"İllâ ki -el-iyâzü billâh!- irtidat ile vicdanı tefessüh edip, yılan gibi zehirlemekten lezzet alsın!" Günah olduğunu bile bile, defalarca o günahı işleyen bu kapsama girer mi?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bu konuda Allah kelamından iki âyet-i kerime:

"De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! ALLAH'ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü ALLAH bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok mağfiret edici, çok merhamet edicidir." (Zümer, 39/53)

"Ey mü'minler! Hep birden, bütün günahlarınızdan ALLAH'a tövbe ediniz ki, felaha, kurtuluşa eresiniz." (Nûr, 24/31)

Yukarıda mealini naklettiğimiz her iki âyet de insanı yeisten yani ümitsizlik hastalığından men ediyor. İnsanın her hususta aşırılıktan kaçınıp sırat-ı müstakim olan vasat dairesinde hareket etmesi gerekir. Rahmete aşırı güvenip amel ve takvayı terk etmek nasıl sapkınlık ise, aynı şekilde Allah’ın rahmetinden ümit kesmek de aynı derecede sapkınlıktır. Bu sebeple bir mü’min hangi cürmü ve günahı işlemiş olursa olsun, Allah’ın rahmetinden asla ümidini kesmemelidir.

"... Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden ümit kesmez." (Yusuf Suresi, 12/87)

Peygamber Efendimiz (asm) bu hususta şöyle buyurmuştur:

"Son nefesini vermedikçe ALLAH, kulun tövbesini kabul eder."(1)

"İnsanoğlunun her biri hatakârdır. Ancak hatakârların en hayırlısı tövbekâr olanlarıdır."(2)

Kişi, günahlarından dolayı hem Allah'ın azabından korkmalı hem de O’nun sonsuz rahmetinden ümitvar olmalıdır.

"Ben kulumun zannı üzereyim. Beni nasıl tanırsa öyle muamele ederim" hadis-i kudsîsi de bize şu dersi vermektedir: Biz Rabbimizin rahmetini ümit edersek öyle muamele görürüz. "Ben çok günahkârım, bana mutlaka azap eder" demek, Allah'ın iradesine karışmaktır. "Ben çok günahkârım, ama Rabbim af ve mağfiret sahibidir" diye düşünmek, günahlara tövbe edip, af dilemek gerekir. Bir kimsenin, "Ben kesinlikle cehennemliğim" demesi de "Ben kesinlikle cennetliğim" diye düşünmesi de yanlıştır. Doğru olan şudur: "Ben çok günah işledim, çok pişmanım. İnşallah Rabbim beni affeder.”

Yüce Dinimiz müminlerin korku ve ümit arasında olmalarını teşvik eder. Kişi ne ibadetlerine güvenerek cenneti garanti görür ne de günahlarının çokluğundan dolayı ümitsizliğe düşer. Kişinin ameline güvenmesi, "ucb" denilen manevî bir hastalıktır ki, ümitsizlik kadar kötüdür.

Evet, şefkati sonsuz olan Allah, kendisine ortak koşulmasından başka bütün günahları affedebileceğini belirtmiştir. Bir mümin, işlediği günahları hafife almazsa, onu helâl görmezse, "fasık" ismini almakla birlikte, imandan çıkmaz. Tövbe etmeden ölse de imanlı ölmek şartıyla Allah dilerse onu affedebilir. Cenâb-ı Hak, şirk üzere ölenlerden başka, küçük ve büyük günahları kulun tövbe etmesiyle affedeceğini şöyle ifade buyurmaktadır:

“Şüphesiz Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında dilediğini bağışlar.“ (Nisa Suresi 4/116)

“Şirkten başkasını bağışlamaz” ifadesi, kişi şirk üzere ölürse bağışlamaz demektir. Sahabelerin ekserisi Müslüman olmadan evvel şirk bataklığına saplanmışlardı. İslâm dini ile şereflenince en yüce makamlara çıktılar.

Bir insan bir günahı defalarca işlemiş de olsa, kalbinde ve vicdanında zerre kadar pişmanlık ve nedamet varsa, "irtidat ile vicdanı tefessüh" etmiş olmaz. Ama kişi günahından dolayı sıkılmıyor, pişman olmuyor, övünüyor ve insanlara günahını anlatmaktan zevk alıyor ise, o zaman "irtidat ile vicdanı tefessüh" etmiş demektir.

Dipnotlar:

(1) bk. Tirmizî, Da'avât 103, (3531); İbnu Mâce, Zühd 30, (4253).
(2) bk. Tirmizî, Kıyâmet 50, (2501); İbnu Mâce, Zühd 30, (4251).

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Lazgin

Yoksa, büyük günahları serbest işleyip istiğfar etmemek ve aldırmamak, o imandan hissesi olmadığına delildir. 

Emirdağ-1 (Sözler N.) - 188

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...