"Sefahet ve rezaletteki hürriyet, hürriyet değildir. Belki hayvanlıktır, şeytanın istibdadıdır. Nefs-i emmareye esir olmaktır." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Sual: Hürriyeti bize çok fena tefsir etmişler. Hatta âdeta hürriyette insan her ne sefahet ve rezalet işlerse, başkasına zarar vermemek şartıyla bir şey denilmez, diye bize anlatmışlar. Acaba böyle midir?"
"Cevap: Öyleleri hürriyeti değil, belki sefahet ve rezaletlerini ilan ediyorlar ve çocuk bahanesi gibi hezeyan ediyorlar. Zira, nazenin hürriyet, âdâb-ı şeriatla müteeddibe ve mütezeyyine olmak lazımdır. Yoksa, sefahet ve rezaletteki hürriyet, hürriyet değildir. Belki hayvanlıktır, şeytanın istibdadıdır. Nefs-i emmareye esir olmaktır. Hürriyet-i umumi, efradın zerrat-ı hürriyâtının muhassalıdır. Hürriyetin şe’ni odur ki ne nefsine ne gayrıya zararı dokunmasın." (bk. Münazarat)
Bazıları hürriyeti tarif ederken “Başkasına zarar vermemek şartıyla, her istediğini yapabilmendir.” derler. Üstad'ımız bu ifadesinde kişinin kendisine de zarar vermekte hür olmadığına dikkat çeker.
Mesela biri çıkıp da “Ben kendi halimde içki içiyorum, kimseye zarar vermiyorum. Ben böyle yapmakta hürüm.” diyemez. Çünkü kendisine zarar vermektedir.
Bu tarz bir hürriyet nefsin isteklerine köle ve esir olmaktır. Oysa gerçek hürriyet Allah'a hakiki kul olup, Allah’ın yap dediklerini yapmak, yapma dediklerini de yapmamaktır. İnsan sadece Allah’a karşı sorumludur, mahlukata karşı değildir. İnsanın hem nefsine hem de başka varlıklara karşı olan boyunduruluğu, gerçek ve kamil hürriyetin esasına zıttır. Şeytanın ve nefsin hükümranlığı altına girip hürriyetten dem vurmak, işin farkına varmamaktır.
İlave bilgi için tıklayınız:
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü