Risale-i Nur'da "Yılbaşı" ve "Noel" hakkında Bediüzzaman Hazretlerinin görüşleri var mı, nelerdir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Noel veya yılbaşı, Hristiyanlar tarafından Hz. İsa aleyhisselamın doğum günü olarak kutladıkları bir bayramdır ki, bu bayramlarda işledikleri haramlar ve günahlar bellidir. Bundan dolayı İslamiyet'te bu bayramlarla ilgili görüş nettir. Gayrimüslimlere benzemek dinimizde yasaklanmıştır. Hadiste şöyle buyurulmuştur:

"Kim herhangi bir gruba benzeşirse o da onlardandır."(Ebu Davûd, Libas 4)

Özellikle bu hadis-i şerif çok önemli psikososyal gerçeklere işaret eder. Şeklî benzeşmenin sonuçta itikadî benzeşmeye götüreceğini anlatır.

İbn Haldun da konuyla ilgili olarak önemli tarihi gerçeklere parmak basar; mağlupların galipleri taklit etme psikolojisi yaşadıklarını anlatır. (bk. İbn Haldun, Mukaddime, I, 374-375.)

Elbette Üstad Bediüzaman gibi bir İslam mücahidinin de görüşleri bu minvalde olacaktır. Bu hususta Risalelerde geçen bazı yerleri nakledeceğiz inşallah.

Üstad Bediüzzaman'ın bulunduğu zaman; ateizm ve komünizm gibi dehşetli büyük akımlar revaçta olduğu için, bu gibi bazı meselelere direkt ismiyle değil; Avrupayı körü körüne taklit, Avrupaperestlik, Frenkmeşreplik, Frenk illeti gibi isimler altında işlemiştir.

Küfür imana zıd olduğundan, kâfirlerin ahlakından ve onların medeniyetinden uzak durmak imanın ve İslamiyetin iktizasıdır. Çünkü bizim her ihmal ve lakaytlığımızın İslam'a birer darbe olduğunu Üstad Hazretleri ifade etmiştir.

"Hasmınız ve İslâmiyet düşmanı olan Frenkler, dindeki lakaytlığınızdan pek fazla istifade ettiler ve ediyorlar. Hatta diyebilirim ki, hasmınız kadar İslama zarar veren, dinde ihmalinizden istifade eden insanlardır. Maslahat-ı İslamiye ve selamet-i millet namına, bu ihmali a’mâle tebdil etmeniz gerektir." (Mesnevi-i Nuriye, Hubâb)

"İ’lem eyyühe’l-aziz! Kâfirlerin müslümanlara ve ehl-i Kur’ân’a düşman olmaları, küfrün iktizâsındandır. Çünkü, küfür imana zıttır. Maahaza, Kur’ân, kâfirleri ve âbâ ve ecdatlarını idam-ı ebedi ile mahkûm etmiştir. Binaenaleyh, Müslümanlarla ülfet ve muhabbetleri mümkün olmayan kâfirlere muhabbet boşa gidiyor. Onların muhabbetiyle karşılaşılamaz. Onlardan medet beklenilemez. Ancak حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ diye Cenâb-ı Hakka iltica etmek lazımdır." (bk. age.)

"O serseri ahlaksızlar, Frenkmeşrep, milliyetsiz, dinsiz heriflerdir. Ecnebî seyircileri ise, ecnebîlerin naşir-i efkârı olan gazetecilerdir." (Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup, Altıncı Risale olan Altıncı Kısım)

Üstad bu gibi bayramların; günahlara girmek için kılıf ve bahane gibi kullanıldığını ifade ediyor:

"Bu biçarelerin ye’sini ve elemini arttıran ve sefih bir kısım zenginlerin mel’abe-i hevesâtı ve zalim bir kısım kavîlerin vesile-i şöhret ve şekaveti olan frenkmeşrebâne ve perde-bîrûnâne ve firavunâne medeniyetperverlik namı altında yaptığınız harekâtta mıdır?" (Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup, Altıncı Risale olan Altıncı Kısım)

Ayrıca insan, zulme uğradığı ve adavet beslediği insanın fiilerini niçin kendisi işlemek ister ki? Bunu yaparken, güya milliyetçilik hesabına yaptıklarını zannederler. Oysa kendi hamiyetlerine zıt davrandıklarını ve kendi mukaddesatlarını feda ettiklerini bilmeliler.

"Asya’da uyanan akvam, fikr-i milliyete sarılıp, aynen Avrupa’yı her cihetle taklit ederek, hattâ çok mukaddesatları o yolda feda ederek hareket ediyorlar. " (bk., Yirmi Altıncı Mektup, Üçüncü Mebhas)

"Ecnebîlerin tâğutlarıyla ve fünun-u tabiiyeleriyle dalalete gidenlere ve onları körü körüne taklit edip ittiba edenlere binler nefrin ve teessüfler!"

"Ey bu vatan gençleri! Frenkleri taklide çalışmayınız. Âyâ, Avrupa’nın size ettikleri hadsiz zulüm ve adavetten sonra, hangi akılla onların sefahet ve batıl efkârlarına ittiba edip emniyet ediyorsunuz? Yok, yok! Sefihane taklit edenler, ittiba değil, belki şuursuz olarak onların safına iltihak edip kendi kendinizi ve kardeşlerinizi idam ediyorsunuz. Âgâh olunuz ki, siz ahlaksızcasına ittiba ettikçe, hamiyet davasında yalancılık ediyorsunuz. Çünkü şu surette ittibaınız, milliyetinize karşı bir istihfaftır ve millete bir istihzâdır." (Lem'alar, On Yedinci Lem'a, Beşinci Nota)

Hatta öyle düşman ki; ecdadımızı bile dalalet ve tahkir ile muamele etmiş ve etmektedirler:

"Hem dininizi inkâr, hem ecdadınızı dalaletle tahkir eden ve Peygamberinizi (a.s.m.) ve Kur’ân’ınızın kanunlarını reddedip kabul etmeyen Yahudi ve Nasranî ve Mecusilere, hususan şimdi bolşevizm perdesi altındaki anarşist ve mürted ve münafıklara hürriyet-i vicdan, hürriyet-i fikir bahanesiyle ilişmediğiniz hâlde ve İngiliz gibi Hristiyanlıkta mutaassıp, cebbar bir hükûmetin daire-i mülkünde ve hâkimiyetinde, milyonlarla Müslümanlar her vakit Kur’ân dersiyle İngilizin bütün bâtıl akîdelerini ve küfrî düsturlarını reddettikleri halde,.." (Şualar, On Dördüncü Şuâ)

Üstad Hazretleri, Avrupa'dan gelen kötü davranışların hayvani seciyeleri meydana getirdiğini ve insaniyetten sukut ettiğini ifade ediyor:

"Çünkü, insan eğer insan olmazsa, şeytan bir hayvana inkılâp eder. İnsan, bazı Frenkler ve Frenkmeşrepler gibi ihtirâsât-ı hayvaniyede terakki ettikçe, daha şiddetli bir hayvaniyet mertebesini alır." (Lem'alar, On Yedinci Lem'a, Altıncı Nota)

Avrupa medeniyetinin âdetleri, İslam adetlerine terstir. İslam şeairlerinin yerini tuttuğu için de bidat kabul edilir.

"Şu dalâlet-âlûd ve sefahetperver medeniyetin şakirtleri ve idlâl edici sakîm felsefenin talebeleri, acip ihtirasat ve pek garip tefer’unlukla sarhoş olmuşlar. Sonra gelip desiselerle, Müslümanları ecnebîlerin âdâtına davet ve terk-i şeair-i İslâmiyeye teşvik ediyorlar. Hâlbuki, her şeairde nur-u İslama bir şuur ve bir iş’ar vardır."

"Kur’ân-ı Hakîmin tilmizleri ise, bunlara mukabele edip derler ki: 'Ey dalalete dalmış gafiller! Dünyadan mevti, insandan acz ve fakrı kaldırmak çaresi varsa, dinden ve dinin şeairlerinden istiğna edebilirsiniz. Yoksa susunuz! Zira, ölüm, acz, zeval, fakr, sefer gibi âyât-ı tekviniye, yüksek sadalarıyla, dinin lüzumuna ve şeairin iltizamına davet ediyorlar.' " (Nur'un İlk Kapısı)

Avrupalıların hayatımız hükmündeki şeairi ve İslami adetleri tahrip etmelerine karşı, çok hassas ve uyanık olmak lazım gelir:

"Bilirsiniz ki, ebedî düşmanlarınız ve zıtlarınız ve hasımlarınız İslâmın şeâirini tahrip ediyorlar. Öyleyse, zarurî vazifeniz, şeâiri ihyâ ve muhafaza etmektir. Yoksa, şuursuz olarak şuurlu düşmana yardımdır. Şeâirde tehâvün, zaaf-ı milliyeti gösterir. Zaaf ise, düşmanı tevkif etmez, teşci eder." (Mesnevi-i Nuriye, Hubâb)

Bu mücadele harice karşı uyanık olmakla birlikte, onların sözlerini dinleyen içimizdeki sinsi münafıklara ve nefis ile hevaya karşı da şöyle olmalıdır:

"Ey birader! Düşman hariçte olsa, insan, silahsız o düşmanla geçinebilir. Fakat düşman kal’á içine girse ve gizlense, o vakit o düşmana karşı silahlanmak, zırh giymek ve gayet dikkat etmek, hem pek ciddi sebat etmek lazımdır. Ta ki hayat-ı ebedîsini hafî darbelerden kurtarabilsin."

"Ey kardeş! Zırh ve silah, namaz ve takvadır. Kur’ân’ın zincirini muhkem tut. Onun sözüne kulak ver. Başkaları seni aldatmasın. Şu zamanın gafil sarhoşları içinde seni, terk-i şeaire ve medeniyet-i dünyaya davet edenlere de ki: 'Hey sersem gafiller! Benim hâlim sizi dinlemeye müsait değil...' " (Nur'un İlk Kapısı)

Ayrıca Avrupa'ya ve medeniyetine benzemek adı altında birçok bidatlara taraftar olunduğu bir vakıadır. Hatta öyle bir dereceye düşebilir ki Üstad Hazretleri, gayr-i müslim bir mü'min tabirini kullanıyor:

"Şimdi ise frenk usulünün ve medeniyet namı altında bid’atkârâne ve şeriat-şikenâne cereyanlara taraftar olduğu halde, Allah’a, âhirete, Peygambere imanı da taşıyor ve kendini de mümin biliyor. Madem hak ve hakikat olan şeriat-ı Ahmediyenin kavânînini iltizam etmiyor ve hakiki tarafgirlik etmiyor, gayr-ı müslim bir mümin oluyor. İmansız İslâmiyet sebeb-i necat olmadığı gibi, bilerek İslâmiyetsiz iman dahi dayanamıyor, belki necat veremiyor, denilebilir." (Barla Lâhikası, 271. Mektup)

Hristiyanlığın esasatını Hz. İsa (a.s) bizzat kendisi tesis etmiştir. Ama ömrü az olduğundan, yılbaşı gibi bazı ritüeller, ibadet şekilleri ve hayat-ı içtimaiyeye ve şeriatlarının ayrıntılarına dair çoğu hükümler, Havariler ve diğer ruhani reisler tarafından ortaya konulmuştur. Böylece isevilik, örfî kanunlar ve medeni düsturlar namına, başka bir surete evrilmiştir. Bu da bidatların ve yanlış uygulamaların dinin içine girmesine sebeb olmuştur. Dolayısıyla Müslümanlar; Hristiyanlarla kıyas edilmemeli ve onlara benzemeye çalışmamalı:

"Saniyen, ehl-i bid’a, ecnebî inkılâpçılarından böyle meş’um bir fikir aldılar ki: Avrupa, Katolik mezhebini beğenmeyerek, başta ihtilâlciler, inkılapçılar ve feylesoflar olarak, Katolik mezhebine göre ehl-i bid’a ve Mutezile telâkki edilen Protestanlık mezhebini iltizam edip, Fransızların İhtilâl-i Kebîrinden istifade ederek, Katolik mezhebini kısmen tahrip edip Protestanlığı ilan ettiler."

"İşte, körü körüne taklitçiliğe alışan buradaki hamiyetfüruşlar diyorlar ki: 'Madem Hristiyan dininde böyle bir inkılap oldu; bidâyette inkılapçılara mürted denildi, sonra Hristiyan olarak yine kabul edildi. Öyle ise, İslamiyette de böyle dinî bir inkılâp olabilir.' "

"Elcevap: Bu kıyasın, Birinci İşaretteki kıyastan daha ziyade farkı zâhirdir. Çünkü din-i İsevîde, yalnız esâsât-ı diniye Hazret-i İsâ Aleyhisselâmdan alındı."

"Hayat-ı içtimaiyeye ve füruat-ı şer’iyeye dair ekser ahkâmlar, Havariyun ve sair rüesa-yı ruhaniye tarafından teşkil edildi. Kısm-ı âzamı kütüb-ü sabıka-i mukaddeseden alındı."

"Hazret-i İsâ Aleyhisselâm dünyaca hâkim ve sultan olmadığından ve kavânin-i umumiye-i içtimaiyeye merci olmadığından, esâsât-ı diniyesi, hariçten bir libas giydirilmiş gibi şeriat-ı Hıristiyaniye namına örfî kanunlar, medenî düsturlar alınmış, başka bir suret verilmiş."

"Bu suret tebdil edilse, o libas değiştirilse, yine Hazret-i İsa Aleyhisselâmın esas dini bâki kalabilir, Hazret-i İsâ Aleyhisselâmı inkâr ve tekzip çıkmaz."

"Hâlbuki, din ve şeriat-ı İslâmiyenin sahibi olan Fahr-i Âlem Aleyhissalâtü Vesselâm iki cihanın sultanı, şark ve garp ve Endülüs ve Hind birer taht-ı saltanatı olduğundan, din-i İslâmın esâsâtını bizzat kendisi gösterdiği gibi, o dinin teferruatını ve sair ahkâmını, hattâ en cüz’î âdâbını dahi bizzat o getiriyor, o haber veriyor, o emir veriyor."

"Demek, füruat-ı İslâmiye, değişmeye kàbil bir libas hükmünde değil ki, onlar tebdil edilse esas din baki kalabilsin. Belki, esas-ı dine bir cesettir, lâakal bir cilttir."

"Onunla imtizaç ve iltiham etmiş; kabil-i tefrik değildir. Onları tebdil etmek, doğrudan doğruya Sahib-i Şeriatı inkâr ve tekzip etmek çıkar."

"Mezâhibin ihtilâfı ise, Sahib-i Şeriatin gösterdiği nazarî düsturların tarz-ı tefehhümünden ileri gelmiştir. “Zaruriyât-ı diniye” denilen ve kabil-i tevil olmayan ve “muhkemat” denilen düsturları ise, hiçbir cihette kabil-i tebdil değildir ve medar-ı içtihad olamaz. Onları tebdil eden, başını dinden çıkarıyor, يَمْرُقوُنَ مِنَ الدِّينِ كَمَا يَمْرُقُ السَّهْمُ مِنَ الْقَوْسِ kaidesine dahil oluyor." (Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup, Yedinci Kısım)

Avrupalılara benzemeye ve yanaşmaya çalışsak da onlara benzemek için çok uğraşmak lazım. Çünkü aramızdaki dere çok derindir:

"Ey uykuda iken kendilerini ayık zannedenler! Umûr-u diniyede müsamaha veya teşebbühle medenîlere yanaşmayın. Çünkü, aramızdaki dere pek derindir; doldurup hatt-ı muvasalayı temin edemezsiniz. Ya siz de onlara iltihak edersiniz, veya dalalete düşer, boğulursunuz." (Mesnevi-i Nuriye, Habbe)

İslam'ın füruattaki kaide ve kanunları sayesinde; İslam'ın Hristiyanlığa mağlup ve tağyir olmadığı şöyle ifade edilmiştir:

"Âlem-i küfür, bütün vesaitiyle, medeniyetiyle, felsefesiyle, fünunuyla, misyonerleriyle âlem-i İslâma hücum ve maddeten uzun zamandan beri galebe ettiği halde, âlem-i İslâma dinen galebe edemedi. Ve dahilî bütün fırak-ı dâlle-i İslâmiye de, birer kemmiye-i kalile-i muzırra suretinde mahkûm kaldığı ve İslâmiyet metanetini ve salâbetini sünnet ve cemaatle muhafaza eylediği bir zamanda, lâübâliyâne, Avrupa medeniyet-i habise kısmından süzülen bir cereyan-ı bid’atkârâne, sinesinde yer tutamaz. Demek, âlem-i İslâm içinde mühim ve inkılâpvâri bir iş görmek, İslamiyetin desâtirini inkıyadla olabilir, başka olamaz. Hem olmamış, olmuşsa da çabuk ölüp sönmüş." (Mesnevi-i Nuriye, Hubâb)

Üstad Hazretleri boykot konusunda da Avrupayı manen ve bazen maddeten boykot etmemiz gerektiğini ifade etmiştir. Yılbaşını da benimsememek bu boykotun bir dalıdır.

"İşte o hamalların, Avusturya’ya karşı, benim gibi bütün Avrupa’ya karşı(HAŞİYE) boykotajları ve en müşevveş ve heyecanlı zamanlarda âkılâne hareketlerinde bu nasihatin tesiri olmuştur. Padişaha karşı irtibatlarını tâdil etmeye ve boykotajlarla Avrupa’ya karşı harb-i iktisadî açmaya sebebiyet verdiğimden, demek cinayet ettim ki, bu belâya düştüm."

HAŞİYE: Bediüzzaman’a zurafâdan biri, birgün, irfanıyla mütenasip bir esvap giymesi lüzumundan bahseder. Müşarün ileyh de: 'Siz Avusturya’ya güya boykot yapıyorsunuz; hem onun gönderdiği kalpakları giyiyorsunuz. Ben ise bütün Avrupa’ya boykot yapıyorum. Onun için yalnız memleketimin maddi ve manevi mamulatını giyiyorum.' buyurmuştur." (Divan-ı Harb-i Örfî)

Boykotta da dikkat etmemiz gereken bir nokta var ki, toptancılıktan kaçınılmalıdır. Çünkü Avrupa'nın iki kısım olduğu da şu şekilde ifade edilmiştir:

"Yanlış anlaşılmasın, Avrupa ikidir. Birisi, İsevîlik din-i hakikîsinden aldığı feyizle hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeye nâfi san’atları ve adalet ve hakkaniyete hizmet eden fünunları takip eden bu birinci Avrupa’ya hitap etmiyorum. Belki, felsefe-i tabiiyenin zulmetiyle, medeniyetin seyyiâtını mehâsin zannederek beşeri sefahate ve dalalete sevk eden bozulmuş ikinci Avrupa’ya hitap ediyorum..." (Lem'alar, On Yedinci Lem'a, Beşinci Nota)

Avrupa'dan gelen âdetlerin çoğunun sefahat ve günahlara yol açtığını, saadeti bozduğunu, tenbellik ve israf ile fakirliği körüklediği de şöyle ifade edilmiştir:

"Medeniyet-i hâzıra-i garbiye, semavî kanun-u esasîlere muhalif olarak hareket ettiği için seyyiatı hasenatına, hatâları, zararları, fâidelerine râcih geldi. Medeniyetteki maksud-u hakikî olan istirahat-i umumiye ve saadet-i hayat-ı dünyeviye bozuldu. İktisat, kanaat yerine israf ve sefahet; ve sa’y ve hizmet yerine tembellik ve istirahat meyli galebe çaldığından, biçare beşeri hem gayet fakir, hem gayet tembel eyledi." (Emirdağ Lâhikası-II, 74. Mektup)

Avrupa medeniyetinde içki ve günahlar arttıği için medeniyetin çöküşe geçip, yırtılmaya başladığı ve sosyolojik çöküşe geçtiğini şöyle nazara verir:

"Zaaf-ı dine sebep olan Avrupa medeniyet-i sefihanesi yırtılmaya yüz tuttuğu bir zamanda ve medeniyet-i Kur’ân’ın zuhura yakın geldiği bir anda, lâkaydâne ve ihmalkârâne, müsbet bir iş görülmez. Menfîce, tahripkârâne iş ise, bu kadar rahnelere maruz kalan İslam zaten muhtaç değildir." (Mesnevi-i Nuriye, Hubâb)

Ayrıca Avrupa medeniyeti ile İslam medeniyetinin farkını Üstad güzel bir şekilde ifade etmiştir. Elbette bu medeniyetten ve bu medeniyetin gereklerinden ve bayramlarından da uzak durulması gerektiği net bir şekilde anlaşılmaktadır...

"İ’lem eyyühe’l-aziz! Kâfirlerin medeniyetiyle müminlerin medeniyeti arasındaki fark:

Birincisi, medeniyet libasını giymiş korkunç bir vahşettir. Zahiri parlıyor, bâtını da yakıyor. Dışı süs, içi pis; sureti me’nus, sîreti mâkûs bir şeytandır.

İkincisi, bâtını nur, zahiri rahmet; içi muhabbet, dışı uhuvvet; sureti muâvenet, sîreti şefkat, câzibedar bir melektir." (Mesnevi-i Nuriye, Hubâb)

Gençleri, ümmeti ve İslam medeniyetinin şebabetini muhafaza yolunun şeriati ve şeairleri ikame, sünnete ittibadan geçtiğini şöyle ifade ediyor:

"Elhasıl: Zünub ve mesâvî-i medeniyeti, hudud-u hürriyet ve medeniyetimize girmekten seyf-i şeriatla yasak edeceğiz. Ta ki, medeniyetimizin gençliği ve şebabeti, zülâl-i aynü’l-hayat-ı şeriatla muhafaza olsun."

"Kesb-i medeniyette Japonlara iktida bize lazımdır ki, onlar Avrupa’dan mehasin-i medeniyeti almakla beraber, her kavmin mâye-i bekası olan âdât-ı milliyelerini muhafaza ettiler. Bizim âdât-ı milliyemiz İslâmiyette neşvünema bulduğu için, iki cihetle sarılmak zaruridir."

"Ey hamiyetli ebnâ-yı vatan! Cemiyet-i millî ruhlarını feda etmekle saadetimize yol açtılar. Biz de bazı lezaizimizi terk ile onlara yardım edeceğiz." (Divan-ı Harb-i Örfî)

Son olarak bu yılbaşında işlenen günahlardan dolayı Rabbimize duamız şudur ki:

اَتُهْلِكُنَا بِمَا فَعَلَ السُّفَهَٓاءُ مِنَّاۚ

"İçimizden birtakım beyinsizlerin işlediği (günahlar) yüzünden bizleri helâk etme..."(A'raf, 7/155) Âmin!..

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

şeref askar

Hattâ bir âdi Bulgar'a veya bir nefer-i İngiliz'e veya bir serseri Fransız'a "Sarık sar. Sarmazsan hapse atılacaksın!" denilse, taassubları muktezasınca diyecek: "Hapse değil, öldürseniz bile, dinime ve milliyetime bu hakareti yapmayacağım!" Mektubat (RNK) - 475

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...