"Ey bedbaht, fâsık adam! Fâsıkların kesretine bakıp aldanma... Fâsık adam, fıskı isteyerek ve bizzat talep edip girmemiş... Hiçbir fâsık yoktur ki, salih olmasını temenni etmesin ve âmirini ve reisini mütedeyyin görmek istemesin." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İman ettiği halde, Cenab-ı Hakk’ın emirlerini yerine getirmeyen günahkâr Müslümanlara fasık denir. Fasık, ekseri olarak gittiği yoldan memnun değildir. Lakin o bataklığın içine düşüp nefis ve iradesine tam hâkim olamadığı için, bir türlü o günahlı yolu terk edemez. Kalbi ve vicdanı feveran ettiği halde, nefis ve şeytan onu o yolda devam ettirir. Bu sebeple fasık bir Müslüman kalben ve vicdanen hakkın yanındadır, lakin nefis ve şeytan onu fiilen günahların içinde boğuyor.

“...Hem insanda hissiyat galip olsa, aklın muhakemesini dinlemez. Heves ve vehmi hükmedip, en az ve ehemmiyetsiz bir lezzet-i hazırayı (el altında bulunan hazır bir lezzeti), ileride gayet büyük bir mükafata tercih eder. Ve az bir hazır sıkıntıdan, ileride büyük bir azab-ı müecceleden ziyade çekinir. Çünkü tevehhüm ve heves ve his, ileriyi görmüyor. Belki, inkar ediyorlar. Nefs dahi yardım etse, mahall-i iman olan kalb ve akıl susarlar, mağlup oluyorlar."

"Şu halde; gerek kebairi işlemek gerekse de fıska girmek, imansızlıktan gelmiyor, belki his ve hevesin ve vehmin galebesiyle, akıl ve kalbin mağlubiyetinden ileri gelir.” (1)

Evet, Bediüzzaman Hazretlerinin ifade ettiği gibi, insanın yaradılışında cennetin akıl almaz lezzetlerini çok ötelerde görmesi ve bu yüzden onları ikinci plana atıp, hemen eli altındaki lezzetlere meyletmesi gibi bir özellik vardır.

Yine Üstadın dediği gibi, insan bir ay sonra gireceği bir hücre hapsinden çok, az sonra yiyeceği bir tokattan korkar. Yani bu hissiyata göre cehennem azabı, onun için çok uzaktır ve Allah da zaten affedicidir.

İşte insan, bu mülahazalarla imanlı olmasına rağmen, günahlara meyledebilir ve nefsinin de aldatmasıyla o bataklığın içine düşebilir. Evet, büyük günahları işlemek, imansızlıktan gelmez; fakat o günahlar, tövbe ile hemen imha edilmezse, insanı sonunda imansızlığa götürebilir.

Günahkârların çokluğuna bakıp, "Bunlar halinden memnun ve doğru yol budur" demek müthiş bir aldanmadır. Günahkârların büyük bir kısmı günah çukuruna düşmüş çıkamıyor ve o hallerinden de memnun değiller.

Her günahkâr Müslüman takva ehli olan ve salih amel işleyen Müslümanları sever ve onlar gibi olmayı arzu eder. Başlarındaki amir ve idarecilerin de salih ve müttaki olmasını isterler. Kimse ayyaş, rüşvetçi, devletin menfaatlerini gözetmeyen bir idareci istemez. Kendileri belki günah içindedirler, ama idarecilerinin kendileri gibi günahkâr olmalarını istemezler.

Bu millet-i İslâmın cemaatleri, çendan bir cemaat namazsız kalsa, fâsık da olsa, yine başlarındakini mütedeyyin görmek ister. Hattâ, umum şarkta, umum memurlara dair en evvel sordukları sual bu imiş: "Acaba namaz kılıyor mu?" derler. Namaz kılarsa mutlak emniyet ederler; kılmazsa, ne kadar muktedir olsa nazarlarında müttehemdir. Bir zaman, Beytüşşebab aşâirinde isyan vardı. Ben gittim, sordum: "Sebep nedir?" Dediler ki:

"Kaymakamımız namaz kılmıyordu, rakı içiyordu. Öyle dinsizlere nasıl itaat edeceğiz?"

Bu sözü söyleyenler de namazsız, hem de eşkıyâ idiler.” (Mesnevi-i Nuriye)

Dipnotlar:

(1) bk. Lem'alar, On Üçüncü Lem'a.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...