"Her eserin bir müessiri var." İfadesi; Allah için kullanılabilir mi?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Her şeyden önce bilinmesi gereken şudur ki: Temsiller, darb-ı meseller ve misaller; anlaşılması zor olan ince ve derin bir hakikati akla yakınlaştırmak için bir dürbün veya bir mikroskop; yüksek bir hakikate ulaşmak için bir merdiven; zahiren dağınık gibi görünen bir meseleyi toparlamak için o meselenin birlik cihetini gösteren vasıtalardır. Ya da

"Temsilin hasiyeti olan akli bir şeyi hissi bir şeyle ve aslı olmayan mevhum bir şeyi muhakkak ve mevcut olan bir şeyle ve gaib olan bir şeyi hazır bir şeyle tasvir etmektir." (İşaratü'l-İ'caz, 26. ve 27.ayet tefsiri)

Buna binaen Cenab- Hak Kur’an-ı Kerim’de temsillere, darb-ı mesellere, kinayeye, mecaz yollarına sık sık yer vermiştir. Zira Kur'an umumi bir irşad edicidir. Muhatapları ise umum insanlardır. İnsanların çoğunluğu ise halk tabakasıdır. Halk tabakası ise ülfet ettikleri hissettikleri (gördükleri, işittikleri) hayallerinde daima mevcut olan mana ve üsluplara ve misallere aşina olmuşlardır. Bunlar halk tabakası için bedihi ve kat’i şeylerdir. Mücerred olan hakikatleri anlamada zorlanacaklarından o yüksek akli hakikatlerin onların ülfet ve ünsiyet ettikleri ifadeler, tabirler, meseller, teşbihler ve misallerle anlatılması lazım gelmektedir. Fakat o gibi temsil, istiare, teşbihlere hakikate geçmek için bir vasıta nazarı ile bakılmalıdır.

Şunu da bilmek gerektir ki Cenab-ı Hak, Zatında mümkinata benzemediği gibi fiilinde, sıfatında, şuûnatında (işlerinde, hallerinde) da mümkinata benzemez. Peki “Mahiyeti meçhul”, “Mucizat ile malum” olan Zat-ı Akdesi nasıl tanıyacağız? Zatında, mahiyetinde, fiilinde mümkinata benzemeyen Zat-ı Zülcelâl kendini akıl sahiplerine eserleri ile tanıttırdığı, bildirdiği gibi temsil ve darb-ı mesellerle de şuûnatını, fiillerini bildirmiştir.

Hem Cenab-ı hak Vacib-ul Vücuddur, mümkinata kıyas edilmez. Vacibi mümkine kıyas etmek kıyas-ı maalfarıktır.

Hem getirilen temsillerdeki noksanlıklar, kusurlar, hakirlikler temsile aittir. Temsil getirilen şeye ait değildir.

“Şuunat-ı Rububiyeti rasat etmek için; birer sönük küçük dürbün”,”Şuunat-ı Rubuubiyetin hakikatını tutamaz, ihata edemez, mikyas olamaz; fakat baktırabilir”, “Temsillerdeki Zat-ı Akdesin şunatına münasip olmayan tabirat, temsilin kusuruna aittir”, “birer ünvan-ı mülahazadır, birer mirsad-ı tefekkürdür”, “Temsiller; muhit azim bir kanun-u Rububiyetin küçük bir misalde ucunu göstermekle…”

Bu gibi ifadelerden de anlaşıldığı üzere temsiller, teşbihler, kinayeler hakikatlere ulaşmak için değişik vasıtalardır.

İşte Kur'an'da işlek bir yol olan temsiller, darb-ı meseller, teşbihler Cenab-ı Hakk'ın ihsanı ile Risale-i Nur'da da fevkalade görünüyor. Risale-i Nur’daki temsil, teşbih, kinaye ve hikâyelere de yukarıda anlatıldığı gibi bakacağız. Zira Üstad şöyle buyuruyor:

“Yazılarımda ne kadar güzellik ve tesir bulunsa, ancak temsilat-ı Kur’aniye’nin lemeatındandır.”

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 3.642
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...