Hulusi Ağabey, kaybettiği mektubu için, Gavs-ı Geylani'den istedim, diyor. Bu hususu izah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
Bu hususta göze çarpan iki mesele var. Birisi, eski dönemlerde yaşamış çok büyük evliyaların manevî tasarruflarının devam edip iman hizmeti ile alakadar olduklarıdır.
Büyük evliyalar manevî âlemde diridirler. Onlar sadece günah ve beden noktasından ölürler. Bazı evliyaların, aynen hayatlarında olduğu gibi, vefatlarından sonra da manevî tasarruflarına devam ediyor. "Ruhu nuraniyet kazanmış evliyaların maddî tasarrufları öldükten sonra da devam eder" kaidesi, Ehl-i sünnetçe de kabul görmüş bir düsturdur. Bu zatlar aynı hayatta gibi talebelerinin üzerinde tasarruf ve terbiyeleri devam ediyor.
Bu hususta meşhur olmuş üç evliya zat vardır: Hayat-i Harrani, Ma’ruf-u Kerhî ve AbdulKadir Geylani Hazretleridir. Bu üç zatın manevî tasarruflarının devam ettiğine ehl-i kalb ittifak etmişlerdir.
Bu hususa işaret eden latif bir hâdise şöyle cereyan etmiştir:
Farklı meşrebten olan Hazret-i Mevlana Halid Bağdadî Hazretleri, Nakşi mesleğini, Kadırîliğin hâkim olduğu Bağdad’a getirdiği vakit, ilk dönemler muvaffak olamamıştır. Bunun sırrı ise manevî âlemde tasarrufu devam eden Geylanî Hazretlerinin müsaade etmemesidir. Bunu fark edince, Şah-ı Nakşibend ve İmam-ı Rabbani'den iltimas ister. Bu iki zat manevî âlemde Abdülkadir Geylanî Hazretlerinden müsaade alınca, ondan sonra Bağdat’taki insanlar sel gibi Hazret-i Mevlana’ya teveccüh eder.
Bütün bunlar gösteriyor ki büyük âlim ve evliyalar manevî tasarrufları ile maddî ve manevî işleri görebiliyorlar.
İşte Hulusi Ağabeyin zahirde ehemmiyetsiz gibi görünen bu hâdisesi, böyle küllî bir hakikati ifade ediyor.
İkincisi, Risale-i Nur dairesinde bulunmanın ehemmiyetine bir ihtar ve iş’ardır. İslam tarihinin en büyük ve en parlak bir evliyası olan Geylanî Hazretlerinin Hulusi Ağabey ile alakadar olması, iman hizmetinin ne kadar ehemmiyetli olduğuna bir işaret ediyor. Yoksa bu hâdiseye basit bir keramet ya da eşya bulma nazarı ile bakılmamalıdır.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Hz. Gavs'tan istemek nasıl oluyor? Bunun usulü nedir? Biz de isteyebilir miyiz? İsteyebilirsek Hangi şeyleri isteyebiliriz?
Tasavvuf kültüründe, özellikle Nakşibendî tarikatının Hâlidî kolunda sıkça anılan "Gavs" (yardım eden, imdada koşan anlamında büyük mürşitler, kutuplar için kullanılan bir unvan) kelimesi etrafındaki telakkiler, tamamen manevi birer yöneliş ve tevessül esasına dayanır.
Bu konuda merak ettiğiniz soruların cevaplarını ve tasavvufi usulleri şu şekilde özetleyebiliriz:
1. Hz. Gavs'tan İstemek Nasıl Olur ve Usulü Nedir?
Tasavvuf inancında hakiki verici ve imdada yetişen yalnız Yüce Allah'tır. Ancak Allah Teâlâ, dünyada bazı kullarını vesile ve aracı kılmayı takdir etmiştir. Bu bağlamda bir mürşid-i kâmilden veya "Gavs" olarak anılan zattan bir şey istemek, doğrudan o kişinin kendi zatından bir medet beklemek değil; Allah'ın izni ve keremiyle onların manevi tasarrufundan, dualarından ve himmetlerinden istifade etmek anlamına gelir.
Bunun usulü şu şekilde bilinir:
İhlas ve Samimiyet: Kalpten bir yöneliş gerekir.
Vesile Bilmek: Asıl isteyicinin Allah olduğu, bu büyük zatların ise sadece birer dua kapısı ve vasıta olduğu bilincidir.
Manevi Rabıta veya Dua: Genellikle bu zatların ruhaniyetine yönelerek Allah'a dua edilir, onların vesilesiyle sıkıntıların giderilmesi istenir.
2. Biz de İsteyebilirebilir miyiz?
Evet, bu kapı herkese açıktır. Tasavvufi gelenekte bu zatların himmeti ve duası sadece o yolda yürüyen dervişlere değil, onlardan yardım dileyen, kapısına gelen her samimi insana açık kabul edilir. Her Müslüman sıkıntılı anında manevi büyüklerin ruhaniyetinden dua talep edebilir, himmet isteyebilir.
3. Hangi Şeyleri İsteyebiliriz?
Bu tür manevi makam sahiplerinden istenecek şeyler genellikle maddî ve dünyevî hırslardan ziyade manevi konulardır:
Manevi Yardım ve Himmet: Kalp huzuru, iman selameti, ibadetlerdeki eksikliklerin giderilmesi.
Nefis Terbiyesi: Kötü huylardan kurtulma, ahlakı güzelleştirme ve istikamet üzere yaşama hususunda dua.
Musibet ve Sıkıntılardan Kurtuluş: Maddi veya manevi darlıklarda, hastalıklarda Allah'ın izniyle şifa ve ferahlık için dua edilmesi.
Ancak unutulmamalıdır ki, dünyevi ve maddi talepler (mal, mülk, makam vb.) doğrudan Allah'tan istenmelidir. Manevi büyüklerden ise daha çok dua, himmet, istikamet ve manevi destek talep edilir.
Çok güzel açıklamışsınız. Ancak bir şey daha aklıma takılıyor. Bazı arkadaşlarla sohbet ettiğimizde, Hz.Hamza veya Hz. Gavs gibi mübarek zatlardan "Benim şu şeyimi buldur" yada "benim bu müşkülümü hallet" diye bizzat o Zatlara sesleniliyormuş gibi rivayetler anlatılıyorki bunu üstadımızında ruhlarına fatiha okuyarak bir müşkülünü halletmesini istediğini bir yerde okumuştum. Peki burada doğrudan o zatlara seslenerek onlardan imdat beklemekle sizin söylediğiniz ruhaniyatlarını vesile ederek Allah' a dua etmek arasındaki farkı açıklar mısınız?
Doğrudan o mübarek zatlara seslenerek imdat istemek ile onların ruhaniyetini vesile kılarak Allah'a yönelmek arasındaki temel fark, duanın yönü ve mercii konusundadır:
Doğrudan Zatından İmdat Beklemek (Batıl/Şirk Riski Taşıyan Yaklaşım): Zâtı, kabirdeki kişiyi veya ruhunu asli fail (asıl işi yapan güç) kabul ederek, her şeyi işittiğine, gücünün yeteceğine ve doğrudan derman olacağına inanarak ona seslenmektir. Bu durum, Allah'a mahsus olan "yardım etme ve icraat" sıfatlarının başkasına verilmesi anlamına geleceği için inanç esaslarıyla bağdaşmaz.
Ruhaniyetini Vesile Kılmak (Ehl-i Sünnet Anlayışı): Allah katındaki makamını, hürmetini ve manevi yakınlığını vesile kılarak yine Allah'tan istemektir. Üstad'ın veya diğer salih zatların ruhuna Fatiha okuyup sevabını bağışlayarak "Yarabbi, bu zatın hürmetine benim bu müşkülerimi hallet" demek, bir aracı veya manevi bir köprü kurmaktır; fiili olarak dua yine Yaratıcı'ya yapılır.
Özetle; birinci yaklaşımda kul ile Allah arasına başka bir ilahlaştırılmış merci konulur, ikinci yaklaşımda ise Allah'ın sevdiği kulları şefaatçi/vesile yapılarak bizzat Allah'tan talep edilir.