Gökteki kuyruklu yıldızın dünyamıza çarpmasından dolayı korkmak normal değil midir? Canlı-cansız şeylerden zarar gelebilir endişesi olabiliyor bazen. Havfullah dışında korkumuz olmamalı mı?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"...Evet, tam münevverü’l-kalb bir âbidi, küre-i arz bomba olup patlasa, ihtimaldir ki, onu korkutmaz. Belki, harika bir kudret-i Samedâniyeyi lezzetli bir hayretle seyredecek. Fakat, meşhur bir münevverü’l-akıl denilen kalbsiz bir fâsık feylesof ise, gökte bir kuyrukluyıldızı görse, yerde titrer, “Acaba bu serseri yıldız arzımıza çarpmasın mı?” der, evhâma düşer." (1)

Korku iki türlü olur: Birisi tahkiki imandan gelen Allah korkusudur ki, bu noktada ne kadar inkişaf edebilirsek, o kadar kâmil ve güzel olur. Allah dostları haşyetullah ve havfullahtan büyük lezzet alırlar.

“ Evet, Hâlık-ı Zülcelal’inden havf etmek, onun rahmetinin şefkatine yol bulup iltica etmek demektir. Havf, bir kamçıdır; onun rahmetinin kucağına atar. Malûmdur ki bir valide, mesela, bir yavruyu korkutup sinesine celbediyor. O korku, o yavruya gayet lezzetlidir. Çünkü şefkat sinesine celbediyor. Halbuki bütün validelerin şefkatleri, rahmet-i İlahiyenin bir lem’asıdır.”

Kalbin Allah’a karşı iki müspet hali vardır; birisi muhabbet ve aşk, diğeri haşyet ve saygı. Muhabbet ve aşk cemalî isim silsilesinin bir uzantısı iken, haşyet ve saygı ise celalî isim silsilesinin bir uzantısıdır. Yani havf ve haşyet, Allah’ın celalî isim silsilesinin kalpteki bir tezahürü, bir tecellisidir. Bu noktada ne kadar inkişaf edersek, Celal isim silsilesi de o nispette kalbimizde parlar. Allah’a tahkiki bir şekilde iman ile tevekkül eden adam hiçbir şeyden korkmaz, hiçbir hadise karşısında titremez. Cesaretin kaynağı hakiki ve sağlam imandır.

İkinci korku; imansızlık ve cehaletten gelen korkudur ki, Üçüncü Sözde bu korku nazara veriliyor. Evet korkaklığın kaynağı imansızlık ve tevekkülsüzlüktür. Kalbinde iman olmayan birisi, bu yüzden her hadise karşısında titrer, her musibetten azap duyar.

24. Sözün 5. Dalında denildiği gibi; “Hâlbuki halktan havf ise elîm bir beliyyedir. Halka muhabbet dahi belalı bir musibettir. Çünkü sen öylelerden korkarsın ki sana merhamet etmez veya senin istirhamını kabul etmez. Şu halde havf, elîm bir beladır.”

Halbuki iman ve tevekkülü olan bir mümin; "Şayet bu yıldız dünyaya çarpma emrini Allah’tan almış ise, tevekkülden başka yapacak bir şey yoktur." der, hayret içinde çarpmasını bekler. Veya "Eğer emir almamış ise, bu yıldız haddini aşıp vazifesi olmadığı halde dünyamıza çarpamaz." der, korkudan ve endişeden kurtulur.

Tevekkül imanın bir meyvesi ve neticesi olduğu için, iman ne kadar sağlam ve kuvvetli olursa, tevekkül de o nispette kuvvetli ve sağlam olur. İmanı tahkiki olan birisinin tevekkülü de tahkiki olacağı için, olaylardan azap duymaz, ibret alır. "Kadere iman eden kederden emin olur."

Zaten bu Üçüncü Söz'de anlatılmak istenen ana tema; iman ve tevekkülün insana verdiği emniyet ve cesaret, küfrün ise insana verdiği endişe ve korkaklıktır...

(1) bk. Sözler, Üçüncü Söz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...