"Esbab-ı zahiriyenin vazındaki hikmet ise: İzhar-ı izzet ve saltanat tabir olunan dest-i kudret, perdesiz daire-i esbaba münatıf olan nazara karşı,.." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Esbab-ı zahiriyenin vazındaki hikmet ise..." (Muhakemat, Birinci Makale, İkinci Mesele)
Allah, sebepleri araya koymadan direkt yaratmak varken, neden sebepleri araya koyarak yarattı?..
"İzhar-ı izzet ve saltanat tabir olunan dest-i kudret, perdesiz daire-i esbaba mün’atıf olan nazara karşı, zahiren umur-u hasiseyle mübaşeret ve mülâbeseti görülmemektedir." (bk. age.)
Allah, azamet ve izzetine uygun düşmeyen bazı işler ile bizzat mübaşeret (temas) içinde doğrudan görünmemek için sebepleri araya koyuyor. Şayet bu hasis yani görüntü itibarı ile çirkin işleri sebepleri araya koymadan bizzat temas ederek yaratmış olsaydı, o zaman kulların şikâyet ve hakaretleri direkt Allah’a gidecekti ki bu da izzetine uygun düşmezdi.
Mesela, küçük bir çocuğun araba altında ezilerek ölmesi anne ve baba için feci bir olay, çocuğun ölmesini takdir eden Allah; ama sebepler açısından ölmesine vesile olan dikkatsiz şofördür; insanlar bu feci olayda şoföre kızıp hakaret ederken, Allah hakkında menfi bir söz söylemezler.
"Fakat daire-i akide denilen hak ve melekûtiyette her şey ulvidir. Dest-i kudretin perdesiz mübaşereti izzete münasiptir." (bk. age.)
İnanç ve olayların gerçek yüzünü temsil eden kader boyutunda her şey ulvi, güzel ve hikmetlidir. Bu sebeple ilahi kudret bu boyutta yani eşyanın melekût cihetinde sebepleri araya koymaya gerek görmüyor. Bizzat her bir işle temas içinde hareket ediyor. Olayları iman açısından değerlendirirken sebeplere değer vermek onları fail gibi görmek şirk oluyor.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü