"O esbab ise icad edemiyorlar; belki haksız olan şekvâlara ve itirazlara hedef olmak ve izzet ve kudsiyet ve münezzehiyet-i kudreti muhafaza içindirler." Esbab icad edemiyorsa, kötülük yapan insanlar, yaptıkları kötülüğü icad etmiyor mu demektir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Tesir-i hakiki noktasından, hayır da şer de Allah’tandır. Yani yaratmak sadece Allah’a mahsustur. Hayrı Allah’a verirken, şerrin yaratılmasını sebeplere vermek tevhid inancıyla bağdaşmaz. Hâlbuki Üstad'ın veciz ifadesi ile “Halk-ı şer, şer değil, kesb-i şer, şerdir.” Yani şerrin yaratılması şer değil, şerri tercih edip ona tevessül etmek şerdir.

Üstad Hazretleri bu meseleye şu şekilde işaret ediyor:

"İşte bu sır Mecusîlerde inkişaf etmediği içindir ki, kâinatta 'Yezdan' namıyla bir hâlık-ı hayır, diğeri 'Ehriman' namıyla bir hâlık-ı şer itikad etmişlerdir. Halbuki onların 'Ehriman' dedikleri mevhum ilâh-ı şer, bir cüz-ü ihtiyariyle ve icadsız bir kesble şerlere sebebiyet veren malûm şeytandır."

"İşte, ey ehl-i iman! Şeytanların bu müthiş tahribatına karşı en mühim silâhınız ve cihazat-ı tamiriyeniz istiğfardır ve 'Eûzü billâh' demekle Cenâb-ı Hakk'a ilticadır. Ve kaleniz Sünnet-i Seniyyedir."(1)

Aslında yaratma noktasından şer ve çirkin diye bir şey yoktur. Her şey ya bizzat güzeldir, hayırdır ya da neticeleri itibarı ile güzeldir. Lakin insanlar bu manayı tam göremedikleri için, Allah zahirde şer ve çirkin gibi duran şeylerle arasına sebepleri perde olarak koymuştur. Yoksa sebepleri mucid olarak tayin etmemiştir. Yani şerlerin yaratılması tamamen Allah’ın kudreti iledir, sebepler sadece bir bahane ve bir perdedir. Perde olması da haksız şikâyet ve tenkitlerin önlenmesi içindir. Allah, kullarının aciz ve tahammülsüz duygularının yüzünü başka tarafa çevirmek için sebepleri araya koyuyor. İtirazlar o sebeplere yapılıyor. Şayet sebepler araya konulmayıp itirazlar doğrudan İlâhî isimlere yapılsa idi, o zaman tahammülsüz insanlar isyana saparlardı.

"Zahirî bir vasıtayı perde ederek, tâ itiraz ve tenkit ve şekvâ o perdelere gidip, Hâlık-ı Kerîm ve Hakîm-i Mutlaka teveccüh etmesin." (13. Lem’a)

Üstat Hazretleri bu esmâyı nazara vermekle şu mühim dersi ihtar etmiş oluyor: Sebeplerin perde edilmesiyle itiraz ve şekvaların Cenab-ı Hakk’a teveccüh etmesine mani olunması son derece hikmetlidir ve insanlar için büyük bir ikram-ı İlâhîdir. Allah Ganiyy-i Mutlaktır, Zatı itibariyle ne insanların imanlarına ihtiyacı vardır, ne de onların küfür ve isyanlarından, itiraz ve şekvalarından bir zarar görür.

İman etmek fiilini kalpte yaratan Allah’tır. İslam ve ehl-i sünnet inancında insan kaderin önünde mahkûm değildir. İnsan kendine verilen cüz’i iradesi ile tercih yapabilir. Öyle ise tercihinin neticesinden de mesuldür. İnsan iradesine temas eden fiillerin ve amellerin iki boyutu vardır.

Birisi, fiilin yaratılması ki bu tamamen Allah’a aittir. Allah’tan başka yaratıcı yoktur.

Diğeri ise, fiilin tercih edilmesinde irade ve seçme işidir ki, bu kısım da tamamen insana aittir. Yani bir fiilin aslını Allah yaratır, vasfını ise insan, kendi iradesi ile tayin eder. O zaman yaratmak Allah’ın, mesuliyet ise insanın olur. Bu hayırda da şerde de aynıdır.

(1) bk. Lem'alar, On Üçüncü Lem'a.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

SORULARLARİSALE 2024 ANKETİ
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...