"Farz-ı kifaye olan nasihat vazifesi ifa edilmek üzere..." İzah eder misiniz; nasihat farz-ı kifaye midir?
Değerli Kardeşimiz;
"Vakta ki وَاِذَا قِيلَ لَهُمْ اٰمِنُوا كَمَآ اٰمَنَ النَّاسُ cümlesiyle farz-ı kifâye olan nasihat vazifesi ifa edilmek üzere kâmil insanlardan ibaret olan cumhur-u nasa ittibaen, hâlis bir imana dâvet edildikleri zaman, onların enaniyet-i cahiliyeleri heyecana gelerek قَالُوا أَنُؤْمِنُ كَمَآ اٰمَنَ السُّفَهَآءُ deyip gurur ve inatlarında ısrar ettiler ve 'Dâvâmız haktır ve bizler hak üzereyiz.' diye bâtıl ve inatçıların âdeti gibi bâtıl dâvâlarını hak ve cehaletlerini ilim iddia ettiler. Çünkü onların nifakla kalpleri fesada uğramıştır." (İşaratü'l-İ'caz, Bakara Sûresi, 13. Âyetin Tefsiri)
Bakara Suresi 13. ayet-i kerimede geçen "وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمْ اٰمِنُوا كَمَٓا اٰمَنَ النَّاسُ" "Onlara, 'İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin' denildiği zaman..." ifadesi, tefsir ve fıkıh usulü açısından hem nasihat ve davet sorumluluğunu hem de bunun dini hükmünü incelemek için temel dayanaklardan biridir.
1. Nasihat ve "Emir Bi'l-Ma'rûf" Farz-ı Kifaye midir?
Evet, İslam hukukunda ve tefsir alimlerinin çoğunluğunun görüşüne göre nasihat etmek, iyiliği emredip kötülükten sakındırmak (emi-i bi'l-ma'rûf ve nehiy ani'l-münker) genel kural olarak farz-ı kifâyedir.
Farz-ı Kifâye Nedir? Müslümanların tamamına hitap eden ancak içlerinden yeteri kadar bir grubun yerine getirmesiyle diğerlerinin üzerinden sorumluluğun kalktığı dini görevlerdir.
Ne Zaman Farz-ı Ayn Olur? Eğer bir kötülüğe veya yanlışlığa müdahale edecek başka kimse yoksa veya kişinin müdahale etmekle yükümlü olduğu velayeti altındaki kimseler (örneğin aile fertleri) söz konusuysa, nasihat ve uyarı görevi o kişi için farz-ı ayn (her bireyin bizzat yapması gereken yükümlülük) haline gelir.
2. Ayet-i Kerimenin Tahlili ve Nasihat Vazifesi ile Bağlantısı
Söz konusu cümle Bakara Suresi 13. ayetin ilk kısmıdır. Ayetin tamamı ve metinsel yapısı bu ilkeyi şu açılardan destekler:
Edilgen Yapı Kullanımı ("kîle" - Denildiği Zaman)
Ayet-i kerimede "Onlara uyarında bulunun" veya "Hz. Peygamber onlara dedi ki" şeklinde doğrudan bir fail (özne) belirtilmek yerine, edilgen (meçhul) fiil formu olan "ق۪يلَ" (kîle - denildi / denildiği zaman) kalıbı tercih edilmiştir.
Müfessirler bu ifadeden şu sonuçları çıkarırlar:
Söyleyenin Belirtilmemesi: Sözü söyleyenin belirsiz bırakılması, bu nasihat ve davet görevinin tek bir kişiye (örneğin sadece Peygamber'e) özgü olmadığını; Müslüman toplumun içinden herhangi birinin veya bir grubun bu görevi üstlenmesinin yeterli olduğunu sembolize eder.
Toplumsal Sorumluluk: "Denildiği zaman" ifadesi, toplumda bu ikazı yapacak bir sesin, bir tebliğ mekanizmasının sürekli var olması gerektiğine işaret eder.
"İnsanların İman Ettiği Gibi" İfadesi
Ayetin devamında geçen "İnsanların (sahabenin) inandığı gibi inanın" ifadesi, samimi ve gösterişten uzak bir imana çağrıdır. Münafiklara yapılan bu çağrı; ikazın, doğruyu göstermenin ve toplumsal ıslahın (nasihatın) dinin temel dinamiklerinden biri olduğunu gösterir.
3. Tefsir Alimlerinin Değerlendirmesi
İslam alimleri ve müfessirler (Mesela Elmalılı Hamdi Yazır, Fahreddin er-Râzî ve Taberî) bu cümleyi değerlendirirken şu noktalara dikkat çekerler:
Nasihatın Mahiyeti: Dinde nasihat (hayırhahlık, iyiliği isteme ve uyarma), toplumsal düzenin ve imani çizginin korunması için bir kalkandır.
Yükümlülüğün Paylaştırılması: Toplumda hakkı ve sabrı tavsiye eden (Âl-i İmrân 104. ayette de belirtildiği gibi) "İçinizden hayra çağıran bir topluluk bulunsun." emri uyarınca, bu görevi üstlenen kurumların veya bireylerin bulunmasıyla toplumsal sorumluluk yerine getirilmiş olur.
Özetle; cümlede edilgen bir dille ifade edilen bu çağrı, toplumda hakikati hatırlatacak birilerinin sürekli var olması gerekliliğine (farz-ı kifaye) işaret eden önemli bir tefsir ve fıkıh dayanağıdır.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü