"Şefkat dahi aşk gibi, belki daha keskin ve daha geniş bir tariktir ki, Rahîm ismine îsal eder." cümlesini izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Şefkat, Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin “acz, fakr, şefkat, tefekkür” yolu olarak tarif ettiği, iman ve Kur’an hizmetinin dört rüknünden biridir. İnsanı “Rahîm ismine îsal” eden en büyük bir vesiledir.

Rahim ve Hakim isimlerine mazhar olan Üstad Bediüzzaman Hazretleri şöyle buyurur; “Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor, içinde evlâdım yanıyor, îmanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeğe, îmanımı kurtarmağa koşuyorum.” (Tarihçe-i Hayat)

Bediüzzaman, asrın ızdıraplarını kalbinin derinliklerinde hissederek yaşamış, “Âlem-i İslam’a indirilen darbelerin en evvel kalbime indirildiğini hissediyorum” diyerek, bütün İslam âlemine hatta tüm insanlığa kanat açmıştır.

Bediüzzaman Hazretleri o karanlık ve meş’um dönemde İslam âlemini içine düştüğü yeis ve ümitsizlikten kurtarmak için bütün gücüyle çalışmış, bütün insanların imanını kurtarma yolunda azami gayret göstermiş ve şöyle buyurmuştur;

“Kur'ânımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa Cenneti de istemem; orası da bana zindan olur. Milletimizin imanını selâmette görürsem, Cehennemin alevleri içinde yanmağa razıyım. Çünkü vücudum yanarken, gönlüm gül-gülistan olur.

Bu ifadeler, onun ne derece engin bir şefkat sahibi olduğunun açık bir delilidir.

Rahîm ismine kâmil mânâda mazhariyet, insanlara iyiliklerin en büyüğü olan iman vadisinde yardımcı olmakla, onları ebedî azaptan kurtarıp sonsuz bir saadete kavuşturmak için, bütün himmet ve gayretiyle çalışmakla gerçekleşir. Allah Resûlü (asm.) bu mânânın en ileri temsilcisidir. Onun (asm.) bu engin şefkati karşısında, kendinden geçenler, eriyip tükenenler, “ölmeden evvel ölür” ve “ashab” olarak dirilirlerdi. O, müşrikleri tevhide davet eder, onların cehennem azabından kurtulmaları için bütün himmetiyle, en ağır ve dayanılmaz şartlar altında gayret gösterirdi. Ama şirkin de amansız düşmanıydı.

Nitekim Cenâb-ı Hak da en büyük cürüm, en ileri cinayet olarak şirki göstermiş.

“Allah şirki asla bağışlamaz. Bundan başkasını ise dilediği kimse için bağışlar.” (Nisa Suresi, 4/48)

buyurmuş, ama kendisine ortak koşan o bedbahtların kurtuluşu için de kitap inzal etmiş ve sevgili Habibini (asm.) hakkı tebliğ ile vazifelendirmişti. Biz de O Resûl-İ Kerim’in (asm.) ümmeti olarak, şefkatle cihazlanıp inanmayanları imana, şirke düşenleri de tevhide davet etmeliyiz.

Bununla birlikte, her şey gibi şefkatin de bir ölçüsü vardır. Bu ölçüyü aşan şefkat, şefkat olmaktan çıkar ve kaderi tenkit yoluyla insanı dalâlete götürebilir. Böyle bir tehlikeye düşmemek için Risale-i Nur'daki şu hakikatlari sürekli dikkate almalıyız:

“Allah’ın rahmetinden fazla rahmet edilmez. Allah’ın gadabından fazla gadab edilmez.”(1)

“Şefkat-i insaniye, merhamet-i Rabbaniyenin bir cilvesi olduğundan, elbette rahmetin derecesinden aşmamak ve Rahmeten-lil-Âlemîn olan Zâtın (asm.) mertebe-i şefkatinden taşmamak gerektir.”(2)

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Lemeat.
(2) bk. Kastamonu Lâhikası, (46. Mektup).

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...