Block title
Block content

Birinci Maksat

İçerikler

  1. "Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik. Hepsi de onu yüklenmekten kaçındı ve ondan korktu. İnsan ise onu yüklendi." Ene'yi neden yüklendik, isteyerek mi yüklendik?

  2. "Elestü bi rabbiküm" sorusunun muhatabı ene midir, teklif sadece eneye mi yapıldı?

  3. "Emaneti dağlara verdik aciz kaldılar." ifadesinde emre itaatsizlık var gibi görünüyor. Mevcudatın seçme hakkı var mı ki taşıyamıyorlar? Ya da Allah onların bu yükü taşıyamayacaklarını bilmiyor mu ki?..

  4. "Emanetin bir vechi enedir." deniliyor. Cinlerde ene var mı? Varsa ayette neden sadece "insan emaneti yüklenmiş" buyuruluyor?

  5. "Ene" ahirette de tezahür edecek mi, nasıl? Hayvanlarda ene var mıdır?

  6. "Ene, zaman-ı Âdem’den şimdiye kadar âlem-i insaniyetin etrafına dal budak salan nuranî bir şecere-i tûbâ ile müthiş bir şecere-i zakkumun çekirdeğidir." Burada iki çekirdekten mi bahsediliyor, bilgi verir misiniz?

  7. Emanetin bir vechinin ene olduğu belirtiliyor. Acaba başka hangi vecihleri var?

  8. Emanetin şuursuz olan gök, yer ve dağlara teklif edilmesi ne manaya geliyor? Teklif ancak akıl ve şuur sahiplerine yapılmaz mı?

  9. Ene bahsinde geçen "emanet" tam anlamıyla nedir?

  10. Ene için neden "âlem-i insaniyetin etrafına dal budak salan..." tabiri kullanılıyor? Cinler ve diğer zişuurlar buna dahil değil midir?

  11. Ene için neden “bir elif bir noktadan ibarettir” denilmiş?

  12. Ene, neden elif harfine benzetilmiştir?

  13. "Alemin Hâllakı, kainatın künuz-u mahfiyesini keşfetmek" ne demektir?

  14. "Âlemin miftahı insanın elindedir ve nefsine takılmıştır. Kâinat kapıları zâhiren açık görünürken, hakikaten kapalıdır. Cenâb-ı Hak, emanet cihetiyle, insana 'ene' namında öyle bir miftah vermiş ki, âlemin bütün kapılarını açar." ifadesindeki "alem"den kasıt nedir?

  15. "Eğer onun hakikî mahiyeti ve sırr-ı hilkati bilinse, kendisi açıldığı gibi kâinat dahi açılır." ifadesine binaen; ene mahluk mu değil mi?

  16. "Ene, künûz-u mahfiye olan esmâ-i İlâhiyenin anahtarı olduğu gibi, kainatın tılsımı muğlakının dahi anahtarı olarak muammayı müşkülküşadır." cümlesini açıklar mısınız?

  17. "Fakat vâhid-i kıyasî, bir mevcud-u hakiki olmak lâzım değil. Belki, hendesedeki farazî hatlar gibi, farz ve tevehhümle bir vâhid-i kıyasî teşkil edilebilir. İlim ve tahakkukla hakiki vücudu lâzım değildir." İzahı nasıldır?

  18. "İlim ve tahakkukla hakikî vücudu lâzım değildir." cümlesinde, enenin vücudunun aynen insandaki meyil veya cüzi ihtiyari gibi ilmen ispat edilemeyeceği nazara veriliyor, izah eder misiniz?

  19. "Kâinat kapıları zâhiren açık görünürken, hakikaten kapalıdır. Cenâb-ı Hak, emanet cihetiyle, insana 'ene' namında öyle bir miftah vermiş ki, âlemin bütün kapılarını açar." cümlesini izah eder misiniz?

  20. "Zulmetsiz, daimî bir ziya bilinmez ve hissedilmez. Ne vakit hakikî veya vehmî bir karanlıkla bir hat çekilse, o vakit bilinir." Hakiki ve vehmi manasıyla açar mısınız?

  21. Alem-i vücub neresidir, mahiyeti hakkında ne diyebiliriz?

  22. Emanetin insana arz edilmesi olayı nerede, ne zaman, nasıl olmuş, izah eder misiniz?

  23. Enenin "hayret-feza" olması hangi özelliğinden dolayıdır?

  24. Üstadımızın; "Zulmetsiz daimi bir ziya bilinmez ve hissedilmez." ifadesini nasıl anlamalıyız?

  25. Üstat, enenin kainatın tılsımı muğlakını açan bir anahtar ve bir sır olduğunu söylüyor. Fakat yıllardır biz Risale okuyanlar, bir türlü kainatı ve sırlarını çözemedik. Burada sorun nedir acaba? Bir de Üstaddan başka çözen olmuş mu?

  26. "Binler esrarlı ahval ve sıfât ve hissiyat, enede münderiçtir." Buradaki "ahval", "sıfât" ve "hissiyat"ı izah eder misiniz?

  27. "Bir yüzü de şerre bakar ve ademe gider. Şu yüzde o fâildir, fiil sahibidir." ifadesini izah eder misiniz?

