“Evet şu dâr-ı dünya, beşerin ruhunda mündemiç olan hadsiz istidadların sünbüllenmesine müsaid değildir. Demek başka âleme gönderilecektir. Evet, insanın cevheri büyüktür, öyle ise ebede namzettir." İzah eder misiniz?

Soru Detayı

- İnsanın hadsiz istidatlarıyla ve cevherinin büyüklüğüyle  âhiret arasında nasıl bir münasebet vardır?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İnsanın istidatça zenginliği ve bu istidadını son nefesine kadar inkişaf ettirebilmesi âhiretin ayrı bir delilidir. Zira insan, sadece bu dünyada kısa bir ömür geçirip sonunda hiçliğe gitseydi, bu kadar zengin istidada gerek olmazdı. Üstad Hazretlerinin şu tesbitleri konumuz açısından çok ehemmiyetlidir:

“ İnsanın yirmi senede kazandığı iktidar-ı hayatiyeyi ve meleke-i ameliyeyi, yirmi günde serçe ve arı gibi bir hayvan tahsil eder, yani ona ilham olunur. Demek, hayvanın vazife-i asliyesi, taallümle tekemmül etmek değildir ve marifet kesbetmekle terakki etmek değildir..."

"Demek, insan bu âleme ilim ve dua vasıtasıyla tekemmül etmek için gelmiştir. Mahiyet ve istidat itibarıyla her şey ilme bağlıdır.”

Misâl olarak, insan istidadının en mühim rüknü olan ilim üzerinde duralım. Bu sıfat bütün canlı türleri içerisinde sadece insanda vardır. Ve insan son nefesine kadar bir şeyler öğrenebilmektedir. Diğer hayvanlar, belli bir süre ilhamen öğrendiklerini hayatlarının sonuna kadar aynen tatbik ederler, ne bir ilerleme olur, ne de bir gerileme...

İnsanın son nefese kadar edindiği bilgiler, elbetteki ölüm ötesi bir başka âlem içindir. O âlemde o ilmin meyvelerini cennet yemişleri olarak tadacaktır.

İnsan aynı ilim sıfatıyla yine hayatının sonuna kadar zararlı şeyler öğrendiği ve insanları da bu yanlış yola sevk ettiği taktirde elbette ölüm ötesi bir âlemde bunun hesabını verecektir.

İlim misâlimizi her şeye teşmil edebiliriz. İnsan istidadında şefkat ve merhamet olduğu gibi, aldatmak, başkalarına haksızlık etmek, zulmetmek de vardır. Böyle sayısız hissiyatın bir ömür boyu doğru veya yanlış kullanılmasından nice faydalı ve zararlı neticeler doğmaktadır. Elbette bunların mükâfatının veya cezalarının verileceği bir başka âlem olacaktır ve vardır.

Konuyu bir de adalet yönüyle ele alalım: Bilindiği gibi adaletin iki şubesi vardır. Birincisi her hak sahibine hakkını vermek, diğeri ise zâlimleri cezalandırmak.

Her iki şık da ahiretin varlığını gerektirmektedir.

Bu birinci şube üzerinde kısaca duralım:

İnsana böyle mükemmel bir istidadın verilmesinin hakkı, onun sümbülleneceği, güzel meyveler vereceği ebedî bir âlemin bulunmasıdır. Gözün hakkı ışık, midenin hakkı rızık olduğu gibi, insandaki bu istidatların hakkı da onların sümbüllenmeleri, meyveler vermeleridir. Bu kısa dünya hayatı o meyveleri vermekten çok uzak olduğundan, bu istidatların hakkı ebedî bir âlemde daimî bir hayattır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...