mıdır, açar mısınız?

  32. "Hem onun mahiyeti harfiyedir; başkasının mânâsını gösterir. Rububiyeti hayaliyedir. Vücudu o kadar zayıf ve incedir ki, bizzat kendinde hiçbir şeye tahammül edemez ve yüklenemez..." Devamıyla izah eder misiniz?

  33. "İşte, mahiyetini şu tarzda bilen ve iz'ân eden ve ona göre hareket eden, قَدْ اَفْلَحَ مَنْ زَكّٰیهَا beşaretinde dahil olur." Zikredilen âyetin yeri, tefsiri ve konuyla münasebetini açabilir misiniz?

  34. "Emaneti bihakkın eda eder ve o enenin dürbünüyle, kâinat ne olduğunu ve ne vazife gördüğünü görür." Konunun devamında Şems Sûresinin 9. ve 10. âyetleri yer alıyor. Sûre ile konunun münasebetini izah eder misiniz?

  35. "Ve âfâkî malûmat nefse geldiği vakit, enede bir musaddık görür." İzah eder misiniz?

  36. "O ulûm, nur ve hikmet olarak kalır, zulmet ve abesiyete inkılâb etmez." Gelen ilimlerin nur ve hikmet olarak kalması, zulmet ve abesiyete inkılab etmemesi ne demektir?

  37. “Vakta ki, ene, vazifesini şu suretle ifa etti; vahid-i kıyasî olan mevhum rububiyetini ve farazî mâlikiyetini terk eder.” Mevhum rububiyeti ve farazî malikiyeti terk etmek ne demektir?

  38. "لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ وَلَهُ الْحُكْمُ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ der, hakikî ubûdiyetini takınır." Bu ibare nereden alınmıştır ve ne anlama gelmektedir? Hakikî ubudiyeti biraz açıklar mısınız?

  39. “Makam-ı ahsen-i takvime çıkar.” Makam-ı ahsen-i takvim ne demektir? Enaniyetin o makama çıkması ne mânâya gelmektedir?

  40. "Eğer o ene, hikmet-i hilkatini unutup vazife-i fıtriyesini terk ederek kendine mânâ-yı ismiyle baksa, kendini mâlik itikad etse, o vakit emanette hıyanet eder." Enenin kendine mâna-yı ismiyle bakması ne demektir?

  41. "O vakit emanette hıyanet eder, وَقَدْ خَابَ مَنْ دَسّٰيهَا altında dahil olur." Ayetin yerini, tefsirini ve konuyla münasebetini açar mısınız?

  42. "İşte, bütün şirkleri ve şerleri ve dalâletleri tevlid eden enaniyetin şu cihetindendir ki,  semâvât ve arz ve cibal tedehhüş etmişler, farazî bir şirkten korkmuşlar." İzah eder misiniz?

  43. "Evet, ene ince bir elif, bir tel, farazî bir hat iken, mahiyeti bilinmezse, tesettür toprağı altında neşvünemâ bulur. Gittikçe kalınlaşır, vücud-u insanın her tarafına yayılır. Koca bir ejderha gibi, vücud-u insanı bel' eder." İzah eder misiniz?

  44. "Sonra, nev'in enaniyeti de bir asabiyet-i nev'iye ve milliye cihetiyle o enaniyete kuvvet verip, o ene, o enaniyet-i nev'iyeye istinad ederek..." İzah eder misiniz?

  45. "Şeytan gibi, Sâni-i Zülcelâlin evâmirine karşı mübareze eder." Enaniyetin şeytanın isyanına benzetilmesinin hikmeti nedir?

  46. "Sonra, kıyas-ı binnefis suretiyle, herkesi, hattâ her şeyi kendine kıyas edip, Cenâb-ı Hakkın mülkünü onlara ve esbaba taksim eder." Diğer varlıkları da aynı kefeye koyup Cenâb-ı Hakk’ın mülkünü onlara taksim etmeyi izah eder misiniz?

  47. "Gayet azîm bir şirke düşer, اِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظِيمٌ meâlini gösterir." Buradaki ayetin yeri, tefsiri ve zulm-ü azîmin enaniyetle münasebetini açabilir miyiz?

  48. "Nasıl mîrî malından kırk parayı çalan bir adam, bütün hazır arkadaşlarını birer dirhem almasını kabul ile hazmedebilir. Öyle de ‘Kendime mâlikim.’ diyen adam, ‘Her şey kendine mâliktir.’ demeye ve itikad etmeye mecburdur." İzah eder misiniz?

  49. "İşte, ene, şu hâinâne vaziyetinde iken, cehl-i mutlaktadır. Binler fünunu bilse de cehl-i mürekkeple bir eçheldir." İzah eder misiniz?

  50. "Çünkü duyguları, efkârları kâinatın envâr-ı marifetini getirdiği vakit, nefsinde onu tasdik edecek, ışıklandıracak ve idame edecek bir madde bulmadığı için, sönerler. Gelen her şey nefsindeki renklerle boyalanır." İzah eder misiniz?

  51. "Enedeki karanlıklı bir nokta, onları nazarda söndürür, göstermez." cümlesini açıklar mısınız, o nokta nedir?

  52. "On Birinci Sözde, mahiyet-i insaniyenin ve mahiyet-i insaniyedeki enaniyetin, mânâ-yı harfî cihetiyle ne kadar hassas bir mizan ve doğru bir mikyas..." devamıyla izah eder misiniz?

  53. "Silsile-i nübüvvet ve diyanet" ile "Silsile-i felsefe ve hikmet" acaba bidayette beraberler miydi? Nihayette de ittifakları mümkün olacak mıdır?

  54. "Her ne vakit o iki silsile imtizaç ve ittihat etmiş ise, yani silsile-i felsefe, silsile-i diyanete dehalet edip itaat ederek hizmet etmişse, âlem-i insaniyet parlak bir surette bir saadet, bir hayat-ı içtimaiye geçirmiştir." İzah eder misiniz?

  55. Nübüvvet ve diyanetin, hikmetle felsefenin beraber zikredilmesinin hikmeti nedir? Nübüvvetten nasibini almayan hikmet, felsefe mi oluyor?

  56. Silsile-i diyanet, kalp ayağı ve hissiyatıyla gitmek; silsile-i hikmet ve felsefe ise aklın mizanlarıyla hareket etmek şeklinde anlaşılabilir mi?

  57. Şeytan, genellikle felsefe ve hikmet tarafına müdahale ederek, onu mücadele ve muhalefet alanına sokuyor olabilir mi?

  58. Her iki unsurun ittifakından ve ihtilafından hasıl olan neticeler, gelişmeler ve hadisattan bir iki misal vererek bu mevzuun anlaşılmasına yardımcı olabilir misiniz?

  59. Her iki unsurun ihtilafında; bütün hayır, güzellik ve kemâlat silsile-i diyanet ve nübüvvet tarafına toplanmış ise; bugünkü İslam âleminin perişanlığı ve sefaleti nasıl izah edilecektir?

  60. Hikmetten ve felsefeden uzak olan diyanet; dinde mutaassıb, aklî muhakemede nakıs grupların doğmasına zemin hazırlamıyor mu?

  61. Silsile-i nübüvvet ve diyanet tarafında da mahiyeti itibariyle hikmet ve felsefe yok mudur, bunları illa ayrı düşünmek icab eder mi?

  62. Diyanete itaat etmeyen felsefe, bir şecere-i zakkum mahiyetinde olarak, ne gibi şirkleri ve dalaletleri tevlit etmektedir?

  63. "Kuvve-i akliye dalında dehriyyun... Ve kuvve-i gadabiye dalında Nemrutları... Ve kuvve-i şeheviye dalında aliheleri, sanemleri..." Bu cümleleri açıklar mısınız?

  64. "Kuvve-i akliye dalında dehriyyun, maddîyyun, tabiiyyun meyvelerini beşer aklının eline vermiş." cümlesini izah eder misiniz?

  65. "Kuvve-i gadabiye dalında Nemrutları, Firavunları, Şeddadları beşerin başına atmış." İzah eder misiniz?

  66. "Kuvve-i şeheviye-i behîmiye dalında âliheleri, sanemleri ve ulûhiyet dâvâ edenleri semere vermiş, yetiştirmiş." izah eder misiniz?

  67. "Evet, Nemrutları, Firavunları yetiştiren ve dâyelik edip emziren, eski Mısır ve Babil'in, ya sihir derecesine çıkmış veyahut hususî olduğu için etrafında sihir telâkki edilen eski felsefeleri olduğu gibi, âliheleri eski Yunan kafasında..." İzah?

  68. "Asnâmı tevlid eden felsefe-i tabiiye bataklığıdır." ifadesine binaen "Tabiatperestlik işin temeli olup, bütün farklı şirklerin ve dalaletlerin kaynağıdır." desek doğru olur mu?

  69. "Evet, tabiatın perdesiyle Allah'ın nurunu görmeyen insan, her şeye bir ulûhiyet verip kendi başına musallat eder." cümlesini izah eder misiniz?

  70. "Kuvve-i akliye dalında enbiya ve mürselîn ve evliya ve sıddıkîn meyvelerini yetiştirdiği…" İzah eder misiniz?

  71. "Kuvve-i dâfia dalında âdil hâkimleri, melek gibi melikler meyvesini veren…" İzah eder misiniz?

  72. "Kuvve-i câzibe dalında hüsn-ü sîret ve ismetli cemâl-i suret ve sehâvet ve keremnamdarlar meyvesini yetiştiren..." İzah eder misiniz?

  73. "Beşer nasıl şu kâinatın en mükemmel bir meyvesi olduğunu gösteren o şecerenin menşei ile beraber, enenin iki cihetindedir." Açıklar mısınız?

  74. "Enenin bir vechini nübüvvet tutmuş gidiyor; diğer vechini felsefe tutmuş geliyor." İzah eder misiniz? Nübüvvet için “gidiyor”, felsefe için “geliyor” tabiri kullanılması ne hikmete binaendir?

  75. "Nübüvvetin vechi olan birinci vecih: Ubûdiyet-i mahzânın menşeidir. Yani, ene kendini abd bilir; başkasına hizmet eder, anlar. Mahiyeti harfiyedir; yani başkasının mânâsını taşıyor, fehmeder..." Devamıyla izah eder misiniz?

  76. "İşte, enbiya ve enbiya silsilesindeki asfiya ve evliya, eneye şu vecihle bakmışlar, böyle görmüşler, hakikati anlamışlar. Bütün mülkü Malikü’l-Mülke teslim etmişer ve hükmetmişler..." Devamıyla izah eder misiniz?

  77. "İşte, şu parlak, nuranî, güzel yüz, hayattar ve mânidar bir çekirdek hükmüne geçmiş ki, Hâlık-ı Zülcelâl, bir şecere-i tûbâ-i ubûdiyeti ondan halk etmiştir ki, onun mübarek dalları, âlem-i beşeriyetin her tarafını nuranî meyvelerle tezyin etmiştir."İzah?

  78. "Parlak, nuranî, güzel yüz, hayattar ve mânidar bir çekirdek hükmüne geçmiş ki, Hâlık-ı Zülcelâl, bir şecere-i tûbâ-i ubûdiyeti ondan halk etmiştir." Silsile-i nübüvvetin şecere-i tubasının; ubudiyetle izah edilmesinin hikmeti nedir?

  79. "Bütün zaman-ı mazideki zulümatı dağıtıp o uzun zaman-ı mazi; felsefenin gördüğü..." Burada ölümün ve ahiretin öne çıkarılması ne hikmete mebnidir? "Ervâh-ı âfilîne bir medar-ı envar ve muhtelif basamaklı bir mirac-ı münevver" kısmını izah eder misiniz?

  80. “Felsefe ise, eneye mânâ-yı ismiyle bakmış. Yani, kendi kendine delâlet eder, der; mânâsı kendindedir, kendi hesabına çalışır, hükmeder…” Mâna-yı ismi ile mâna-yı harfiyi birer misalle izah eder misiniz?

  81. “İkinci vecih ise, felsefe tutmuştur. Felsefe ise, eneye mânâ-yı ismiyle bakmış. Yani, kendi kendine delâlet eder, der; mânâsı kendindedir, kendi hesabına çalışır, hükmeder…” Devamıyla izah eder misiniz?

  82. "Hattâ silsile-i felsefenin en mükemmel fertleri ve o silsilenin dâhîleri olan Eflatun ve Aristo, İbn-i Sina ve Farabi gibi adamlar..." Bu zevatın fikir ve düşüncelerini ve hak dinlerle olan münasebetlerini kısaca alabilir miyiz?

  83. Eflâtun, Aristo, İbn-i Sînâ ve Farâbî gibi adamlar "İnsaniyetin gayetü'l-gayâtı teşebbüh-ü bi'l-Vâcibdir, yani Vâcibü'l-Vücuda benzemektir." fikrine nereden kapılmışlar?

  84. "Enaniyeti kamçılayıp şirk derelerinde serbest koşturarak esbab-perest, sanem-perest, tabiat-perest, nücum-perest gibi çok enva-ı şirk taifelerine meydan açmışlar." cümlesini izah eder misiniz?

  85. O dahilerden bazılarının kurtulma ihtimallerinin olduğu bilinmektedir. Bunlar kimlerdir? Ayrıca içlerinde nebi olma ihtimali olanlar var mıdır?

  86. “İnsaniyetin esasında münderiç olan acz ve zaaf, fakr ve ihtiyaç, naks ve kusur kapılarını kapayıp ubûdiyetin yolunu seddetmişler.” İzah eder misiniz?

  87. "Tabiata saplanıp, şirkten tamamen çıkamayıp, şükrün geniş kapısını bulamamışlar." İzah eder misiniz?

  88. "Nübüvvet ise, gaye-i insaniyet ve vazife-i beşeriyet, ahlâk-ı İlâhiye ile ve secâyâ-yı hasene ile tahallûk etmekle beraber, aczini bilip kudret-i İlâhiyeye iltica, zaafını görüp kuvvet-i İlâhiyeye istinad..." İzahı?

  89. “Diyanete itaat etmeyen felsefenin böyle yolunu şaşırdığı içindir ki, ene kendi dizginini eline almış, dalâletin her bir nev'ine koşmuş.” İzah eder misiniz? Dalaletin kaç nevi vardır; ana hatlarıyla öğrenebilir miyiz?

  90. "Enenin başı üstünde bir şecere-i zakkum neşvünemâ bulup âlem-i insaniyetin yarısından fazlasını kaplamış." Yarısından maksat ne olabilir? Bu nispet asırlar itibariyle değişir mi?

  91. "Hattâ 'El-hükmü li’l-galib' bir düsturudur. 'Galebe edende bir kuvvet var; kuvvette hak vardır.' der." İzah eder misiniz?

  92. "Riyâkârları alkışlamış, sanem misalleri kendi âbidlerine âbide yapmıştır." İzah eder misiniz?

  93. "Ahlâk-ı İlâhiye ile muttasıf olup Cenâb-ı Hakka mütezellilâne teveccüh edip, acz, fakr, kusurunuzu bilip dergâhına abd olunuz..." Bunun için ne yapmak lazım?

  94. "Hayat bir cidaldir, diye eblehâne hükmetmişler." cümlesini nasıl anlamalıyız?

  95. Kâinatta nizamın tesisi için, bazı canlılar bazılarına yiyecek oluyor. Bu muvazenenin temini için mutlaka bir varlığın acı çekmesi mi lazım? Maddecilerin cidal dedikleri bu mudur?

  96. "Nübüvvetin hayat-ı içtimaiyedeki düsturî neticelerinden ve şems ve kamer..." Tafsilatlı izah eder misiniz? Ayrıca düstur-u teavün, kanun-u kerem ve namus-u ikram tabirleri ne mânaya geliyor? Vahşi hayvanların fıtratlarının su-i istimali ne demektir?

  97. "Her birliği bulunan, yalnız birden sudûr edecektir. Madem her şeyde ve bütün eşyada bir birlik var, demek bir tek Zât’ın icadıdır." İzah eder misiniz?

  98. "Nübüvvetin tevhid-i İlâhî hakkındaki netâic-i âliyesinden ve düstur-u gâliyesinden..." Bu üçüncü misali tafsilatlı izah eder misiniz? Ayrıca paragrafta geçen iki ibarenin mânası ve kaynağı nedir? “Akl-ı evvel” tabiri ne demektir, bu bir dava mıdır?

  99. "Nübüvvetin düstur-u hakîmânesinden..." Dördüncü misâli izah eder misiniz? İlgili ayetin yeri, tefsiri ve konumuzla münasebeti ve sonraki cümle ile ayet arasındaki münasebeti izah eder misiniz?

  100. İbn-i Sina ve Fârâbî gibi dâhi olan insanlar, nasıl oluyor da vahyin nurlu yolundan ziyade akıl yolunu seçmişler? İslam âlimleri neden Yunan felsefesiyle uğraşmak zorunda kalmış?

Yükleniyor...