  28. "Kendinde bir rububiyet-i mevhume, bir malikiyet, bir kudret, bir ilim, tasavvur eder, bir had çizer." Hüsün olan şeyler Rabb'imden bana lütuf, fakat kötülüklerim ve günahlarım benim malikiyet sınırlarımdır, deyip Üstad'ın bahsetttiği bu çizgiyi, malikiyet çizgisinin içindekileri, böyle yorumlamak uygun mudur?

  29. Ene için "şuurlu tel" ifadesi kullanılıyor. Acaba enedeki şuur ile akıldaki şuur aynı mı?

  30. Ene için ifade edilen "...vücud-u insaniyetin kalın ipinden şuurlu bir tel ve mahiyet-i beşeriyenin hullesinden ince bir ip ve şahsiyet-i ademiyetin kitabından bir eliftir." cümlesini nasıl anlamalıyız?

  31. Enenin "alet-i inkişaf" olmasını misalle izah eder misiniz?

  32. Enenin bir yüzünün vücuda, bir yüzünün de ademe bakması nasıl oluyor, ne demektir?

  33. Enenin iki vechiden bahsediliyor Risalelerde. Bu vecihler nelerdir, genişçe açıklar mısınız?

  34. Risalede, ene için neden "şuurlu" ifadesini kullanmış; sadece şuur kelimesini merak ediyorum?..

  35. "İşte, bütün şirkleri ve şerleri ve dalâletleri tevlid eden enaniyetin şu cihetindendir ki, semâvât ve arz ve cibal tedehhüş etmişler..." cümlesini devamıyla açıklar mısınız?

  36. "Şu yüzde o fâildir, fiil sahibidir. Hem onun mahiyyeti, harfiyyedir; başkasının mânasını gösterir. Rubûbiyyeti hayâliyyedir." Kendini fail gibi görüyorsa, başkasının manasını nasıl gösteriyor?

  37. "Ve âfâkî malûmat nefse geldiği vakit, enede bir musaddık görür." cümlesini açar mısınız?

  38. "Vücudu o kadar zayıf ve incedir ki, bizzat kendinde hiçbir şeye tahammül edemez ve yüklenemez." cümlesini nasıl anlamalıyız?

  39. Benliği vahidi kıyasi aracı olarak kullanmak, devamlı olan bir şey mi? Sanki, benlik, bunu yapa yapa zayıflayarak sıfırlanmaya başlıyor gibi. Yani vahidi kıyasi yapacak bir benlik kalmıyor sanki bir müddet sonra?

  40. Ene nedir, vahid-i kıyasi olmasını nasıl anlamalıyız?

  41. "Duyguları, efkârları; kâinatın envâr-ı mârifetini getirdiği vakit, nefsinde onu tasdik edecek, ışıklandıracak ve idame edecek bir madde bulmadığı için, sönerler." cümlesini açıklar mısınız?

  42. "Evet nasıl mîrî malından kırk parayı çalan bir adam, bütün hazır arkadaşlarına birer dirhem almasını kabul ile hazmedebilir. Öyle de 'Kendime mâlikim' diyen adam, 'Her şey kendine mâliktir' demeye ve itikad etmeye mecburdur." İzah eder misiniz?

  43. "İşte, ene şu hâinâne vaziyetinde iken, cehl-i mutlaktadır. Binler fünunu bilse de cehl-i mürekkeple bir eçheldir. Çünkü duyguları, efkârları kâinatın envâr-ı marifetini getirdiği vakit, nefsinde onu tasdik edecek, ışıklandıracak..." Açıklar mısınız?

  44. "Mahz-ı hikmet gelse, nefsinde abesiyet-i mutlaka suretini alır. Çünki şu haldeki ene'nin rengi, şirk ve ta'tildir, Allah'ı inkârdır." İzah eder misiniz?

  45. "Sonra kıyas-ı binnefs suretiyle herkesi, hattâ her şeyi kendine kıyas edip, Cenab-ı Hakk'ın mülkünü onlara ve esbaba taksim eder. Gayet azîm bir şirke düşer. اِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظ۪يمٌ mealini gösterir." "Her şeyi kendine kıyas etmek" kısmıyla açar mısınız?

  46. "Sonra, kıyası binnefis suretiyle, herkesi, hattâ her şeyi kendine kıyas edip, Cenâb-ı Hakk'ın mülkünü onlara ve esbaba taksim eder, gayet azîm bir şirke düşer." cümlesini açıklar mısınız?

  47. "Sonra, nev’in enaniyeti de bir asabiyet-i nev’iye ve milliye cihetiyle o enaniyete kuvvet verip, o ene, o enaniyet-i nev’iyeye istinad ederek, şeytan gibi, Sâni-i Zülcelâlin evâmirine karşı mübareze eder." Açıklar mısınız?

  48. Enedeki "karanlık nokta" nedir, izah eder misiniz?

  49. Enenin, hassas bir mizan ve doğru bir mikyas, muhit bir fihriste, mükemmel bir harita, cami bir ayna ve kainata güzel bir ruzname olmasını açıklar mısınız?

  50. "Her ne vakit o iki silsile imtizaç ve ittihad etmişse, yani silsile-i felsefe silsile-i diyanete dehalet edip itaat ederek hizmet etmişse..." Felsefe ve Nübüvvet mesleğinin ittihad ettiği zamanlar hakkında bilgi verir misiniz?

Yükleniyor...