"Eğer onu dinlersen hasaretin o kadar büyük olur ki, tasavvurundan ruh, akıl ve kalp ürperir." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
Ehl-i dalaletin yolunda gidenlerin ruh, akıl ve kalbi ürpertecek derecede maruz kaldıkları sıkıntılar dersin devamında şöyle nazara veriliyor.
"Şirk ve dalaletin ve fısk ve sefahetin yolu, insanı nihayet derecede sukut ettiriyor. Hadsiz elemler içinde nihayetsiz ağır bir yükü zayıf ve âciz beline yükletir. Çünkü insan, Cenab-ı Hakk’ı tanımazsa ve ona tevekkül etmezse o vakit insan; gayet derecede âciz ve zayıf, nihayet derecede muhtaç, fakir, hadsiz musibetlere maruz, elemli, kederli bir fâni hayvan hükmünde olup bütün sevdiği ve alaka peyda ettiği bütün eşyadan mütemadiyen firak elemini çeke çeke, nihayette, bâki kalan bütün ahbabını bir firak-ı elîm içinde bırakıp kabrin zulümatına yalnız olarak gider.” (Sözler, Otuz İkinci Söz, Üçüncü Mevkıf.)
“Nihayet derecede sukut” ifadesi bu gibi kimselerin hayvandan çok daha aşağı bir derekeye düştüklerine işaret ediyor. “İnsan; gayet derecede âciz ve zayıf, nihayet derecede muhtaç, fakir” yaratıldığı halde, hadsiz musibetlere maruz kalıyor. Elindeki cüz’i sermayesini, yani cüzi iradesini sarf ettikten sonra Cenab-ı Hakk’a tevekkül etmesi halinde kalp ve ruhu büyük bir kuvvet kazanacağı halde, o bu kuvvetten mahrum kalarak elemlerini tek başına çeker. Sevdiği dostlarının ölümü tatmaları onun ahirete inanmayan ruhunda büyük yaralar açar. Böylece nice ayrılıkları çeke çeke sonuna kendisi de kabrin karanlığına yalnız olarak girer.
İşte kalbi ürperten bu kadar menfi hadiseler onun dünyadan aldığı cüz’i lezzeti acılaştırır, hayatını azaba çevirir.
Dersin devamında, “Hem müddet-i hayatında gayet cüz’î bir ihtiyar ve küçük bir iktidar ve kısacık bir hayat ve az bir ömür ve sönük bir fikir ile nihayetsiz elemlerle ve emellerle faidesiz çarpışır.” buyruluyor.
Cümlenin sonunda geçen “faidesiz” kelimesi üzerinde biraz duralım:
Bir mümin de hayatı boyunca nice elemler çeker, nice emellerini tahakkuk ettirmek için çalışır, çabalar. Ancak, o bahtiyar insan, iman nuruyla görür ve bilir ki, bu dünyada çektiği her sıkıntı onun günahlarına kefaret olmaktadır. O sıkıntıları meşru dairede, geçimini ve aile fertlerinin maişetini temin için çekmiş ise bunların tamamı onun için bir sadaka hükmüne geçer. Onun çektiği hiçbir sıkıntı, maruz kaldığı hiçbir üzüntü faydasız değildir. Hepsi ona, ahiret hesabına, birer sermaye olurlar.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü