"Fenâ-i nefisten sonra ubûdiyet-i evliya besâtet peydâ eder." cümlesini izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Nefsin öldürülmesinden ya da terbiye edilmesinden sonra, tarikat berzahında giden evliyaların kullukları ve ibadetleri yeknesak olur. Ancak bir iki hususta manen terakki ederler. Çünkü Allah nefse kendi isim ve sıfatlarını tadıp tartacak çok cihazlar, duygular ve mizanlar vermiştir. Nefis bu cihaz ve latifeleri iyi işletebilirse, Allah’ı bin bir ismi ile tanır, marifet sahasında çok terakki eder.

Mesela, nefisteki şehvet hissi olmasa insan dünyaya çalışmaz. Allah’ın Rezzak, Mün’im, Kerim gibi isimlerinin feyzinden istifade edemez.

Nefsini terbiye ve ıslah edenler, sayısız mizan ve mihenklerle Allah’ı bütün isim ve sıfatları ile tanıyıp küllî bir ubudiyet yaparlar. Sahabeler nefisleri Allah’ı bilmede bir vasıta yapmışlardır. Çünkü “nefsini bilen Rabbini bilir.”

“Çünkü sahâbelerin nefisleri tezkiye ve tathir edildiğinden, nefsin mahiyetindeki cihâzât-ı kesire ile ubudiyetin envâına ve şükür ve hamdi naksâmına daha ziyade mazhardırlar.”

Şükrün kısımları vardır ve bu kısımlara ancak nefis ve nefisteki duygular ile ulaşılır. Nefsi ifna edenler şükrün bu kısımlarından habersiz kalırlar.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

nurcu56
"Fena-i nefs" ile "tezkiye-i nefs"in farkını nefsin mertebelerine bağlı olarak izah eder misiniz? Bir de "besatet-i ubudiyet" ne demektir?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Fena-i nefs “nefs-i emmarenin öldürülmesi, nefsin devre dışı bırakılmasıdır.” Tezkiye-i nefs ise, "nefsin terbiye edilerek kötülüklerden uzak tutulması" ve bu haliyle manevî mücahedesine devam etmesidir.

Nefs-i emarenin yok edilmesiyle nefsin arzu ve isteklerine set çekilmiş olur. Ancak, insanın manevî terakkisinde nefsin tasallutunun büyük payı vardır. Zaten, insanı meleklerden üstün kılan en büyük hususiyeti de iştihalı bir nefis taşıması, iyinin yanında kötüye, helalin yanında harama da girebilmesidir.

Üstadın dediği gibi; “Fena-ı nefisten sonra ubudiyet-i evliya besatet payda eder.” Yani bir nevi melek hayatı yaşar gibi olur. Hâlbuki hakiki terakki ise nefsi öldürmek değil, onu tezkiye ederek, yani kötülüklerden temiz kılarak sadece meşru dairede koşturup, “kalbin bir kumandan gibi letaif askerleriyle birlikte” manevî bakımdan terakki etmesidir.

Ubudiyetin besateti ise, nefsi devre dışı bırakmanın neticesinde bir derece sıradan hale gelmesi olarak anlaşılabilir.

İlgili bölümde, nefsi terbiye etmeye yönelik sahabe mesleğinin daha ileri bir meslek olduğuna dikkat çekilmektedir. Yani asıl hüner nefsi tümüyle güçsüz hale getirmek değil, onu hayra yönlendirebilmektir.

Azgın bir atı islah etmenin iki yolu vardır: Ya atın yemini kesersiniz. Bu durumda at ıslah olur, ancak iş yapacak gücü de kalmaz. Veya o atı güzel bir şekilde terbiye edip, ona binersiniz, istediğiniz yöne koşturursunuz.

Her bir nefis mertebesi, bir öncekine göre kemal noktasından geridedir ve nakıstır. Nefsin terbiye edilip bir üst mertebeye çıkmasına fena ve tezkiye nazarı ile bakabiliriz. Nefis her bir mertebede farklı bir renge bürünür.

Mesela, her türlü kötülüğü ve çirkin işleri emreden, nefs-i emmâre mertebesindeki kişi onunla büyük bir mücadele içindedir.

Nefs-i levvamede nefis sahibi biraz yol kat’ ettiği için fena ve tezkiyede nüvelikten çıkma istidadına gelmiştir. Artık nefsin birçok kötü duyguları terbiye ve tezkiye olmuştur.

Nefs-i mülhimede ise artık kötülük damarları ve kökleri yontulmuş, işleyemez bir hale dönüşmüştür. Bu yüzden nefis artık kötülük kaynağı değil, iyilik kaynağı rengini almıştır.

Nefs-i mutmainnede ise fena ve tezkiye artık kökleşmiş bir sükûnet halini almıştır. Kişinin kemal ve ahlakının tesis edildiği makamdır. Artık yalpalanma yoktur bütün taşlar yerine oturmuştur.

Nefs-i râdiyyede ise, artık Allah’a karşı tam bir teslimiyet ve tevekkül içindedir. Başına  her ne gelse razıdır. Burada fena ve tezkiye teslimiyet ve tevekkül rengini alır.

Nefs-i mardiyyede ise, Allah artık bu nefisten razıdır. Demek bundan sonra bu makamdaki nefisten Allah’ın razı olmayacağı bir iş, bir davranış çıkmaz. Burada fena ve tezkiye Allah’ın rızasının rengine bürünmüştür.

Nefs-i kâmilede ise artık nefis tam kemale erişip arınmışlık içindedir. Nefis her tarafı ile pak ve temizdir. Fena ve tezkiye mefhumları burada ağaç olup kemaline ermiştir. Nefs-i emmarede nüve olan fena ve tezkiye burada artık koca bir çınar olmuştur.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...