"Bir büyük adama ve bir veliye ve bir şeyhe ve bir büyük alime karşı nasıl hür olacağız?" Soru-cevabı izah eder misiniz? Hizmette nasıl olmalı, sınır nedir?
Değerli Kardeşimiz;
"Sual: Bir büyük adama ve bir veliye ve bir şeyhe ve bir büyük âlime karşı nasıl hür olacağız? Onlar, meziyetleri için bize tahakküm etmek haklarıdır. Biz onların ve faziletlerinin esiriyiz."
"Cevap: Velâyetin, şeyhliğin, büyüklüğün şe’ni tevazu ve mahviyettir, tekebbür ve tahakküm değildir. Demek, tekebbür eden sabiyy-i müteşeyyihtir. Siz de büyük tanımayınız." (Münâzarat)
Üstad'ımıza sorulan bu soru, eğitimin olması gereken şart ve sınırlarını ortaya koyuyor. Elbette bir âlime veya şeyhe hürmet edilmelidir. Ama bu içten gelen samimi bir duygu ve hisle olmalıdır. Yoksa bir âlim veya şeyhin insanlardan hürmet beklemesi doğru değildir.
Bir şeyh, veli, âlim veya büyük bir şahsiyete duyulan hürmet ile ferdin kendi iradesi ve hürriyeti arasındaki denge, İslam düşüncesinde ve tasavvufta edep ve teslimiyet kavramları üzerinden uzunca tartışılmıştır.
Bahsedilen durum, aslında kölece bir esaret değil, gönüllü bir bağlılıktır. Ancak bu bağlılığın bir tahakküme yani baskıya dönüşmemesi ve insanın kendi iradesini yok etmemesi için sınırların doğru çizilmesi gerekir.
Bu dengeyi ve hizmet sınırını şu başlıklar altında açıklayabiliriz:
Meziyetin Esiri Olmak: Hürmet ve Esaret
Büyük insanların faziletlerine, ilimlerine ve manevi derecelerine hayran olmak, onlara karşı kalbi bir bağlılık getirmek fıtri bir duygudur. Ancak buradaki esaret ifadesi, iradenin tamamen felç olması anlamına gelmemelidir.
- Hakiki Büyükler Tahakküm Etmez: Gerçek bir veli, şeyh veya kâmil âlim, kendi nefsini aradan çıkarmış kişidir. Dolayısıyla müridinin veya talebesinin üzerinde şahsi bir tahakküm kurmak, onu kendine kul köle etmek istemez. Onun gayesi, kişiyi kendi nefsinin esaretinden kurtarıp Hakk'a ulaştırmaktır.
- Hürriyetin Sınırı Şeriattır: Bir büyüğe karşı hürriyetin ve bağlılığın en temel kırmızı çizgisi ilahi ölçüler yani Kur'an ve Sünnettir. Eğer bir büyüğün talebi, açık bir dini hükme veya ahlaki kurala aykırı ise, orada itaat biter. İslam hukukunda meşhur bir kaidedir: "Yaratıcıya isyan olan yerde, yaratılana itaat olmaz." İşte bu ilke, müminin en büyük hürriyet güvencesidir.
Hizmette Sınır Nasıl Olmalı?
Hizmet, manevi yolda kişinin nefsini eğitmesi ve tevazu kazanması için en önemli araçlardan biridir. Ancak hizmetin de bir usulü ve sınırı vardır:
- Meşruiyet ve Helal Dairesi: Hizmet, sadece meşru, helal ve ahlaki olan işlerde olur. Kişinin kendi ailesini, temel insani sorumluluklarını (kul haklarını, geçimini, sıhhatini) tamamen ihmal edecek boyutta bir hizmet anlayışı dengesizdir.
- Gönüllülük Esası: Hizmet, zorlama veya korkuyla değil, muhabbetle yapılırsa manevi bir değer taşır. Bir kimse hizmeti sırf "ayıplanırım" veya "azarlanırım" korkusuyla yapıyorsa, orada hürriyet zedelenmiş demektir.
- Kişilik Haklarının Korunması: Dinimiz insanın onuruna (keramine) büyük değer verir. Bir büyüğe hizmet ederken, insanın kendi haysiyetini ve şahsiyetini tamamen ayaklar altına alması, kendisini aşağılaması beklenmez. Edep, eziklik demek değildir.
Hem Bağlı Hem Hür Nasıl Olunur?
Bir mürşide veya âlime bağlıyken aynı zamanda hür kalabilmek, akıl ve kalbin dengesiyle mümkündür:
- Taklit Değil, Tahkik: Büyüklerin faziletlerini körü körüne bir taklitle değil, onların işaret ettiği hakikatleri anlayarak benimsemek gerekir. Gerçek hürriyet, o büyük zatın arkasındaki ilahi hakikati görebilmektir.
- Kendi İradesinin Bilincinde Olmak: Kişi, o büyüğe kendi iradesi ve seçimiyle bağlandığını unutmamalıdır. Seçme hürriyetini kullanarak teslim olmak, hürriyetin en yüksek mertebesidir; çünkü bu esaret dışarıdan zorla dayatılmamış, sevgiyle seçilmiştir.
- Vesile-Gaye Dengesi: Şeyh, veli veya âlim birer vesiledir, rehberdir; asıl gaye ise Allah'ın rızasıdır. Kul, rehbere olan sevgisini gayenin önüne koymadığı sürece manen hür kalır. Eğer rehber gaye haline gelirse, o zaman zihni ve kalbi bir esaret başlar ki bu tehlikelidir.
Özetle:
Bir büyük zata karşı hürriyetimiz; onun her söylediğini sorgulamadan kabul etmek değil, onun rehberliğinde kendi irademizle doğruyu bulma çabasıdır. Hizmetteki sınır ise, İslam'ın çizdiği helal-haram çizgileri, kul hakları ve insanın kendi fıtri onurudur. Hakiki veliler, kendilerine esir eden değil, insanı kendi nefsinin esaretinden kurtarıp gerçek hürriyete kavuşturan zatlardır.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü