"Şefkat-i insaniye, merhamet-i Rabbaniyenin bir cilvesi olduğundan, elbette rahmetin derecesinden aşmamak... Mertebe-i şefkatinden taşmamak gerektir." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Şefkatin ifrat, tefrit ve vasat olmak üzere üç merhalesi bulunuyor:

Şefkatin ifratı yani aşırısı şefkat edilmemesi gereken yerde şefkat etmek şeklinde tarif edilebilir. Mesela zalimin, kâfirin cehennemde şiddetli bir şekilde azap görmesine şefkat edilmez. Firavun, Nemrut, Şeddad gibi azılı zalim ve kâfirlere şefkat beslemek şefkatin ifrat halidir. Allah’ın sonsuz şefkati bu zalimlerin ebedî yanmasına izin veriyorsa, bizim damla gibi şefkatimizin bu zalimlere acıması ifrat ve dalalettir. Böyle bir şefkat haddi aşmak, şefkatini ilahi şefkatin önüne geçirmek olacağı için doğru değildir.

Ayrıca Cenab-ı Hakk'ın hikmetiyle cereyan eden, ölüm, yangın, savaşlar, seller ve boğulmalar gibi hâdiseleri şefkatine sığıştırmayıp, Allah'ı insanlara şikâyet eder tarzdaki konuşmalar ve değerlendirmeler de şefkatin ifrat kısmına girer.

Şefkatin tefrit hali ise acımasızlık, gaddarlık ve zulmetme durumudur. Zalimlerin masumlara zulmetmesinin temelinde şefkatsizlik vardır. Acıma duygusu olmayan zalimler şefkatin tefrit derecesinde yer alıyorlar.

Şefkatin meşru ve vasat hali ise, şeriatın sınırları içinde şefkatli olmayı ifade eder. Acınması gereken yerde acımak, acınmaması gereken yerde de acımamak şefkatin vasat makamı oluyor. Masumlara, zayıflara, musibetzedelere, hastalara vesaire şefkat edip yardımlarına koşmak meşru ve güzel iken, zalimlere acımak ise şefkatte sınırı aşmak oluyor.

Şeriatın belli suçlara kesmiş olduğu cezayı hafifletip uygulamamak da şefkatin yanlış kullanılmasıdır.

“Allah’ın rahmetinden fazla rahmet edilmez.”

“Bütün validelerin şefkatleri rahmet-i İlâhiyenin bir lem’asıdır.”

Bu iki reçeteyi kullanan insan, şefkatin ateşinden kurtulur. Sevdiği kimselerin başlarına gelen hastalık ve musibetler karşısında, kendisine düşen vazifeyi iyice tespit edip ve gereğini de tam olarak yerine getirdikten sonra, sabırla bekler ve neticeyi rıza ile karşılar.

İnsanın üstün vasıflarından biri de şefkat etmektir; dertlilere acımak ve onların yaralarını sarmak için çabalamaktır. Şefkat, bütün peygamberlerin ortak yoludur ve bu üstün vasıf en ileri derecesiyle Peygamber Efendimizin (asm.) kalbinde hükmetmiştir. Dünyaya geldiğinde “Ümmetî! Ümmetî!” demesi gibi, mahşerde yine “Ümmetî!” (ümmetim) diyerek ümmetinin imdadına koşacak olması bunun en açık iki misalidir.

Üstad hazretlerinin Tarihçe-i Hayatta geçen şu ifadeleri de onun şefkatini ortaya koymaktadır:;

“Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor. İçinde evlâdım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, imanımı kurtarmağa koşuyorum.”

Üstadın bir ömür boyu iman hizmetine koşması onun Allah Resulüne (asm.) bu sahada da en güzel bir varis olduğunun bir delilidir. Güz mevsiminde sararan yapraklardan, ölümle karşı karşıya bulunan küçük hayvanlara kadar uzanan o büyük şefkat, elbette insanların âhirette ebediyen azap çekmeleri tehlikesine karşı lakayd kalamazdı. Nitekim kalmamış ve bütün ömrü boyunca insanların imanlarını kurtarmak için yılmadan, usanmadan, hapislere, zindanlara, sürgünlere beş para ehemmiyet vermeden çalışmıştır.

Bir hadis-i kudsî de; “Rahmetim gazabımı geçti” buyruluyor. Bu hadis-i kudsiye bazı âlimlerimiz şöyle mana veriyorlar: ‘Herhangi bir musibetin rahmet ciheti, onun verdiği ızdırablardan, sıkıntılardan, elemlerden daha fazladır.

Musibetin rahmet ciheti, insanın günahlarına keffaret olması, derecesini artırması, kalbini ahirete yöneltmesi gibi ulvî neticelerdir. Bu ulvî ve ebedî meyveleri yanında çekilen muvakkat sıkıntılar yahut görülen maddî ızdırablar daha az ve daha hafif kalır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...