"Felillâhilhamd, sırr-ı temsil dürbünüyle, en uzak hakikatler gayet yakın gösterildi..." cümlesi ve devamında ifade edilen temsil şekillerinden hangisi, hangi risalede kullanılmıştır?

Soru Detayı

Burada geçen dürbün neyi ifade ediyor? Bir temsil dürbün haline nasıl geliyor? Sırr-ı temsil cihetü’l-vahdeti birliği nasıl temin ediyor, merdiven nasıl oluyor, bu merdivenle nasıl yetişiliyor? Temsil penceresi nedir? Bu temsil şekillerinden hangisi, hangi risalede kullanılmıştır?..

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Felillâhilhamd, sırr-ı temsil dürbünüyle, en uzak hakikatler gayet yakın gösterildi. Hem sırr-ı temsil cihetü'l-vahdetiyle, en dağınık meseleler toplattırıldı. Hem sırr-ı temsil merdiveniyle, en yüksek hakaike kolaylıkla yetiştirildi. Hem sırr-ı temsil penceresiyle, hakaik-i gaybiyeye, esâsât-ı İslâmiyeye, şuhuda yakın bir yakîn-i imaniye hâsıl oldu. Akıl ile beraber vehim ve hayal, hattâ nefis ve hevâ teslime mecbur olduğu gibi, şeytan dahi teslim-i silâha mecbur oldu."(1)

Üstad Hazretlerinin Risale-i Nur'larda temsil ve hikâye tarz ve usulünü çokça kullanmasının en büyük gayesi, anlaşılması zor olan derin hakikatleri, dağınık meseleleri akla yaklaştırmak ve idrakini kolaylaştırmaktır. Zira insanların büyük bir kısmı bu derin meseleleri anlamaktan uzaktır. Bu sebeple derin ve dağınık hakikatleri temsil ve hikâye yolu ile akla yaklaştırmak bir ihtiyaçtır.

Kur’ân-ı Kerim'de, birçok hakikat temsillerle, darb-ı mesellerle harika bir şekilde ifade edilmektedir. Kur'an-ı Kerim'de derin ve ince hakikatleri teşbih ve temsil dürbünü ile akla yaklaştırmak, mühim bir ifade tarzıdır. Kur'an-ı Kerim, muhatap kitlesinin ekserisi avam olmasından dolayı teşbih ve temsili sık sık kullanıyor.

Bunun en açık misali, yeniden dirilmeye akıl erdiremeyen o zamanın müşriklerine ve onların şahsında bütün bir insanlık âlemine yapılan şu hitaptır:

“Şimdi bak Allah'ın rahmet eserlerine: Yeryüzünü ölümünün ardından nasıl diriltiyor. Bunu yapan, elbette ölüleri de öylece diriltecektir; O her şeye hakkıyla kadirdir.” (Rum Suresi, 30/50)

Diğer taraftan, peygamber kıssaları da bir cihetiyle "temsil" vazifesi yaparlar. Meselâ, hastalığa karşı sabırlı olmanın ehemmiyeti, Eyyüb aleyhisselamın kıssası ile çok güzel bir şekilde ders verilir.

Kur’an ve hadislerde geçen hikâye ve temsiller, asıl maksad olmayıp, asıl maksada götüren ipuçlarıdır. Temsil ve hikâyelerin asıl gayesi anlaşılması zor olan derin hakikatleri ve ince meseleleri akla yaklaştırmak ve anlaşılmasını kolaylaştırmaktır.

İşte Kur’an’ın ve onun bir manevî tefsiri olan Risale-i Nurların çokça temsil ve hikâye metoduna başvurması, bu sebepledir. Zira Kur’an’ın muhatab kitlesinin ekserisi avam insanlardır. Hal böyle olunca, Kur’an avam insanların fehmine göre, onların fikir ve hissiyatlarını okşayan temsil ve hikâyeler ile tenezzül ediyor, misaller getiriyor.

Kur’ân-ı Kerim'in bu asrın fehmine bir dersi olan Risale-i Nur Külliyatı'nda da temsilin ehemmiyetli bir yeri vardır. Çok uzak, ince ve derin hakikatler temsil yoluyla akıllara takrib edilmiş, red ve inkâr yolu kapatılmıştır.

“Kur’ân'ın bir mucize-i maneviyesi” olan Risale-i Nur karşı çıkmış, hakikatleri o kadar mükemmel izah ve ispat etmiştir ki, bütün batıl fikirleri ve muhalif felsefî cereyanları mağlup etmiştir. Hem aklı ikna, hem de kalbi tatmin eden bu kuvvetli derslerde, temsillerin de ayrı ve çok ehemmiyetli bir yeri vardır.

İşte, Üstadın tabiatperestlere karşı kaleme aldığı Tabiat Risalesi Kur’ân'ın bir mu’cize-i maneviyesidir. Yani, onda nazara verilen hakikatler, getirilen deliller, verilen temsiller tabiatperestleri acze düşürmüş, onları mağlup etmiştir.

Bütün risalelerinde bilhassa Âyetü’l-Kübra Risalesi'nde Cenâb-ı Hakk’ın varlığına ve birliğine dair yaptığı izahlar ve ispatlar münkir ve müşrikleri fikren mağlup etmiş, acze düşürmüştür. Diğer risaleler de kendi sahalarında aynı hususiyeti ve üstünlüğü izhar etmektedirler. Her biri bir sahada İslâm ve iman düşmanlarının fikirlerini çürütmüş, oyunlarını bozmuş, tahribatlarına mâni olmuştur.

Hikâyeler asıl mânanın daha iyi anlaşılması ve daha yakından temaşa edilmesi için birer dürbün vazifesi görürler. Hikâyede anlatılanlar vakıa mutabık olmasalar da verilen dersin hak ve hakikat olmasına tesir etmez. Bazı mürşidlerin hayvanları konuşturarak çok hikmetli dersler verdikleri görülmektedir. Bu misallerde hayvanların konuşmaları vakıa mutabık değildir, ancak o hikâye ile verilen dersler hakikattirler.

Risale-i Nur, iman ve Kur'ân muhaliflerine karşı mücadelesinde cebir ve münazaa yolunu değil, ikna ve ispat yolunu ihtiyar etmiştir. Ve bu tarz-ı irşad ve ıslah kıyamete kadar devam edecektir. Zira bu asır fen ve ilim asrıdır, herkes ilme ve fenne ehemmiyet veriyor. İcbar, tahakküm, hissiyat, delilsiz taraftar olmak gibi şeyler geçmişin kanunları idi.

"Zira, medenîlere galebe çalmak ikna iledir, söz anlamayan vahşiler gibi icbar ile değildir." (Divan-ı Harbi Örfi)

Çıplak gözle göremediğimizde bir cismi yakınlaştırmak için dürbün kullanırız. Derin ve ince şeyleri görebilmek için mikroskoba müracaat ederiz, dağınık ışıkları toplamak için mercek kullanırız. Aynı şekilde derin hakikatleri, ince, derin, uzak, dağınık mânaları anlamak ve görebilmek için de temsil, mecaz ve hikâye gibi edebî san’atları kullanmak gerekiyor.

Kıyas-ı temsilî usulü; kâinatta söz konusu olan umumî bir kaideyi belli bir eşyada cüz’î olarak tesbit edip, o kaidenin aynı sınıfa giren tüm cüzlerinde de geçerli olduğu neticesine ulaşmayı hedefler. Güneşin nurlu bir varlık olmasından dolayı her parlak şeyde yansıması, cüz’î bir kaidedir. Bu kaideden hareketle “Her nuranî varlık parlak şeylerde aksedebilir” küllî neticeye ulaşılabilir. Bu kaideyi mantığın umumî kaidelerine göre, kıyasın ya istikra’/tümevarım ya da temsilin alt bölümlerinden birine dâhil edebiliriz.

Kıyas-ı temsilî, küllîyi cüz’îde bulmak ve daha sonra külliyete intikal etmektir. Çok insan bir anda küllîye intikal edemez; ama cüz’îden küllîye intikal edebilir. Zira küllînin numunesi cüz’îde de vardır.

İnsan cüz’î, insanlık ise küllîdir. Bir insandaki acıkma hissi cüz’î, bütün insanlardaki acıkma hissi ise küllîdir. Tek bir insandaki acıkma hissi, bütün insanlarda da olduğunu gösterir. Bunun için bütün insanları tek tek dolaşmaya lüzum yoktur, zaten imkân da müsait değildir. Öyle ise insanlığın bir ferdini temsil getirip bütün insanlığa intikal etmek, en sağlam ve kat’î bir yoldur denilebilir.

Risale-i Nurlardaki bütün temsiller, kâinatta mevcut olan küllî kanun ve kaidelerin uçları ve cüz’îleri mesabesinde olduğu için, sair hikâye ve temsiller ile karıştırılmamalıdır.

Mesela; Birinci Söz'deki bedevinin bir reisin ismi ile gezmesindeki hakikat, kâinattaki bütün varlıklarınn Allah’ın ismi ile hareket etmesinin bir ucu, bir timsali olmasından, tam mânası ile bir hakikattir. Bedevi temsili, kâinattaki küllî bir hakikatin hem dürbünü hem de bir ucu gibidir. Bu ucu takip eden küllî bir hakikate ulaşır.

Burhan-ı kat'î-yi mantıkî: Mantıkta kat’iyet ifade eder. "Güneş varsa gündüzdür, şu anda gündüz, öyle ise şu anda güneş var." kaziyyesi gibi. Risale-i Nurlardaki iman hakikatlerinde akıl ve kalbin tam teslim olması, bu kıyas-ı temsilin kat’iyetinden ileri geliyor.

Hülasa, Risale-i Nurlarda kullanılan temsil ve hikâye usulü ile, bildiğimiz hikâye ve temsilleri karıştırmamak gerekir. İkisi arasında dağlar kadar fark vardır. Üstad Hazretleri bu hususa şu şekilde işaret ediyor:

"Bir sual: Diyorsunuz ki: 'Sen Sözlerde kıyas-ı temsilî çok istimal ediyorsun. Halbuki, fenn-i mantıkça, kıyas-ı temsilî yakîni ifade etmiyor. Mesâil-i yakîniyede burhan-ı mantıkî lâzımdır. Kıyası temsilî, usul-ü fıkıh ulemasınca zann-ı galip kâfi olan metâlipte istimal edilir. Hem de sen temsilâtı bazı hikâyeler suretinde zikrediyorsun. Hikâye hayalî olur, hakikî olmaz, vakıa muhalif olur.'"

"Elcevap: İlm-i mantıkça, çendan, 'Kıyas-ı temsilî, yakîn-i kat'î ifade etmiyor.' denilmiş. Fakat kıyas-ı temsilînin bir nev'i var ki, mantığın yakînî burhanından çok kuvvetlidir ve mantığın birinci şeklinin birinci darbından daha yakînîdir. O kısım da şudur ki:"

"Bir temsil-i cüz'î vasıtasıyla bir hakikat-i küllînin ucunu gösterip, hükmü o hakikate bina ediyor; o hakikatin kanununu, bir hususî maddede gösteriyor-tâ o hakikat-i uzmâ bilinsin ve cüz'î maddeler ona ircâ edilsin. Meselâ, 'Güneş, nuraniyet vasıtasıyla, birtek zat iken her parlak şeyin yanında bulunuyor.' temsiliyle bir kanun-u hakikat gösteriliyor ki, nur ve nuranî için kayıt olamaz, uzak ve yakın bir olur, az ve çok müsavi olur, mekân onu zaptedemez."

"Hem meselâ, 'ağacın meyveleri, yaprakları bir anda, bir tarzda, kolaylıkla ve mükemmel olarak birtek merkezde, bir kanun-u emrî ile teşkili ve tasviri' bir temsildir ki, muazzam bir hakikatin ve küllî bir kanunun ucunu gösterir. O hakikat ve o hakikatin kanununu gayet kat'î bir surette ispat eder ki, o koca kâinat dahi şu ağaç gibi o kanun-u hakikatin ve o sırr-ı ehadiyetin bir mazharıdır, bir meydan-ı cevelânıdır."

"İşte, bütün Sözlerdeki kıyâsât-ı temsiliyeler bu çeşittirler ki, burhan-ı kat'î-yi mantıkîden daha kuvvetli, daha yakînîdirler."(2)

İlk dokuz sözdeki hikâyeler ve tevhidin yüksek hakikatlerini izah için verilen güneş ve ayna misalleri, dürbün vazifesi gören vasıtalardır.

Mesela, Sekizinci Söz'de anlatılan hikâyede siyah ve beyaz iki farenin ömür ağacını kemirmesi temsili, çok harika ve çok tesirli bir temsildir. Sekizinci Söz'deki temsil ciltlerle anlatılacak nasihati, iki üç sayfada daha tesirli, daha keyifli ve akılda kalıcı bir şekilde anlatmaktadır. Bu temsil, dağınık nasihatleri âdeta bir mercek gibi toplayıp, akılda iman ateşini tutuşturuyor.

Üstad Hazretleri temsil için; "Uzaktan uzağa baktırmak" tabirini kullanır. Bu da getirilen temsil ve hikâyelerin meseleyi birebir her yönü ile izah etmenin imkânsızlığına işaret içindir. Bilhassa Allah’ın Zât’ı ve sıfatları gibi derin meselelerde getirilen temsil ve misaller tam bir mikyas, tam bir terazi ve tam bir mizan olamıyorlar ve olamazlar. Bu gibi temsil ve izah metotları, ancak aklın şaşkınlığını ve mesele hakkındaki şüphelerini bertaraf eden sakinleştirici haplar gibidir.

Mesele çok büyük ve derin, onu tartan akıl da çok küçük olunca, ancak temsil ve hikâyelerle hakikatler bir nebze de olsa akla yaklaştırılıyor. Yoksa temsil ve hikâyeler akıl ile mesele arasında tam bir mutabakat temin etmiyor. İşte "uzaktan uzağa" tabiri bu acziyete ve tam ihata edememe durumuna işaret eden bir tenbih ve bir ihtardır.

Dipnotlar:

(1) bk. Mektubat, Yirmi Sekizinci Mektup, Mahrem Bir Suale Cevaptır.

(2) bk. Sözler, Otuz İkinci Söz, İkinci Mevkıf.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Ziyaretçi (doğrulanmadı)
Temsil merdiveni hangi risalede kullanıldı.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Ziyaretçi (doğrulanmadı)
nefis ve hevâ teslime mecbur olduğu gibi, şeytan dahi teslim-i silâha mecbur oldu. Hangi temsil hangi risalede hangisini ne şekilde teslime mecbur ediyor. Çünki temsiller şu şekilde teslimi sağlıyor aklı şu şekilde vehmi şu şekilde hayali şu şekilde diye açıklanabilirmi. Bu konuyu risaledeki temsilleri anlatacaktım çünki temsiller dedim anlayamadım teslimi açıkça nasıl sağladığı. Bir temsilde bunları anlatmak mümkünnü.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Tahkik edilirse Risale-i Nurun onlarca yerinde temsil metodunun kullanıldığı görülür ve bunların gayet tatmin edici ve muazzam bir delil olduğu anlaşılır. İlk on iki söze bakabilirsiniz. Bizim burada temsil üzerinden örnek vermemiz zor olur siz okuyun anlamadığınız nokta olursa elimizden geldiği kadar yardımcı olmaya çalışırız. 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR