"Bir meclis-i azimde benden sual ettiler: 'Mağlubiyet sonunda İslam'ın âleminde ne hal peyda olacak?' Asr-ı hazır mebusu sıfatıyla söyledim..." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Bir meclis-i misalîde, şeriatle medeniyet-i hazıra, dehâ-i fennî ile hüdâ-yı şer’î muvazeneleri
Birinci Harbin Mütareke başında, bir cuma gecesinde, bir rüya-yı sadıkada, misalî âleminde, bir meclis-i azîmde benden sual ettiler:
“Mağlûbiyet sonunda İslâmın âleminde ne hal peydâ olacak?” Asr-ı hazır meb’usu sıfatıyla söyledim; onlar da dinlediler..." (Sözler, Lemeât, Bir meclis-i misalîde...)
Birinci Dünya savaşının Mondros mütarekesinin başında bir cuma gecesinde sadık bir rüyada nurani bir meclis İslam ümmetinin geleceği ve mukadderatı hakkında Üstad'a birtakım sorular soruyorlar. Üstad'ımız da bu nurani meclise asrın vekili ve müceddidi olarak cevaplar veriyor.
“Mağlubiyet sonunda İslam'ın âleminde ne hâl peyda olacak?” Osmanlı dolayısı ile de İslam alemi Birinci Dünya savaşından mağlup çıkıyor ve Osmanlı yıkılma ve dağılma aşamasına geçiyor. O nurani meclis Üstad'a bu durumdan yani "Osmanlının yıkılmasından sonra İslam ülkelerinde neler olacak nasıl bir süreç yaşanacak?" diye bir sualde bulunuyor.
Osmanlı her ne kadar yıkılıp İslam alemini başsız bırakmış olsa da Üstad'ımız soruya vermiş olduğu cevapta gelecekten ümitlidir. Bir Osmanlı yıkılsa da ardından üç yüz İslam devletleri dirilecek demektedir. Biri verip üç yüz kazanan zarar etmiş sayılmaz.
Bahsin devamında şöyle geçmektedir:
"Eski zamandan beri istiklâl-i İslâmın bekâsı, hem kelimetullahın i’lâsı için, farz-ı kifâye-i cihâdı, o lâzıme-i diyanet,
Deruhte ile kendini yekvücud-u vahdânî, İslâmın âlemine fedaya vazifedar, hilâfete bayraktar görmüş olan bu devlet,
Şu millet-i İslâmın felâket-i mazisi, getirecek de elbet İslâmın âlemine saadet ve hürriyet. Olur geçen musibet
İstikbalde telâfi. Üçü veren, üç yüzü kazandıran etmiyor elbette hiç hasâret. Halini istikbale tebdil eder zîhimmet.
Zira ki şu musibet, hayatımız mâyesi olan şefkat, uhuvvet, Tesanüd-ü İslâmı harikulâde etti, inkişaf-ı uhuvvet,
Tesri-i ihtizazı, tahrib-i medeniyet. Deniyet-i hazıra sureti değişecek, sistemi bozulacak. Zuhur edecek o vakit İslâmî medeniyet." (bk. age., a.y.)
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
1. Üstad’ın bahsettiği “İslâmî medeniyet” hemen Osmanlı sonrası kurulacak bir şey değildi.
Bediüzzaman asla:
> “Osmanlı yıkılır yıkılmaz İslâmî devlet kurulacak”
demedi.
O sadece uzun vadeli bir tekâmül sürecini anlattı.
Osmanlı sonrası ne oldu peki?
Savaş yorgunu bir millet
Zayıf bir İslâm dünyası
Emperyalist kuşatmalar
Cehalet, fakirlik, yoksulluk
Böyle bir zeminde hemen bir İslâm medeniyeti doğmazdı.
Çünkü medeniyet, bir devlet değil,
→ bir dünya görüşü + ilim + ahlâk + içtimai düzenin bütünü demektir.
2. Kur’an’ın hükmü: Toplum değişmeden Allah düzeni değiştirmez
Kur’an, toplum dönüşümünün bir anda değil, içten dışa olduğunu söyler:
> “Allah, bir kavim kendini değiştirmedikçe onların halini değiştirmez.”
Üstad’ın mantığı tam olarak bu:
Önce fertler değişecek →
Sonra aile →
Sonra cemaat →
Sonra toplum →
Sonra sistem →
Sonra medeniyet.
Bu yüzden Risale-i Nur doğrudan siyasete değil, imanı kuvvetlendirmeye yöneldi.
4. “İslâmî medeniyet” devlet şeklinde değil, zihniyet olarak doğmaya başladı
Üstad’ın gördüğü işaretlerin çoğu şimdilerde belirginleşiyor:
Dünyada “adalet” arayışı → Kur’an’ın temel ilkelerine yöneliş
Ahlaki çökmeye karşı “aileyi koruma” fikri → İslâmî bakış açısıyla örtüşüyor
Tüketim toplumuna karşı “sade hayat” → Sünnet-i Seniyye
İnsan hakları, mazlumlara merhamet → İslâm’ın ruhu
Manevi ilimlere yöneliş → dinî hakikatlerin kabullenilmesi
Kapitalizme tepki → “faizsiz finans” arayışı (tamamen İslâmî bir model)
Yani Üstad’ın dediği gibi:
> “Deniyet-i hâzıra biçim değiştirecek.”
Bu değişim başladı, sadece henüz tamamlanmadı.
"Osmanlı her ne kadar yıkılıp İslam alemini başsız bırakmış olsa da Üstad'ımız soruya vermiş olduğu cevapta gelecekten ümitlidir. Bir Osmanlı yıkılsa da ardından üç yüz İslam devletleri dirilecek demektedir. Biri verip üç yüz kazanan zarar etmiş sayılmaz."
Sorularla risale
Üç yüz İslamî devlet kurulma hâdisesi olmadı, hem orijinal pasajdan da üç yüz devlet kurulma anlamı çıkmıyor.
Buradaki “üç yüz” sayısı Arapça/edebî üslupta “çokluk, bolluk, misliyle karşılık” anlamına gelir.
Bu Kur’an’da da vardır:
“Bir iyiliğe karşılık 10 katı”
“Allah katında karşılığı kat kat artırılır.”
“Meselâ bir taneden 700 başak çıkar.”
Üstad’ın üslubu da Kur’anî mecazları takip eder.
Dolayısıyla:
> “Üçü verip üç yüzü kazanmak”
bir mecazdır:
→ Büyük fedakârlıkların karşılığı çok büyük olacaktır.
Bu kazanç devlet sayısı olarak değil, şu alanlarda gerçekleşecek:
✔ iman hizmeti (En büyük kazanç budur — Risale-i Nur’un doğuşu)
✔ İslâm ülkelerinin bağımsızlığı
✔ ilim, teknoloji, özgürlük arayışı
✔ Müslümanların yeniden uyanması
✔ adalet ve hürriyet fikrinin yerleşmesi
✔ kapitalizme ve zulme karşı yeni bir dünya arayışı
✔ İslâmî değerlerin globalde kabul görmesi
Yani “üçyüz” → kalite + etki + yayılma + bereket demektir.
Dolayısıyla orijinal metni üç yüz devlet kurulması şeklinde anlamak ancak bir yorum olabilir ama risaleden çıkan kesin bir anlam olamaz.Bence açıklamanızda düzeltme yapmak gerekiyor. Zira üç yüz devlet realite olarak görünmüyor.
Ne dersiniz?
KESRETTEN KİNAYE
Üstad çok yerde kesreti temsilî rakamlarla ifade eder:
“Yüz binler deliller…”
“Milyonlar şahitler…”
“Binler hakikatler…”
Bir Said ölüp, binler dirilmesi vs.
Buradaki sayı kesin değildir;
maksat çokluk ve ihtişam, etkililik göstermektir.