Hizmetin düsturlarından olan, fedakârlığa yönelten en büyük sebeplerden şefkate, şefkat ufkuna nasıl ulaşırız?
Değerli Kardeşimiz;
Güzel ahlakın ve güzel amellerin temeli, ruhu, tahkiki imandır. İnsan kendi üzerinde ve âleminde güzel ahlak ve amelin kemali ile parlamasını istiyorsa, tahkiki imanı ve marifeti elde etmesi gerekir.
İnsan mahiyeti potansiyel olarak Allah’ın bütün isim ve sıfatlarını izhar ve ilan edecek bir kıvamdadır. Bu potansiyelin harekete geçip fiile dönüştüren veya temin eden şey iman ve ibadettir. İnsan da iman ve marifet ışığı ne kadar kuvvetli ise, potansiyel olarak bulunan kabiliyetler de o kadar kuvvetli ve görkemli tecelli eder.
Mesela şefkat, insan mahiyetinin en mühim ve mükemmel bir hissidir. Bu hissin kemali ile hayatımızda tecelli etmesi ve Allah’ın rızasına mutabık bir şekilde olması, ancak kuvvetli bir iman ve derin bir marifet ile mümkündür. Yoksa mahiyetimizdeki o şefkat yanlış inançların ve ideolojilerin kontrolünde işletilirse, bir nimet iken kötü bir nikmet ve cezaya dönüşür.
Evet, nasıl iman ve marifet insanı insan yapıyorsa, şefkati de istikametli şefkat yapan yine iman ve marifettir. Şefkatin geniş manasını ve derin izlerini hayatımızda görmek istiyorsak, tahkiki imanı ve marifeti ders veren Risale-i Nurlar ile çokça meşgul olmalıyız.
Şefkat, Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin “acz, fakr, şefkat, tefekkür” yolu olarak tarif ettiği, iman ve Kur’an hizmetinin dört rüknünden biridir. İnsanı “Rahîm ismine isal” eden en büyük bir vesiledir.
Rahim ve Hakim isimlerine mazhar olan Üstad Bediüzzaman Hazretleri şöyle buyurur;
“Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor, içinde evlâdım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeğe, îmanımı kurtarmağa koşuyorum.”(1)
Bediüzzaman, asrın ızdıraplarını kalbinin derinliklerinde hissederek yaşamış, “Âlem-i İslam’a indirilen darbelerin en evvel kalbime indirildiğini hissediyorum.” diyerek, bütün İslam âlemine hatta tüm insanlığa kanat açmıştır.
Bediüzzaman Hazretleri, o karanlık ve meşum dönemde İslam âlemini içine düştüğü yeis ve ümitsizlikten kurtarmak için bütün gücüyle çalışmış, bütün insanların imanını kurtarma yolunda azami gayret göstermiş ve şöyle buyurmuştur;
“...Kur'ânımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa cenneti de istemem; orası da bana zindan olur. Milletimizin imanını selâmette görürsem, cehennemin alevleri içinde yanmağa razıyım. Çünkü vücudum yanarken, gönlüm gül-gülistan olur.”(2)
Bu ifadeler, onun ne derece engin bir şefkat sahibi olduğunun açık bir delilidir.
Rahîm ismine kâmil manada mazhariyet, insanlara iyiliklerin en büyüğü olan iman vadisinde yardımcı olmakla, onları ebedî azaptan kurtarıp sonsuz bir saadete kavuşturmak için, bütün himmet ve gayretiyle çalışmakla gerçekleşir. Allah Resûlü (asm.) bu mananın en ileri temsilcisidir. Onun (asm.) bu engin şefkati karşısında, kendinden geçenler, eriyip tükenenler, “ölmeden evvel ölür” ve “ashab” olarak dirilirlerdi. O, müşrikleri tevhide davet eder, onların cehennem azabından kurtulmaları için bütün himmetiyle, en ağır ve dayanılmaz şartlar altında gayret gösterirdi. Ama şirkin de amansız düşmanıydı.
Nitekim Cenâb-ı Hak da en büyük cürüm, en ileri cinayet olarak şirki göstermiş.
“Allah şirki asla bağışlamaz. Bundan başkasını ise dilediği kimse için bağışlar...” (Nisa, 4/48)
buyurmuş, ama kendisine ortak koşan o bedbahtların kurtuluşu için de kitap inzal etmiş ve sevgili Habibini (asm.) hakkı tebliğ ile vazifelendirmişti. Biz de o Resûl-i Kerim’in (asm.) ümmeti olarak, şefkatle cihazlanıp inanmayanları imana, şirke düşenleri de tevhide davet etmeliyiz.
Bununla birlikte, her şey gibi şefkatin de bir ölçüsü vardır. Bu ölçüyü aşan şefkat, şefkat olmaktan çıkar ve kaderi tenkit yoluyla insanı dalâlete götürebilir. Böyle bir tehlikeye düşmemek için Risale-i Nur'daki şu hakikatlari sürekli dikkate almalıyız:
“Allah’ın rahmetinden fazla rahmet edilmez. Allah’ın gadabından fazla gadab edilmez.”(3)
“Şefkat-i insaniye, merhamet-i Rabbaniyenin bir cilvesi olduğundan, elbette rahmetin derecesinden aşmamak ve Rahmeten-lil-Âlemîn olan Zâtın (asm.) mertebe-i şefkatinden taşmamak gerektir.”(4)
Dipnotlar:
1) bk. Tarihçe-i Hayat, Isparta Hayatı.
2) bk. age.
3) bk. Sözler, Lemeat.
4) bk. Kastamonu Lâhikası, 46. Mektup.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü