"İmansız İslâmiyet sebeb-i necat olmadığı gibi, İslâmiyetsiz iman da medar-ı necat olamaz..." Dokuzuncu Mektub'un "RABİAN" ile başlayan kısmını izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"RABİAN: Ulema-i İslâm ortasında 'İslâm' ve 'iman'ın farkları çok medar-ı bahsolmuş. Bir kısmı 'İkisi birdir.' diğer kısmı 'İkisi bir değil, fakat biri birisiz olmaz.' demişler ve bunun gibi çok muhtelif fikirler beyan etmişler. Ben şöyle bir fark anladım ki:"

"İslâmiyet iltizamdır; iman iz’andır. Tabir-i diğerle, İslâmiyet, hakka tarafgirlik ve teslim ve inkıyaddır; iman ise, hakkı kabul ve tasdiktir."

"Eskide bazı dinsizleri gördüm ki, ahkâm-ı Kur’âniyeye şiddetli tarafgirlik gösteriyorlardı. Demek o dinsiz, bir cihette Hakkın iltizamıyla İslâmiyete mazhardı; 'dinsiz bir Müslüman' denilirdi. Sonra bazı mü’minleri gördüm ki, ahkâm-ı Kur’âniyeye tarafgirlik göstermiyorlar, iltizam etmiyorlar; 'gayr-ı müslim bir mü’min' tabirine mazhar oluyorlar."

"Acaba İslâmiyetsiz iman, medar-ı necat olabilir mi?"

"Elcevap: İmansız İslâmiyet sebeb-i necat olmadığı gibi, İslâmiyetsiz iman da medar-ı necat olamaz."
(1)

İman tabiri daha çok itikada bakan cihetlere ve meselelere işaret ediyor. İslam ise şeriat ve onun kanunlarına bakıyor. İmanın altı şartı imanı, İslam’ın beş şartı ise İslam’ın kanun ve şeriat kısmını temsil eder. Mü’min imana bakar, müslim ise İslam’a, yani şeriata bakar.

İnsanların bazıları imanın altı şartını kabul edip iman ederken, içtimaî hayata bakan İslam’ın kanunlarına taraf olmuyor- hâşâ- beğenmiyor, hatta inkâr ediyor. Mesela, Allah’a ve ahirete iman ettiği halde, şeriatın yasak ettiği faizi irtikâp ediyor ve zekâtını vermiyor. İşte Üstad Hazretleri bu tip adamlara "gayr-i müslim olan bir mü’min" ismini veriyor. Yani iman ettiği halde, İslam’ın şeriat ve kaideleriniinkâr ediyor, demektir.

İnsanların bazıları da İslam’ın şeriatına, yani kanun ve kaidelerine iman edip taraf olurken, iman kısmına inanmıyorlar. Mesela İslam’ın zekât, faiz, ceza hukuku gibi muamelat kısımlarına taraf olurken, imanın altı rüknünü inkâr ediyorlar. Üstad Hazretleri bu tip adamlara da "gayr-i mü’min olan bir müslim" adını veriyor. Yani dinin kanun ve kaidelerini kabul edip taraf olurken, iman kısmını tamamen inkâr ediyorlar, demektir. Tarihte bu tip inançta olan adamlar ve gruplar hep olmuştur.

Üstad Hazretleri bu mevzu ile alâkalı olarak Barla Lâhikasında şu izahatı yapmaktadır:

“Müslim-i gayr-ı mü’min” ve “mü’min-i gayr-ı müslim”in mânâsı şudur ki: Bidayet-i Hürriyette İttihatçılar içine girmiş dinsizleri görüyordum ki, İslâmiyet ve şeriat-ı Ahmediye, hayat-ı içtimaiye-i beşeriye ve bilhassa siyaset-i Osmaniye için, gayet nâfi ve kıymettar desâtir-i âliyeyi câmi olduğunu kabul edip, bütün kuvvetleriyle şeriat-i Ahmediyeye taraftar idiler. O noktada Müslüman, yani iltizam-ı hak ve hak taraftarı oldukları halde, mü’min değildiler. Demek, “müslim-i gayr-ı mü’min” ıtlakına istihkak kesbediyordular. Şimdi ise frenk usûlünün ve medeniyet namı altında bid’atkârâne ve şeriat-şikenâne cereyanlara taraftar olduğu halde, Allah’a, âhirete, Peygambere imanı da taşıyor ve kendini de mü’min biliyor. Madem hakve hakikat olan şeriat-ı Ahmediyenin kavânînini iltizametmiyor ve hakikî tarafgirlik etmiyor, gayr-ı müslim bir mü’min oluyor. İmansız İslâmiyet sebeb-i necat olmadığı gibi, bilerek İslâmiyetsiz iman dahi dayanamıyor, belki necat veremiyor, denilebilir.”

Üstad Hazretleri bu durumda olan adamların İslam’a göre durum ve hükümlerini Ehl-i sünnete uygun bir şekilde belirtiyor. Bu iki tarz iman ve kabulde sahih bir iman olmadığı için iki tarzda olanlar da ehl-i necat değildir. Zira iman ve İslam tecezzi kabul etmez, bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr etmek Allah ve İslam katında makbul ve geçerli bir iman değildir. Neticesi ise ebedî ateştir.

Sahih ve muteber iman; hem imanın şartlarını hem de İslam’ın kaide ve kanunlarını kalben tasdik etmek ve dil ile ikrar etmekle mümkündür. İşte bu şekilde iman edenlerin imanı Allah katında sahih ve geçerlidir. Günümüzde birçok insanın İslam kanunlarına ve şeriatın hukuk sistemine çöl kanunu veya geçmişte kalmış kanunlar demeleri, imansızlık ve dalalettir. Böyle söyleyenler bu itikad üzere ölürlerse ebedî ateşten kurtulamazlar. Biz mü’min ve müslim olarak İslam’ın imanî ve şer’î kanunlarını bir bütün olarak kabul ve iman ederiz. Allah’ın hidayeti ve selameti ancak mü’min ve müslimlerin üzerinedir.

(1) bk. Mektubat, Dokuzuncu Mektup.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...