"İman emniyet-i tamme verir." ve "Evet, her hakiki hasenat gibi cesaretin dahi membaı imandır, ubudiyettir. Her seyyiat gibi cebanetin dahi membaı dalalettir." cümlelerini açar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bütün kemal sıfatların varlığı ve bekası iman ve itaate bağlıdır.

Zira insan, eğer öldükten sonra dirileceğine ve dünyada yaptığı amellere göre hesaba çekilerek cennete veya cehenneme gideceğine inanmazsa, niçin cömert olsun, niçin başkalarına acısın, niçin paylaşsın, niçin sevsin, niçin başkalarına zulmetmesin, niçin öldürmesin, yağmalamasın, çalmasın, çırpmasın ve hakeza?..

İnsanı bu kötü hasletlerden men eden tek şey, iman ve ahiretteki hesaptır.

İman bir santral, kemal sıfatlar ise birer lamba gibidir. Bu lambaları yakmanın tek yolu, iman santralinin kolunu kaldırmaktır.

Üstad'ın, “İmana gel ki kederden emin olasın.” cümlesinde ifade edilen “kederden emin olma” hali, her mümin için, farklı derecelerde de olsa, geçerlidir. Her mümin dünyanın fani olduğuna, ahiret için bir tarla, bir imtihan salonu olduğuna inanmıştır. Bu iman ile dünyanın geçici halleri, onun ruhunda fazla yara açmaz. O, dünyaya fazlasıyla gönül bağlamamıştır ki ondan ayrılmaktan aşırı derecede rahatsız olsun.

Yine mümin, dünyanın musibetlerini, hastalıklarını da sabır için bir imtihan sorusu ve günahlara kefaret olarak görür. Bu bakış açısıyla hastalık ve musibetlere karşı belli bir ölçüde dayanma gücü kazanır. Elbette ki, o da üzülür, o da acı çeker, ama kalbindeki iman ona bu acıların neticesiz olmadığını telkin etmekle ruhuna bir emniyet hali yerleştirir.

Şu var ki, “emniyet-i tamme” tabiri kâmil imana işarettir.

Bilindiği gibi bir şey mutlak zikredilince kemal derecesi anlaşılır. İmanın tam bir emniyet vermesi de kâmil iman sahipleri için söz konusudur. Bununla birlikte her iman sahibinin, bu manadan bir hissesi vardır.

Cesaret meselesine gelince, cesareti sadece düşmanlarımıza boyun eğmemek, onlardan korkmamak şeklinde anlamak eksik olur. Bu manadaki cesaret, inanmayan kişilerde de bulunabilir. Kahramanlık duygusu, gösteriş merakı, alkış sevdası, mal ve mülküne sahip çıkma gibi hislerle, Müslüman olsun olmasın, her kişi düşmanlarına karşı cesaret gösterebilir ve bu değerleri savunabilir. Ancak, insanların en büyük meselesi ölümdür. Sonra hastalıklar ve musibetler gelir. Bunlara karşı dayanmanın tek yolu imandır. Kabir ötesine iman etmeyen, hastalıkların -sabretme şartıyla- insana manevî dereceler kazandırdığını bilmeyen kişinin, bunlara karşı cesaretle karşı koyması çok zordur.

İman bir intisaptır. “Her şeyi dizgini elinde, her şeyin hazinesi yanında…” olan Allah’a intisap en büyük bir kuvvettir. Tahkiki iman sahibini hadiselerin “dağlarvari dalgaları” boğamaz. O, teslim ve tevekkül ile daima hadiselerin üstünde gezer. Dünyanın kendisi gibi hadiseleri de onun ayağının altındadır.

“Kadere iman eden kederden emin olur.”(1)

İnsan, bütün organlarının ve hissiyatının kendisi için büyük bir rahmet olduğunu düşünür ve bunları böylece takdir eden Rabbinin, bir takım hadiselerle onu imtihan etmesinin de mutlaka rahmet olduğuna inanır. Bu inançla hadiselerden sarsılmaz, dünya onun kalbinde yer tutamaz, aklını meşgul edemez.

Emaneti muhafaza etmesi noktasında kendisine bir görev düşüyorsa, onu hassasiyetle ve dikkatle icra eder, neticeye karışmaz, tevekkül ederek saadet-i dareyne mazhar olur.

(1) bk. Sözler, Yirmi Altıncı Söz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...