Evladı öldürülen bir kişinin isyan etmesini nasıl değerlendirebiliriz?
Değerli Kardeşimiz;
Kâinatta olan biten hâdiselerin büyük bir kısmı insanın arzu ve hevasına uygun değildir. Meselâ; kar ve soğuk nefsin hoşuna gitmez. Yaz aylarında sıcaklık biraz fazla olsa nefis yine hoşlanmaz. Bu noktadan baktığımız zaman heveslerimiz ve arzularımızın çok az bir kısmı ile karşılaşıp memnun kalırız. Bu da nefsin sürekli şikâyet ve tahkirine sebebiyet veriyor. Allah bu şikâyet ve tahkirin yüzünü ve yönünü çevirmek için sebepleri araya koymuş.
Yani insanların hevasına uygun düşmeyen bir hâdise vuku bulduğu zaman, insan o hadisenin gerçek faili olan Allah’a değil de ona vesile olan sebebe tahkirini göndersin.
Evet, Allah bazı hikmetlerinden dolayı dünyada zıtları cemetmiştir. İmtihan gereği bazı zararlı ve çirkin maddeleri yaratmıştır. Sıcak ile soğuk, ışık ile karanlık, iyilik ile kötülük, vs. çok zıtları iç içe ve beraber halk etmiştir. Dünyadaki bu çirkin ve zararlı maddeler ile isim ve sıfatları arasına da sebepleri koymuş ki, aralarında direkt olarak bir temas görülmesin. Zira Allah’ın izzet ve azameti bu gibi zararlı ve çirkin maddeler ile direkt mübaşereti kabul etmiyor. Hem de insanların haksız ve yersiz şikâyet ve isyanları direkt olarak Allah’a gitmemek için, Allah zahiren çirkin gibi duran o maddeler ile arasına perde olsun diye sebepleri koyuyor.
Meselâ; ölüm, hastalık, musibet gibi haller, Allah’ın bazı isim ve sıfatlarına zahiren uygun düşmüyor. Aslında bu hallerin içyüzü ve hakikat-i halleri çirkin ve zararlı değildirler, ama insan gibi aklı ve idraki sınırlı varlıklar, her zaman bu hallerin hakiki veçhesini ve cephesini göremedikleri için, şikâyet ve isyan ediyorlar. Şayet bu haller ile Allah’ın kudreti arasına sebepler vasıta olarak girmese idi, şikâyet ve isyanlar direkt olarak Allah’a gidecekti, bu da O’nun izzet ve gayretine dokunacaktı. İşte sebepler isyan ve şikâyetin hedefini şaşırtıp bir nevi paratoner gibi kendi üstüne çekip asıl mercii olan Allah’ı tenzih etmiş oluyorlar.
Meselâ; bir anne ve baba çok sevdiği yavrusunu feci bir şekilde kaybetse, Allah’a değil sebeplere kızar, şikâyet ve isyan ateşini sebeplerin üstünde söndürür. Bu yüzden Allah, sebepleri vasıta ve perde olarak araya koymuştur. İnsanın musibet anında musibetin hakiki faili olan Allah’tan gafil olması ve öfkesini sebeplere tevcih etmesi, bu noktadan rahmettir. Yoksa her musibet ve hoşa gitmeyen şeyde, isyan ve tahkiri Allah’a tevcih etmek -eliyazübillah- ebedî ateşe girmeye bir sebeptir.
Araya perde olarak döşenmiş sebeplere rağmen, insan yine de isyan ve öfkesini Allah’a tevcih ederse, bunun sonu azim bir azap olur. Zira Allah imtihan gereği insana serbestlik vermiş, insan bu serbestlik sayesinde Allah’a en büyük hakaret olan şirk ve küfre bile girebiliyor. İsyan ve sabırsızlık, şirk ve küfürden daha hafif bir cürümdür. Dolayısı ile sebeplerin araya konulması insan iradesini bütünü ile imha etmek için değildir. Lakin isyanların kahir ekseriyeti sebeplere gidiyor. Allah’a giden çok azdır, onun hesabı da pek ağır olacaktır.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü