"Eski zamandan beri darb-ı mesel olarak umumun dilinde ve lisan-ı nâsta gezen şu "çekirdekten yetişme" sözü, bu risalenin müellifine bir işaret-i gaybiye-i örfiye denilebilir." Buradaki ”işaret-i gaybiye-i örfiye” konusunu açıklar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Eski zamandan beri darb-ı mesel olarak umumun dilinde ve lisan-ı nâsta gezen şu "çekirdekten yetişme" sözü, bu risalenin müellifine bir işaret-i gaybiye-i örfiye denilebilir. Çünkü Risale-i Nur hâdimi olan şahıs, Kur'ân'ın feyziyle, çekirdek ve çiçekte tevhid için iki mirac-ı mârifet keşfederek, tabiiyyunları boğan aynı yerde âb-ı hayat bulmuş ve çekirdekten hakikate ve nur-u mârifete yetişmiş. Ve bu iki şeyin Risale-i Nur'da ziyade tekrarları bu hikmete binaendir."(1)

Üstad Hazretlerinin Risale-i Nur'larda temsil ve hikâye tarz ve usulünü çokça kullanmasının en büyük gayesi, anlaşılması zor olan derin hakikatleri, dağınık meseleleri akla yaklaştırmak ve idrakini kolaylaştırmaktır. Zira insanların büyük bir kısmı bu derin meseleleri anlamaktan uzaktır. Bu sebeple derin ve dağınık hakikatleri temsil ve hikâye yolu ile akla yaklaştırmak bir ihtiyaçtır.

"Felillâhilhamd, sırr-ı temsil dürbünüyle, en uzak hakikatler gayet yakın gösterildi. Hem sırr-ı temsil cihetü'l-vahdetiyle, en dağınık meseleler toplattırıldı. Hem sırr-ı temsil merdiveniyle, en yüksek hakaike kolaylıkla yetiştirildi. Hem sırr-ı temsil penceresiyle, hakaik-i gaybiyeye, esâsât-ı İslâmiyeye, şuhuda yakın bir yakîn-i imaniye hâsıl oldu. Akıl ile beraber vehim ve hayal, hattâ nefis ve hevâ teslime mecbur olduğu gibi, şeytan dahi teslim-i silâha mecbur oldu." (Mektubat)

Kur’ân-ı Kerim'de, birçok hakikat temsillerle, darb-ı mesellerle harika bir şekilde ifade edilmektedir. Kur'an-ı Kerim'de derin ve ince hakikatleri teşbih ve temsil dürbünü ile akla yaklaştırmak, mühim bir ifade tarzıdır. Kur'an-ı Kerim, muhatap kitlesinin ekserisi avam olmasından dolayı teşbih ve temsili sık sık kullanıyor.

Bunun en açık misali, yeniden dirilmeye akıl erdiremeyen o zamanın müşriklerine ve onların şahsında bütün bir insanlık âlemine yapılan şu hitaptır:

“Şimdi bak Allah'ın rahmet eserlerine: Yeryüzünü ölümünün ardından nasıl diriltiyor. Bunu yapan, elbette ölüleri de öylece diriltecektir; O her şeye hakkıyla kâdirdir.” (Rum Suresi, 30/50)

Kur’an ve hadislerde geçen hikâye ve temsiller, asıl maksad olmayıp, asıl maksada götüren ipuçlarıdır. Temsil ve hikâyelerin asıl gayesi anlaşılması zor olan derin hakikatleri ve ince meseleleri akla yaklaştırmak ve anlaşılmasını kolaylaştırmaktır.

İşte Kur’an’ın ve onun bir manevî tefsiri olan Risale-i Nurların çokça temsil ve hikâye metoduna başvurması, bu sebepledir. Zira Kur’an’ın muhatab kitlesinin ekserisi avam insanlardır. Hal böyle olunca, Kur’an avam insanların fehmine göre, onların fikir ve hissiyatlarını okşayan temsil ve hikâyeler ile tenezzül ediyor, misaller getiriyor.

Kur’ân-ı Kerim'in bu asrın fehmine bir dersi olan Risale-i Nur Külliyatı'nda da temsilin ehemmiyetli bir yeri vardır. Çok uzak, ince ve derin hakikatler temsil yoluyla akıllara takrib edilmiş, red ve inkâr yolu kapatılmıştır.

“Kur’ân'ın bir mucize-i maneviyesi olan Risale-i Nur karşı çıkmış, hakikatleri o kadar mükemmel izah ve ispat etmiştir ki, bütün batıl fikirleri ve muhalif felsefî cereyanları mağlup etmiştir. Hem aklı ikna, hem de kalbi tatmin eden bu kuvvetli derslerde, temsillerin de ayrı ve çok ehemmiyetli bir yeri vardır.

Bütün risalelerinde bilhassa Âyetü’l-Kübra Risalesi'nde Cenâb-ı Hakk’ın varlığına ve birliğine dair yaptığı izahlar ve ispatlar münkir ve müşrikleri fikren mağlup etmiş, acze düşürmüştür. Diğer risaleler de kendi sahalarında aynı hususiyeti ve üstünlüğü izhar etmektedirler. Her biri bir sahada İslâm ve iman düşmanlarının fikirlerini çürütmüş, oyunlarını bozmuş, tahribatlarına mâni olmuştur.

Hikâyeler asıl mânanın daha iyi anlaşılması ve daha yakından temaşa edilmesi için birer dürbün vazifesi görürler. Hikâyede anlatılanlar vakıa mutabık olmasalar da verilen dersin hak ve hakikat olmasına tesir etmez. Bazı mürşidlerin hayvanları konuşturarak çok hikmetli dersler verdikleri görülmektedir. Bu misallerde hayvanların konuşmaları vakıa mutabık değildir, ancak o hikâye ile verilen dersler hakikattirler.

Risale-i Nur, iman ve Kur'ân muhaliflerine karşı mücadelesinde cebir ve münazaa yolunu değil, ikna ve ispat yolunu ihtiyar etmiştir. Ve bu tarz-ı irşad ve ıslah kıyamete kadar devam edecektir.

Çıplak gözle göremediğimizde bir cismi yakınlaştırmak için dürbün kullanırız. Derin ve ince şeyleri görebilmek için mikroskoba müracaat ederiz, dağınık ışıkları toplamak için mercek kullanırız. Aynı şekilde ince ve derin hakikatleri, uzak ve dağınık mânaları anlamak ve görebilmek için de temsil, mecaz ve hikâye gibi edebî san’atları kullanmak gerekiyor.

Kıyas-ı temsilî usulü; kâinatta söz konusu olan umumî bir kaideyi belli bir eşyada cüz’î olarak tesbit edip, o kaidenin aynı sınıfa giren tüm cüzlerinde de geçerli olduğu neticesine ulaşmayı hedefler. Güneşin nurlu bir varlık olmasından dolayı her parlak şeyde yansıması, cüz’î bir kaidedir. Bu kaideden hareketle “Her nuranî varlık parlak şeylerde aksedebilir” küllî neticeye ulaşılabilir.

İlk dokuz sözdeki hikâyeler ve tevhidin yüksek hakikatlerini izah için verilen güneş ve ayna misalleri, dürbün vazifesi gören vasıtalardır.

Mesela, Sekizinci Söz'de anlatılan hikâyede siyah ve beyaz iki farenin ömür ağacını kemirmesi temsili, çok harika ve çok tesirli bir temsildir. Sekizinci Söz'deki temsil ciltlerle anlatılacak nasihati, iki üç sayfada daha tesirli, daha keyifli ve akılda kalıcı bir şekilde anlatmaktadır. Bu temsil, dağınık nasihatleri âdeta bir mercek gibi toplayıp, akılda iman ateşini tutuşturuyor.

Üstad Hazretleri temsil için; "Uzaktan uzağa baktırmak" tabirini kullanır. Bu da getirilen temsil ve hikâyelerin meseleyi birebir her yönü ile izah etmenin imkânsızlığına işaret içindir. Bilhassa Allah’ın Zât’ı ve sıfatları gibi derin meselelerde getirilen temsil ve teşbihler tam bir mikyas, tam bir terazi ve tam bir mizan olamıyorlar ve olamazlar. Bu gibi temsil ve izah metotları, ancak aklın şaşkınlığını ve mesele hakkındaki şüphelerini bertaraf eden sakinleştirici haplar gibidir.

Mesele çok büyük ve derin, onu tartan akıl da çok küçük olunca, ancak temsil ve hikâyelerle hakikatler bir nebze de olsa akla yaklaştırılıyor. Yoksa temsil ve hikâyeler akıl ile mesele arasında tam bir mutabakat temin etmiyor. İşte "uzaktan uzağa" tabiri bu acziyete ve tam ihata edememe durumuna işaret eden bir tenbih ve bir ihtardır.

Misal getirmek, temsil vermek Kur’anî bir metottur. Bu sebeple mânaları izah etmekte ve zihin dünyasında mânaların kalıcı olmasını temin ettiğinden caiz ve makbul bir yoldur.

"Görmedin mi Allah nasıl bir benzetme yaptı: Güzel söz, kökü yerin derinliklerinde sabit, dalları ise göğe doğru yükselmiş bir ağaç gibidir ki Rabbinin izniyle her zaman meyvesini verir. Düşünüp ders çıkarsınlar diye Allah insanlara böyle temsiller getirir." (İbrahim, 14/25)

Burada iman, güzel bir ağaca benzetilmiştir. Bir ağacın damarları, gövdesi, dalları, meyveleri vardır. İman ağacının damarları ilim, marifet ve yakindir. Gövdesi ihlastır. Dalları iyi işler, meyveleri ise güzel ahlak- hasene yani güzel hasletlerdir. Bir ağacın meyve vermesi için sulanıp bakılması gerektiği gibi, iman ağacı da ilim, marifet, tefekkür ve ahlak-ı hasene ile sulanmazsa, o da kuruma tehlikesine mâruz kalır. Nitekim Resul-i Ekrem Efendimiz bir hadis-i şerifte şöyle buyurmaktadır: “Elbise nasıl yıpranırsa, kalpteki iman da öylece yıpranıp eskir. O halde, imanınızı daima tazeleyin.”

"Kötü söz ise, gövdesi toprağın üstünden kolayca çıkarılabilen, kökleşip yerleşmeyen değersiz bir ağaca benzer." (İbrahim, 14/26)

Bu ayette ise kötü söz köksüz bir bitkiye benzetilmiştir. Ne sağlam kökü, ne yükselen dalları, ne güzel meyveleri, ne gölgesi vardır. İşte kâfir böyledir.

Ayna, güneş, ağaç, toprak, hava, nur, gibi mefhumlar Risale-i Nurlarda çokça verilen misal ve mecazlardır. Çok ince ve derin konuları Üstad Hazretleri bu mecaz ve temsiller ile halletmiştir. Çekirdek ve çiçek de bu kabilden temsillerdir. Çekirdekte tevhidin nuru daha parlak bir şekilde parlıyor.

(1) bk. Şualar, İkinci Şua, Üçüncü Makam.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

drerkan
Allah razı olsun.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...